Çatıksu’daki asırlık değirmende söz öğütülüyor!

Çatıksu Köyü’nde 200 yıllık değirmenin sahibi Mustafa Durmuş (71) söz ustası bir âşık.

Çatıksu’daki asırlık değirmende söz öğütülüyor!
Bayburt Postası - 1974 yılında satın aldığı değirmeni 42 yıl işletmiş, yaklaşık 3 yıldır ise çalıştırmıyor. Fakat her gün değirmeni açarak, otantik ortamda misafirlerini ağırlıyor. Aşıklık geleneğinin gereği olan irticalen söz söyleme sanatında ise maharetli.

Murat Okutmuş / Bayburt Postası 

Mustafa Durmuş köy halkınca ‘Aşık Emi’ olarak tanınıyor. Kış aylarını Antalya ve Bursa’da çocuklarının yanında geçiriyor. Mayıs ve Ekim aylarında ise Çatıksu köyündeki evi ve değirmeni arasında mekik dokuyor.

Asırlık değirmeni dağın koca bir kayasına yaslanmış. Çiçeklerle bezeli bahçesinde köy halkı gelip piknik de yapabiliyor. Bahçenin dağla kıyısında küçük bir harık var. Serin serin sular akıyor. Bahçede kuşburnu ağaçları da meyve ağaçları da mevcut. Mustafa amca bahçenin değirmene bitişik köşesinde ise bal kabağı yetiştiriyor. Değirmenin içerisinde ailenin geçmişini ve meşguliyet tarihini anlatan eski eserler de sergileniyor. Mesela 70 yıllık bir kerpeten; Mustafa amcanın hem dedesi, hem babası, hem kendisi bir dönem dişçilik yapmış. Doktorun olmadığı dönemlerde herhangi bir bedel almadan insanlara hizmet edilmiş. Asırlık bir matkap misal; ‘aynalı matkap’ diye bilinen eski bir alet. Ve en az 50 yıldır kullanılmayan soluk sarı renkli bir çift çarık..

Mustafa Durmuş'u Türk Dili ve Edebiyat Bölümü’nden hocam Doç. Dr. Hasan Aktaş'la birlikte ziyaret ettik. Ve Mustafa amca önce bir aşıklama ‘hoşgeldiniz’ dedi bize...

Ben Mustafa gönül kuşum kafeste
Zikrederim Mevlayı her bir nefeste
Dostlarla sohbete olmuşum hasta
Başımın tacları siz sefa geldiz..

Mahlası ‘Karkamer’; ‘Beyaz ay’ manasına geliyor. Hoşgeldiniz faslının ardından ‘alem’ ismini verdiği bir deyişini daha söylüyor. 

Gezerken seyrettim ben bu alemi
Ne güzel bir alem gördüm sevdiğim
Her tarafı sarmış yeşil çimeni 
Lale, sümbül, gül kokuyor sevdiğim

Sordum Menekşe’ye boynunu burdu
Lale’yle Sümbül nazlanıp durdu
Aradım Kardelen acep ne oldu
Nerede kaldı Nar Çiçeği sevdiğim

Karkamer Mustafa cihanı gezer
Cenab-ı Hak etmiş ona da nazar
Ömrümde görmedim böyle bir güzel
Huri melek midir benim sevdiğim...


Mustafa Durmuş’un aşıklık geleneğine can veren dostları da var. ‘Reyhani ve Mevlüt İhsani ile sohbet etmişliğimiz vardır’ diyor. Birkaç eserinin de Hilmi Şahballı, Muhsin Bayburtlu aracılığıyla bestelendiğini, seslendirildiğini belirtiyor. Ayrıca Mustafa Küçük “Gelin Elması” adlı eserini alıp söylemiş, kendine mal etmek için de “Çoban Elması” diye değiştirmiş. Bayburt’un aşıklık geçmişini de iyi biliyor. Kendisi sassız aşıklarımızdan; İrşadi, Celali ve Hicrani’ye bu yönüyle benziyor. İrticalen söz de söylüyor. İşte elini kulağına atarak bizi de yad ettiği o sözler:

“...
Hasan Aktaş bizim daim hocamız
Elif elif yazmış binbir hecemiz
Ne gündüzümüz var ne de gecemiz
Değirmende sohbet etmeye gelmiş

Karkamer Mustafa ne deyip yazar 
Değirmen taşları aslından güzel 
Cenabı Hak etmiş sizlere nazar 
Gazeteci bile sohbete gelmiş...”




