Çocuğunuzu televizyona teslim etmeyin

Yapılan araştırmalara göre, Türkiye'de günlük televizyon izleme alışkanlığı 4 saatten fazla. Bu oran çocuklarda daha da yüksek. O nedenle anne babalara çok görev düşüyor. Bu amaçla İstanbul Üniversitesi İletişim Fakültesi öğretim üyeleri Yard.Doç.Dr. Ayşen Akkor Gül ve Yard.Doç.Dr. Yıldız Dilek Ertürk, "Çocuğunuzu Televizyona Teslim Etmeyin: Medya Okur Yazarı Olun" başlıklı bir kitap yayınladı. Kitap, televizyonun çocuklar üzerinde nasıl bir etki yarattığı konusunda ailelere önemli bir rehber niteliği taşıyor.Bizleri evlerimize kendi rızamızla kilitleyebilen en güçlü kilittir herhalde televizyon! Bazen “Ya o olmasaydı?” diye düşündüğümüz de olur; “Keşke o olmasaydı!” dediğimiz de… Yine de, her şeye rağmen aradaki ince çizgi bizi esir etmeye devam eder. Yetişkinler için televizyon bir bilgi edinme aracı, bir eğlence ve zaman geçirme makinesi olarak algılansa da, televizyonun çocuklar üzerindeki etkileri çok farklıdır. İşte televizyonu bu yönüyle inceleyen çok önemli bir kitap çıktı: Çocuğunuzu Televizyona Teslim Etmeyin! Medya Okur Yazarı Olun.

Çocuğunuzu televizyona teslim etmeyin

Yapılan araştırmalara göre, Türkiye'de günlük televizyon izleme alışkanlığı 4 saatten fazla. Bu oran çocuklarda daha da yüksek. O nedenle anne babalara çok görev düşüyor. Bu amaçla İstanbul Üniversitesi İletişim Fakültesi öğretim üyeleri Yard.Doç.Dr. Ayşen Akkor Gül ve Yard.Doç.Dr. Yıldız Dilek Ertürk, "Çocuğunuzu Televizyona Teslim Etmeyin: Medya Okur Yazarı Olun" başlıklı bir kitap yayınladı. Kitap, televizyonun çocuklar üzerinde nasıl bir etki yarattığı konusunda ailelere önemli bir rehber niteliği taşıyor.

Bizleri evlerimize kendi rızamızla kilitleyebilen en güçlü kilittir herhalde televizyon! Bazen “Ya o olmasaydı?” diye düşündüğümüz de olur; “Keşke o olmasaydı!” dediğimiz de… Yine de, her şeye rağmen aradaki ince çizgi bizi esir etmeye devam eder. Yetişkinler için televizyon bir bilgi edinme aracı, bir eğlence ve zaman geçirme makinesi olarak algılansa da, televizyonun çocuklar üzerindeki etkileri çok farklıdır. İşte televizyonu bu yönüyle inceleyen çok önemli bir kitap çıktı: Çocuğunuzu Televizyona Teslim Etmeyin! Medya Okur Yazarı Olun.

Yard. Doç. Dr. Yıldız Dilek Ertürk ve Yard. Doç. Dr. Ayşen Akkor Gül’ün birlikte hazırladıkları kitap, televizyonun çocuklar ve ailelerde yarattığı etkileri en ince ayrıntılarıyla işliyor. Bu önemli kitap, ailelere önemli bir uyarı niteliğinde. Televizyonun çocuklar üzerinde nasıl bir etki yarattığı konusunda önemli bir rehber.

Her geçen gün yenilenen teknolojik gelişmeler sonrası ulaştığı saha ve bu arada bireyler üzerindeki etkinliği hızla artan kitle iletişim araçları, özellikle de televizyon, günlük yaşantımızın çok önemli bir parçası durumundadır. Yetişkinler kadar, çocuklar da günümüzde bu kitle iletişim aracının bulunduğu ortamlarda vakit geçirmektedir. Tabii, bu vakit, bilinçli ebeveynler tarafından sınırlanabilmektedir. Bu sınırlama; zaman konusunda olabildiği gibi, program bazında da gerçekleşebilmektedir. Ebeveynler, çocuklarını, onların ahlâki, ruhsal gelişimine olumsuz yönde etki edebileceğini düşündükleri dizi film, sinema filmi ya da programlardan sakınabilseler de, zararsız gibi görünen haber bültenlerinden sakınmak akıllarına gelmeyebilir.

