Bu günlerin yoğun olayları ve tartışmaları arasında güme giden çok önemli bir şey var: Kapatılan okullar…

Sonuçları yeterince ve gerektiği gibi çözümlenmeden alınan bu kararın toplumumuzda ve okulların temelini oluşturduğu kurumlardaki olumsuz etkileri hiç ama hiç tartışılmıyor.

Bu durumun ve sonuçlarının, ülkemize yansıttığı olumsuz etkilerin, yadsınamaz örnekleri var.

***

Öğretmen yetiştiren kurumlar Köy Enstitüleri’nden başlayarak ya kapatıldılar ya da “hedef amaçları” göz ardı edilerek iğdiş edildiler.

Köy Enstitüleri, köylerimizi okulları ile birlikte aydınlatma, çağdaşlaştırma, kendi kendine yeterlilik becerilerini kazandırma… gibi “hedef amaçları” nedeniyle, çeşitli kesimleri rahatsız etti. Bu okullarda oluşan “önlenebilir olumsuzluklar” öne sürülerek kapatıldılar. Köylerimiz bu “aydınlanma liderleri”nden yoksun bırakıldı. Bu liderlerden –kısa da olsa- yararlanma olanağını bulan köyler, hâlâ onların kazandırdıklarını uyguluyor, onları saygıyla anıyorlar.

Kala kala 6 ya da 3 yıllık Öğretmen Okulları kaldı. Bu okullarda okuyanların tek hedefi vardı: yeterli, donanımlı ve sevdalı bir öğretmen olmak… Okulların müfredatı da buna yönelikti: Müzik, resim/iş, her türlü spor, tiyatro, yarışma… etkinlikleriyle donanmış mesleki eğitim… 6. Sınıftan başlayarak yoğunlaşmış meslek dersleri öğretimi öne çıkıyor; 7. Sınıftan başlayarak da uygulamalı eğitime geçiliyor. Eğitim Psikolojisi, Eğitim Sosyolojisi, Çocuk Edebiyatı, Metot, Ölçme Değerlendirme… dersleri ağırlıklı ve vaz geçilmezlik ilkesiyle öğretimde yer alıyordu. Okulu bitirenler de hemen köylere öğretmen olarak atanıyordu. 

Kısacası “öğretme ruhu” bu okullarda kazanılıyordu. Bu ruhla yetişen donanımlı öğretmenler:

“Şanlı yurdum, her bucağın şanla dolsun;
Yurdum, seni yüceltmeye antlar olsun.” yeminiyle köylere dağılırdı…

Yukarıda sözü edilen öğretmen değerlerini kazandırma çabası Eğitim Enstitülerinde aynen sürdürülürdü. Ortaokullara ve kısmen de Liselere öğretmen yetiştiren bu okulların ana kaynağı, öğretmen okullarıydı. Bu okullarda kazanılan “öğretmenlik ruhu” burada üst düzey eğitimle taçlandırılırdı. Önce 2 yıllık olan bu okullar sonra 3 yıla ardından da 4 yıla çıkarıldı. Sonunda da “Yüksek Öğrenim” statüsüne alınarak müfredatı tümden değiştirildi.

Öğretmen Okulları’nın 7. Sınıfını dereceyle bitiren ve okulun öğretmenler kurulunca uygun görülenler Yüksek Öğretmen Okulları’na gönderilirdi. Bu yetenekli öğrenciler ilgi alanlarına göre ilgili fakültelerde okur, mezun olanlar da Öğretmen Okulları’na öğretmen olarak atanırdı. 

Gerek Eğitim Enstitülerinde gerekse Yüksek Öğretmen Okulları’nda okuyan öğrenciler, öğretimleri süresince “mesleki eğitim”lerini de ödünsüz sürdürürlerdi.

SONUÇ-1: Uyguladıkları müfredat, öğrenci edinme yöntemleri ve yönetim anlayışı temelden değiştirilen Öğretmen Liseleri ve Eğitim Enstitüsü statüsündeki okullardan mezun olanların, artık tam bir öğretmen olmadığını devlet de anlayıp önce “pedagojik formasyon”, ardından da “KPSS ‘de yeterli puan” koşulunu getirdi. 

Gittikçe “nitelikli öğretmen” açığı çığ gibi büyümüş; bu açık “üniversite mezunu” ve çoğu istemediği bölümlerde okumuş, ya da bir işe girememiş gençlerle doldurulmaya çalışılmıştır. Ziraat Fakültesi’nin çeşitli bölümlerinden birini bitiren gençler İlkokula –hem de 1. Sınıfa- öğretmen olarak atanmıştır. Siyasi nedenlerle ve hırsıyla kimi dönemlerde gençlere 3 ya da 4 aylık yaz öğretimleriyle 3 ya da 4 yıllık okulların diploması verilerek okullara öğretmen olarak atanmıştır.

SONUÇ-2: Okullarımızda giderek eğitim de öğretim de nitelik kaybetmiştir. Yeterli donanımı edinmemiş öğretmenler yükselmenin yolunu kendini geliştirmek de değil, siyasilerin, derneklerin, cemaatlerin, vakıfların ardında aramışlardır.

Bu arada nitelikli öğretmenler yetişmedi mi? Elbette yetişti… Onlara da öğretmenlik yaptırılmadı! Çoğu kendi kabuğuna çekildi, kalanını da özel okullar kaptı.

İşte güncel kaygım burada… Korkarım ki Türk Silahlı Kuvvetleri’nde de aynı sorun yaşanacak! Askeri Liseler, Astsubay Sınıf Hazırlama Okulları –ki Çankırı Astsubay Sınıf Hazırlama Okulu’nda bir süre görev yaptım-, Harp Okulları kapatılıyor… Niye? Cemaat yapılanması var… Ya da “darbeye yatkınlık var”… Her ikisi de bu okulların kurumsal yapısından kaynaklanmıyor ki! Cemaat yapılanmasını diğer kamu kurumlarındaki uygulamalarınla bu okullardan da temizle, askeri yapılanmayı yeniden sağla. Uzun dönemli plânlarla bunları gerçekleştir. Gençlerin gerçek bir Türk Ordusu çalışanı ruhuyla yetişmesinin ortamını canlandır.

Öğretmen yetiştiren kurumların “geleneksel yapısı” iğdiş edildi “nitelikli, donanımlı, sevdalı” öğretmen yetişmiyor. Sonuç ortada: Ulusal eğitim/öğretim yerlerde sürünüyor. Korkarım ordumuzun “geleneksel askeri personel” yetiştiren kurumları kapatılırsa aynı sorunu ve daha ağır olarak TSK da yaşayacak.

Ve elbette ucu biz yurttaşlara dokunacak!


Yoksa yeniden, devrin Maarif Nazırı(Milli Eğitim Bakanı) Emrullah Efendi’nin çarpık mantığını uygulama aşamasına mı geldik: “Şu mektepler olmasa maarifi ne güzel idare ederim.”
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
Avatar
Ahmet Çağıldak 5 yıl önce

Seni kutluyorum. Umarım iktidar yanlıları okur da biraz olsun bu kararı eleştirir.

Avatar
Mehtap Özdoğan 5 yıl önce

Dayım, can alıcı noktalara çok güzel değinmişsin. ilaveten muhteşem akıcı bir dille anlatmışın.Yüreğine ve kalemine sağlık.Elletinden öperim ,saygılar.