Dolaşmışım, yorulmamışım ama çay krizim tutmuş, içmem gerek. Bir çay ocağı görüyorum ve giriyorum.

-Çay mı dayı?
-Çay.

Getiriyor bıçkın garson çayımı... Ocakçı, bu bıçkın ve bir de "Akıllı Mehmet" bulmuşlar, tartışıyorlar hararetli. Konu bugünkü savaşlar ve diplomasi, yani "mevzu derin".

Akıllı Mehmet, pek bilgili:

-Büyük güçler savaşmazlar savaştırırlar, silah satarlar. Orduları bile yoksul ülkelerden gelme askerlerle doludur.

Ocakçı atılıyor:

-Ne olacak, öyle de olsa, gene gâvurları almıyor mu? Sünnetsiz hepsi...
-Sünnetli de var abim, verip parayı savaştırıyor.
-Nasıl var be, gördün mü gözünle?
-Yahu ne göreceğim, Müslüman ülkelerden gelme bir sürü adam var Amerikan Ordusunda. Rus Ordusu Müslüman dolu zaten.
-Abim Fethullah da sünnetli değil mi, niye Amerika'ya hizmet ediyor?

Aferin bıçkın, işte bu güzel soru. Ocakçı kızıyor.
-İşine bak oğlum sen, al şu boşları.

Tartışmanın düzeyi "sünnetsizlik" sözünden sonra düşüyor böylece. Bir ara şeytan dürtüyor, "Şu ocakçıya, Yahudilerin de sünnet olduğunu söyle" diye. İnanmaz diye demiyorum, bu tip herifler böylesi konularda, hoca ve müftülerin ağzına bakar, onlar derse inanır Yahudilerin de sünnet olduğuna, yoksa yok... Son fırtı çekip, çıkıyorum dışarı.

Çıkıyorum ya aklıma o Karadeniz fıkrası geliyor. Amerikalı bir bilim adamı Rize'de konferans verecektir. Çevreyi ve insanları yakından tanımak için 10 gün önceden gelir. Türkçe de bilmektedir. Kahvehanelerde oturur sohbet eder, bazı armağanlar sunar, halkla kaynaşır.

Konferans günü gelir, Rizeliler anlatılanları tam olarak anlamasalar da salonu doldururlar hıncahınç.

Ve veda vakti gelmektedir, Amerikalıyı yolcu edecektir Rizeliler, onlar da armağanlar hazırlamışlardır; Rize bezi, çaylar vb... Fakat bunlar sıradandır onlara göre, öyle bir armağan vermelidirler ki, Amerikalı ömür boyu unutamasın.

Öneriler olur ya hiçbiri beğenilmez. "Akıllı Mehmet" kalkar, en ilginç öneriyi yapar:

-Sünnet ettürsak, o günün hatırasini de bir gümüş kap içinde versak ona!

Rize'den Erzurum'a geçelim, ders dolu bir olayı, fıkra niyetine aktaralım.

İttihat Terakki'nin ünlü simalarından "Küçük Kâzım" lakaplı Kâzım Yurdalan. Erzurumlu Kazanasmaz ailesinden. Asker, komitacı ve inkılapçı, mezar taşında şu sözü yazılı: "İnkılapçının maddi varlığı, içinde yattığı toprak olmalıdır."

"Küçük Kâzım'a "Yurdalan" soyadı 1920 yılında Kars'ı alan ordumuzun ilk birliklerinden birinin başında olmasından dolayıdır. Kars alındıktan sonra, askerlikten ayrılmış, bu şehirde ticaretle uğraşmıştır 5-6 yıl. Geçinmiştir ama maddi varlığı hiç olamamıştır, ömrünün son dönemlerinde, bir süre başkanlığını da yaptığı Erzurum Belediyesince yardım bile yapılmıştır ona.

İnönü devrinde Belediye başkanlığı yapıyor Yurdalan. Çarşı pazar denetimlerini hep kendisi yapar, halkın durumunu gözlermiş. Bu denetimler sırasında bir gün, bir kadın, satılan yumurtaları küçük, fiyatlarını pahalı bulur ve tepki gösterir:

-Ocağın bata Belediye Reisi! Bunculah yumurta 5 guruş.

Yurdalan alır tezgâhtan bir yumurta, çömelir, yumurtayı altına tutar, doğrulur, kadına uzatır yumurtayı, "küçük" lakabını ve boyunun kısalığını ima ederek şöyle der:

-Bacım, bunculah herif, bunculah yumurtlar, benden sonra böyük yumurtlayan gelir inşallah!
Misafir Avatar
İsim
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.