İnsan, kendi aklını kullanmayı bıraktığında başkasının düşüncesiyle yaşamaya başlar.

Bir gün bir koyuna sormuşlar:

— Neden hep sürünün peşinden gidiyorsun?

Koyun cevap vermiş:

— Herkes o tarafa gidiyor.

— Peki, gittiğiniz yerin doğru yer olduğunu biliyor musun?

— Hayır.

— Öyleyse neden gidiyorsun?

Koyun biraz düşünmüş ve şöyle demiş:

— Herkes yanlış yapıyor olamaz ya!

İşte insanın düşünsel esareti bazen tam da bu cümlede gizlidir.

İnsan; din adamını, şeyhini, parti liderini, kulüp amigosunu dinler ve çoğu zaman sorgulamadan onların peşinden gider. Bir başkası onun yerine düşünür, karar verir, hatta neye kızıp neye sevineceğini belirler.

Oysa Kur'an-ı Kerim, insanı defalarca aklını kullanmaya, düşünmeye ve sorgulamaya çağırır. Buna rağmen bazı insanlar Kur'an-ı Kerim'i kendi dilinde okuyup anlamaya çalışmak yerine başkalarının yorumlarıyla yetinir. İmam veya şeyh ne derse ona uyar, parti lideri ne söylerse onu savunur. Çünkü aynı düşünmek güven verir, farklı düşünmek ise cesaret ister.

Bir koyun sürüsünü düşünün. Öndeki yürür, diğerleri takip eder. Çoğu nereye gittiğini bilmez; başkalarının aynı yöne gitmesi ona yeter. İnsan topluluklarında da durum çoğu zaman farklı değildir.

Zamanla insan, doğru olduğuna inandığı için değil, herkes inandığı için bir düşünceyi savunmaya başlar. Kendi aklını kullanmak yerine başkasının aklına yaslanır. Böylece düşünsel bağımlılık, fark edilmeden özgür iradenin yerini alır.

Üstelik sürünün içinde öne çıkan bazı koyunlar da vardır. Kendilerini diğerlerinden üstün görür, sürüye yön verdiklerini sanırlar. Oysa onlar da aynı çobanın peşindedir. Sadece sürünün içinde daha ayrıcalıklı bir yere sahiptirler. Bazen düzenin en güçlü savunucuları, o düzenden en fazla yararlananlardır.

Peki, insan gerçekten özgür müdür?

Önüne konulan seçeneklerden birini seçmek mi özgürlüktür, yoksa o seçenekleri kimin ve neden sunduğunu sorgulayabilmek mi?

Gerçek özgürlük, herkesin peşinden gitmek veya herkese karşı çıkmak değildir. Kendi aklınla düşünebilmek, karar verebilmek, yanılabileceğini kabul etmek ve gerektiğinde düşünceni değiştirebilmektir.

Çünkü kalabalık olmak haklı olmak anlamına gelmez. Yalnız olmak da doğru olmak demek değildir. Önemli olan, neye inandığını ve neden inandığını bilmektir.

Bir gün çoban ortadan kaybolsa, sürü ne yapar dersiniz?

Belki bir süre bekler, belki birbirinin peşinden gitmeye devam eder. Belki de içlerinden biri ilk defa başını kaldırıp etrafına bakar ve kendi yolunu aramaya başlar.

İşte özgürlük belki de o anda başlar.

Unutmayalım: İnsanın önündeki en büyük engel her zaman çoban değildir. Bazen asıl esaret, çoban olmadan yürüyemeyeceğine inanmış olmaktır.

Bir sürünün içinde doğmak tercihimiz olmayabilir. Ama ömrümüz boyunca nereye gittiğimizi sorgulamadan yürümek bizim tercihimizdir.

Başkalarının aklıyla yaşamak kolaydır; zor olan, kendi aklının sorumluluğunu taşımaktır. Ama insanı gerçekten birey yapan da budur.