banner164

Doç. Dr. Hasan Aktaş, ‘Hayalet Oğuz’u anlattı

Bayburt Üniversitesi Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü Öğretim Üyesi Doç. Dr. Hasan Aktaş, Türk edebiyatının bohem karakterlerinden ‘Hayalet Oğuz’u anlattı.

Doç. Dr. Hasan Aktaş, ‘Hayalet Oğuz’u anlattı
Bayburt Postası - Türk edebiyatında sayıları oldukça fazla çevirileri ve telif eserleri ile var olan ama bilinmeyen Oğuz Alplaçin ‘Hayalet Oğuz’ hakkında önemli bir biyografi eserine imza atan Aktaş, üniversite konferans salonunda yapığı konuşmada, Hayalet Oğuz’la ilgili oldukça ilgi çekici konulara değindi.

Hayalet Oğuz’un mülkiyetsizliğin baş timsallerinden biri olduğunu söyleyen Aktaş, yazarın, Türkçe-İngilizce sözlüğü haricinde mülkiyetine aldığı tek bir şeyin olmadığını ifade etti. Aktaş, Hayalet Oğuz'un iyi bildiği İngilizcesi ile çeviriler yaptığını ve geçimini bu şekilde sağladığını belirterek, üzerinde taşıdığı sözlüğün zaman zaman banklarda geçen bohem hayatında yastık görevi de üstlendiğini kaydetti.

Hayalet Oğuz’un bir ‘tutunamayan’ değil ‘tutunmayan’ olduğunu aktaran Aktaş, “Oğuz Atay’ın ‘Tutunamayanlar’ romanını bilirsiniz. Atay, burada hayatta bir yerlere gelmeyi isteyip, görülmeyen, hak ettiği değer verilmeyen tipleri yazmıştır. Bana göre Hayalet Oğuz, bir ‘tutunamayan’ değildir, ‘tutunmayan’, ısrarla ‘tutunmak istemeyen’ diye tarif edilebilir” dedi.



Hayalet Oğuz’un kapağı attığı dostlarının evlerinde kimi zaman yedi yıl kalacak kadar uzun durduğunu, nişanlılığının dahi yalnızca bir hafta sürdüğünü, babasını ve annesini kimsenin bilmediğini, cenazesi defnedilirken annesi sorulunca, ‘Havva’nın oğlu’ diye bir ses yükseldiğini söyleyen Aktaş, şunları kaydetti: 

“Hayalet Oğuz, adeta bir hayalet gibi hayatta önemsediği, önemsemediği pek çok şeyle ilgilendi. Onun ilgileri ilgisizliği, ilgisizliğe de ilgililiği anlamına geliyordu. Bu bağlamda resimden sinemaya ve oradan kitaplara ve romana, şiire kadar üst yapıya ait pek çok konuyla ilgilendi. Yalnız iyi bilinmelidir ki onun ilgilendikleri ilgilenmedikleri, ilgilenmedikleri de zımnen ilgilendikleridir. Zira onun her bir halinin arka planında çözülmemiş nice mazmunlar gizlidir. O ilgilendikleri ve igilenmedikleriyle günlük hayatın olağan akışı içinde protest bir tavır geliştiriyordu ve bunu da pek hissettirmiyordu. Mesela mülkiyetle ilgilenmiyordu ama onun bu mülkiyetle ilgisizliğinin arka planında derin bir sessiz protesto vardı. Sonuna kadar mülkiyetsiz yaşadı ve mülkiyetsiz öldü. Kim bilir, belki de bu yüzden annesinden ve babasından bahsetmedi. Anne-baba faşizmine karşı da böylece en başından tavır koydu. İktidarlara, ‘uygun adım’ yurttaş olmak istemedi. O yaşamından da anlaşılıyor ki hiç kimsenin hiçbir şeye sahip olmadığı her şeyin ortak olduğu bir dünya özlüyordu. Böyle bir dünyada, dünyanın tam merkezinde olan insan vardı.” 

Hastalığını dahi ‘hastaymışım’ ifadeleriyle mülkiyetine almak istemeyişinin de altını çizen Aktaş, Hayalet Oğuz’un 46 yaşında 46 kilo olarak hayatını kaybettiğini belirtti. Yazarın ismini ilk olarak Tezer Özlü’nün ‘Çocukluğun Soğuk Geceleri’ adlı eserinde duyduğunu ve sonrasında uzun yıllar süren araştırmaların ardından kitap fikrinin oluştuğunu söyleyen Aktaş, Hayalet Oğuz’un yaşadığı dönemde çokça ünlü yazar dostunun olmasına rağmen, bunlardan sadece birkaçının eserinde yer alabildiğini aktardı.

Davetlilerin sorularını yanıtlayan, ‘tutunmayan’, ‘tutunamayan’ bahsinde gelen eleştirilerle ilgili görüşlerini de belirten Aktaş, konferansın ardından ‘Gölgesi Bedeninden Büyük Kelebek Vizeli Mülkiyetsiz Bir Anarşist Hayalet Oğuz’ adlı kitabını öğrencileri ve katılımcılar için imzaladı.

Konferansa Bayburt Üniversitesi İnsan ve Toplum Bilimleri Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Süleyman Çiğdem de katıldı. Çiğdem, Aktaş’a verdiği kıymetli bilgilerden dolayı teşekkür etti.

Haber: Murat Okutmuş 
Misafir Avatar
İsim
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
Misafir Avatar
ERDOĞAN ÖNER 4 ay önce

ÖNCE BAYBURT ÜNÜVERSİTESİNDE SAYIN DOÇ. DR HASAM AKTAŞ a araştırmalarından dolayı. böyle bir konuyu gündeme getirmesi heleki Bayburt gibi tutucu şehirde cesaret verici.konu mülkiyetsiz toplum denince sosyalizmi çağrıştırdığını anlamak gerekiyor. B anlamda konuyu araştıran hocamıza saygılar sunarım

Misafir Avatar
Arif Hikmet 4 ay önce

Dünyayı Allah denge üzerine kurmuştur.Kur'an-ı Kerimde Yüce Allah " kimine sıkar kimine de bol veririm" diyor. Yüce Allah "Bol verdiklerim elinin altındakilere versinler ki denge sağlansın" " Neden vermiyorlar" diyor. Bunları niye söylüyorum ; Sayın Hocamın düşüncelerinin ütopik olduğu ve yaradılışa ve dünyaya uymadığı görülmektedir. Bu düşünce komünizme daha yakın ve tutmamıştır. Böyle düşünür ve aydınlarımızın olması bence çok yazık. Çünkü Allah dünyayı denge üzere yaratmıştır. Bir şeyleri bir şeye sebep kılmıştır. Sosyal yaşantıda "kimsenin hiç bir şeye sahip olmadığı her şeyin ortak olduğu bir dünya" düşünülemez ve altından da kalkılmaz. O zaman biz Allah'tan daha mı iyi biliyoruz? Her şeyin ortak kullanıldığı bir fıtrat verebilirdi. Yani Yüce Allah dünyayı bir imtihan aracı olarak vermiş ve burada verdiği kişiyi de, vermediği kişiyi de imtihan etmektedir. Sonra hocamın dediği düşünceyi cennette insana o zaman yaşatacaktır. Uzun mevzu kısa keselim vesselam...Saygılar.