Ertürk ve Gül’ün, oldukça detaylı araştırma ve uygulamalarının bir sonucu olarak ortaya çıkan, bu yoğun emek ürünü çalışmada; çoğu zaman akşam yemekleriyle veya yemek sonrası tüm aile bireylerinin ekseriyetle TV’nin mevcut ve açık bulunduğu ortamlarda bir arada bulunduğu saatlere tesadüf eden haber bültenlerinde sunulan, savaş haberlerinden, polis-adliye haberlerinden ve hatta magazin haberlerinden, bunların içerik, ses ve görüntülerinden çocukların nasıl ve ne derece etkilendikleri, bizzat çocuklar üzerinde gerçekleştirilen psikolojik testlerin sonuçlarıyla sunulmaktadır. Konuya ilişkin yapılan bilimsel araştırma ve testlerin sonucunda ebeveynlere net olarak şu uyarıda bulunuluyor: “Çocuğunuzu Televizyona Teslim Etmeyin!..”

Bu çalışmanın sonuçları aile ve çocuğun haber izleme alışkanlıklarını tutumun öğelerini oluşturan biliş, duygu ve davranış açısından inceleyerek oluşabilecek çelişkileri ve söylem farklılıklarını gözler önüne sermesi açısından önemli bir değerlendirmeyi ortaya koymaktadır. Araştırma televizyonlarda yayınlanan haber programlarını kötülemek veya izleyici memnuniyetsizliğini ortaya koymak gibi bir amaca dayanmamakta; tersine, çocuğun haberi duyması ve bilmesi gerektiğini önemle vurgulayarak, haber içeriklerinin anlaşılabilir ve korku, kaygı yaratmayacak, travmadan uzak bir dile nasıl dönüştürülmesi gerektiğinin ipuçlarını taşıması açısından da dikkate değer bir özelliktedir. Özellikle son beş yılın, konu ile ilgili yazın taramasının yapıldığı çalışmada, benzer koşullarda yapılmamış bir alan araştırması yöntemi ile, odak grup çalışması ve psikiyatrik veri toplama yöntemlerinden de yararlanılarak, özgün bir açılım sağlanmasıyla da bilimsel veri tabanı için önemli bir katkı sağladığı inancı taşınmaktadır.

Çocuklardan bilgi almak yetişkinlere oranla daha zor olduğu için, çocuklara yönelik özel psikolojik ölçme değerlendirme kriterlerinin kullanılması zorunluluğunun farkedilmesi ile yola çıkılan bu araştırmada çocukların kendi düşünce ve duyguları ile aynı zamanda ebeveynin çocukları hakkında verdikleri bilgiler arasındaki tutarlılık belirlenmeye çalışılmıştır. "Televizyon haberleri aracılığıyla, yaşamsal stres etkenleri olarak sınıflanan pek çok tetikleyici etkenin çocuğa ulaştığı" bir kez daha gözler önüne serilmiş olan bu araştırma ile Türkiye’nin henüz yeni tanışmaya başladığı “Medya Okur Yazarlığı kavramı” ele alınarak sonuçlar ilgili literatür eşliğinde tartışmaya sunulmuş olması da, çalışmanın ülkemiz sınırlarında öncü bir çalışma olma özelliğini pekiştirmektedir.

Bu kitabın önsözünden küçücük bir alıntıyla sözlerimizi noktalayalım: “Biz haberleri izlerken, bizimle birlikte televizyon izleyen çocuklarımız da bizim gibi meraklarını mı gideriyorlar? Yoksa bizler gibi günlük sıkıntılarından mı uzaklaşıyorlar? Hiç sanmıyoruz… O zaman neden aylar önce izledikleri haberlerle ilgili, beklenmeyen bir anda “Anne Tsunami bu denizde olmaz değil mi?, “Bu denizde köpek balığı var mıdır?”, “Biliyor musunuz biz iyi ki Türkiye’de yaşıyoruz, yoksa Katrina Kasırgası’nda ölürdük!”, “Şırıngalı sapık burada mı yaşıyor?”, Hırsızlar beni kaçırır mı?” diye soruyorlar…” Sadece bu sözcükler bile televizyonun çocuklar üzerindeki derin etkisini ortaya koymuyor mu sizce? ..tabii yalnızca bu kadarı değil, nicesi kitapta gizli… Geleceğiniz için çocuklarınızı televizyona teslim etmeyin! Nedenleri ve sonuçlarını da Yıldız Dilek Ertürk ve Ayşen Akkor Gül’ün kaleminden, bu kitaptan okuyun!

Misafir Avatar
İsim
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner285

banner277

banner284

banner272

banner283

banner268

banner241