Değirmenin tarihi ve işlevi

"‘Oğulluklar’ın değirmen olarak bilinir. Asılları Kondolotlu'dur bu ailenin. Bir vesile bu köye yerleşiyorlar. Benim nenem o akrabadandır. Değirmenin faaliyetini 3 sene önce durdurdum. Bir şeye kızdım ve durdurdum ama buradan hiç kopmadım; kopamam. Kavut, Mısır, Kepekli Un, Bulgur, Buğday öğütürdük biz burada. Gecede 70 teneke un atar (öğütür) bu değirmen. 1973 itibariyle ben işlettim burayı.”

Aşıklık kervanına katılışı, bade içme hikâyesi ise şöyle:

“16 yaşında bir çocuktum. Aydıntepe ilçesine gittik. Burada misafirlikte otururken üç kız geldi yanımıza. Beni sordular enişteme. 'Hem Amcamın ve hem teyzemin oğlu' diye cevap verdi eniştem. Konuşmuyorum ben, utangaç biriyim, her lafa atlamıyorum. Bu kez ‘lal mı bu' dediler, 'evli mi bekar mı' diye sodular ve başladılar benimle alay etmeye. Biri dedi 'ben varacağım', diğer dedi 'ben alacağım', bir diğeri 'bir evin tek çocuğu ben varacağım' dedi. Ben yine ses çıkarmayınca bu sefer kasketime daldılar. Havya atıp talihliyi belirleyecekler güya. Ağabeyim kasketimi aldı, havaya atacak, bu sırada ben söze girdim: 'Abi dedim bunlardan aile olmaz. Bunlardan avlu süpürgesi olur.' Yani avluda dikilip, gözünü dışarıdan ayırmayanlara denir bu söz. Bunlar alındılar tabii. O gün o efkârla yattım, sabah namazına kalktım seccade de gözüm almış. 

Rüyama üç kişi geldi. Biri Gümüşhane’nin Veyselli köyünden Mustafa Efendi, biri bizim bu köyde Hacı Süleyman Efendi, biri de İran’ın İsfahan şehrinden gelmiş bir misafir. Geldi bir bayanla geçtiler. Beni çağırdılar. Hacı Süleyman Efendi dedi ki senin nişanın var. Kızlar alay etti ya bir gün önce ben de, ‘Mustafa Efendi alem beni deli biliyor, sende mi benle alay etmeye başladın’ dedim. Elimden tuttu ve bir binaya girdik. Gümüşhaneli beni sordu, o da beni gösterdi, benim için çocuk dediler. Hacı Süleyman Efendi de cevaben ‘çocuk gibi görmeyin, birkaç seneye kendine gelir” dedi. Gelin olan adayla bana birer adet şerbet sundular. Biri yarım bardak, biri tam. Ben bayana sundum, o bana sundu, 'sen erkeksin sen iç', dedi. Ben o dolu olanı içtim. Kızın ismi Gülzari. Yüzü peçeli bir bayan. Ben de dalga geçtiklerini düşünerek ellerine baktım, bileğinin kilit kemiklerine bakıp bayan olduğunu anladım. Bu arada evden seslendiler bana ve kalktım. Kendimde değildim. Baygın bir halde kalkıp bir deyiş söyledim ve o gün itibariyle birşeyler demeye çalıştım.”

Mustafa Durmuş, insanlığın ortak acılarına kayıstız kalmamış. Üzengili çığ felaketine bir ağıtı var, bir de 1983 Erzurum depremine yazdığı var, oradan da iki kıta paylaşalım:

“Erzurum önünde Pasin ovası
Yıktırdın Narmanı, çöl ettin Kars’ı
İçinde yok muydu hasların hası
Kim şikayet etti sana sevdiğim.

