Birkaç defa dikkatimi çekti, hemşerilerimizden; bazı kelimeleri yutarak, başından sonundan keserek kullanan bir kesim var. Mesela "gelirem" kelimesi "geyirem" diye çok kuralsız ve saçma bir şekilde kullanılıyor. Zihni, Celali, Hicrani, Akengin gibi Türkçe’mize katkı sunan insanların memleketinde, kaideleriyle binlerce yılda oluşmuş dili özensiz kullanmak üzücü bir durum.
Celali’nin Acem’i, Laz’ı, Erzurumlu’yu, Ermeni’yi, Erzincanlı’yı konuşturduğu şiiri, Zihni’nin şaheser koşması ve gazelleri, Hicrani’nin, Süleyman Ruhi’nin irticalen bir anda söylediği şiirler sanki bu atmosferde hiç yankılanmamış.
Medrese mescitler beytü binalar
Nice serv-i kamet melek simalar
Dâvûdî sedâlar şirin edâlar
Her biri belirsiz bir yana gitti
Celali bu dertten var ziyâdemiz
Ehl-i aşk olana var ifâdemiz
İgirmi dört nefer var piyâdemiz
Bilmeyiz anlar da ne yana gitti.
Dili hor kullanmakla kalsak yine iyi, geleneklerimizi, inancımızı, değerlerimizi de aynı şekilde önemsemez, yalnız kendi rahatımıza bakar olduk.
***
On yıl yıl kadar oldu, yaşı hayli ilerlemiş Anahanım’ın, yalnız kaldığı evde kışın soba yakıp ısınamayacağını bilen komşuları; "Bu kışı oğullarının yanında geçirsen iyi olur" diyerek, zor da olsa ikna ettiler kadıncağızı. Şehirden direkt İstanbul’a sefer yapan otobüs firmasından biletini aldılar. Yola çıkacağı güne kadar, oğulları ve diğer aile fertleri için yağ, lor gibi yiyeceklerden hazırlayan Anahanım; "Ah sağlığım yerinde olsa da tandırı yakıp kete yapsam" diye çok düşündü.
Yolculuk günü öğle vakti bindi otobüse, kışa yakın günler olduğu için otobüs çok dolu değildi. Rahat bir yolculuk sonrası sabah erken saatlerde İstanbul terminalinde duran otobüsten, erzaklarını koyduğu valizle inerek, firmanın yazıhanesine geçti ve orada gösterilen bir sandalyeye oturdu.
Bir türlü geçmeyen saatler öğle vaktine doğru ilerlerken, yazıhane görevlisi Nurettin’e beş oğlunun telefonlarını vererek hepsini aramasını istedi. Nurettin tek tek aradı kadının evlatlarını. Öğlen ezanı yaklaşınca namaz için çıkan Nurettin döndü ve işine devam ederken kadına kim olduğunu sordu, kendisinin de Belediye’den emekli olup İstanbul’a geldiğini ve burada otobüs yazıhanesinde çalıştığını anlattı.
İkindi namazından sonra oğullar tekrar telefonla arandı. Nurettin Efendi akşam namazı için çıkarken kadıncağız sıkılsa da yazıhanede oturmak zorunda idi. Yatsıya az bir zaman vardı ve Nurettin Efendi artık yazıhaneyi kapatması gerektiğini utana sıkıla kadına ifade etti.
- Bacı evime götürürüm seni ama evde kimse yok, hanımım rahmetli oldu. Diyerek kadına acizliğini anlatmış oldu ve kadından hiç beklemediği bir cevap aldı,
- Allah'ın emriyle nikâhla beni, evine götür.
Nurettin kadını evine götürdü, birkaç yakınına haber verdi, mahalledeki cami imamını da çağırarak Anahanım’ı nikâhına ve evine aldı. Beş yıl kadar birlikte mutlu günler geçirdikten sonra, Nurettin rahmetli oldu. Nurettin Efendi’nin evlatlarının arada ziyaret ettiği Anahanım, aynı evde yaşamaya devam ediyor.
Not: Belki de her biri diğer kardeşinin gideceğini ümit etmiştir.
Kaynak; Celal Dursun.