Erzurum dediğin ne güzel eller
Toprağa karıştı kınalı eller
Nice genç yiğitler nice güzeller 
Kim şikayet etti sana sevdiğim...”

Mustafa Durmuş, Dikmetaş hikâyesinin literatüre geçmiş şeklinden farklı bir varyantını anlatıyor. Son olarak onu da koyalım buraya, sözden beslenen bir milletin bu sözü taşıyan, yaşatan bir aşığının dedikleri de girsin memleketin edebiyatına, tarihine... 

“Sarıkız Manisa doğumlu, babası Manisa’da bir çoban. Manisa’da Sarıkız’ın babasının ücretini vermiyorlar. Göç edip Ardahan Göle’ye geliyor. Orada da hayvancılık yapıyor. Göle’deki İnönü Çiftliği’nde çoban olarak işe giriyor. Çoban durduğu zaman Sarıkız 15 yaşına giriyor. Sarıkız’ın cemali çok güzel. Köy halkının gözü hep Sarıkız’da.. Hepsi ben oğluma alım derken Sarıkız hiçbirini beğenmiyor. Sarıkız’ın saçları sırma, dört örük yapılıyor ve saçları tabanlarına kadar iniyor. Buradan da kızıma gözden bir şey olacak diye göç ediyor babası.. Bayburt’a ve Bayburt’un Hayık Köyü’ne gelip yerleşiyor. Hayık’ta da Şubat ayında bir kış bastırıyor. Karlamadan hayvanlar otsuz, alafsız kalıyor. Sarıkız'ın babası Ermeni ağasına gidip hayvanları için alaf istiyor. Alaf istediği zaman, Ağa da ‘neyin var ki sana alaf vereyim, bana karşılığında ne vereceksin’ diyor. Sarıkız'ın babası, 'baharda hayvanları satar borcumu öderim' dese de kabul ettiremiyor. Ve 'birkaç koyunum, biraz kazım bir de kızım var' diyor. Ermeni ağası kızı görür ve Sarıkız’a aklı gider. 'Sarıkız’ı verirsen ben sana bütün tayaları (ot yığını) veririm' diyor. Babası da Sarıkız’a danışıyor. Kız istemiyor. Hayvanların ölmesine de razı değil çünkü tek sermayeleri onlar. O gece seher vaktinde dua ediyor. Şubat’ın 17’si, 'yarabbi bana bunu nasip etme' diye yakarıyor. Hava bulutluyor, rüzgâr esiyor, ardından bir yağmur boşalıyor. Dağdaki, ovadaki kar silinip gidiyor. Sarıkız babasını sesliyor ve şöyle diyor: "Ova açtı, seher yeli esti, Ermeni'nin tayalarını da Cenabı Rabbül alemin taş kesti." Babasının yüzüne gözyaşlarından düşüyor. Babası da kalkıyor ki her tarafta kar kalkmış, böylelikle hayvanları da kurtarıyor, Sarıkız da istemediği bir işten kurtarıyor.”

Misafir Avatar
İsim
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
Misafir Avatar
Bayburtlu Salih 1 hafta önce

Mustafa amcayı şahsen görmüşlüğüm olsa da, kendisi ile hem yaş itibarı ile hem de, sohbet ortamı itibarı ile buluşmak nasip olmadı.
Kendisinin özellikleri itibarı ile fahri doktora verilerek üniversite gençliği ile ve tanımayan kitleler ile tanıştırılıp, feyiz almaları sağlana bilir.

Misafir Avatar
Ahmet Reha Bulut 4 hafta önce

Mustafa amca harika bir edebiyatci olduğu kadar köyüne, doğasına çok hakim. Misafir olarak gittiğimiz Catiksu köyünde dağlara onun öncülüğünde tırmanıp, güzel mantarlar topladık.

Misafir Avatar
Ayten TAŞ 4 hafta önce

Sadece kendisi değil çocuklar da aynı şekilde edebiyata hakim torunlarıda bu bayrağı taşıyan isimler arasında ılıcak Cevher belli Allah uzun ömürler versin

banner268