Tarihin ve tarihçinin en büyük hazinelerinden biridir aslında tozlu raflar. Asırların birikimi o raflarda kendine yer bulur. Rafların arasında sıkışmış sıradan bir arşiv vesikası ya da bir tereke kaydı, koca bir şehrin unutulmuş iktisadi ve kültürel derinliğini bir anda gün yüzüne çıkarır. Editörlüğünü üstlendiğim ve geçen hafta yayımladığımız 18. Yüzyıl Osmanlı Dünyası Toplum ve Değişim başlıklı akademik çalışmada yer alan Dr. Serkan Polat’ın makalesini incelerken tam da böyle kıymetli bir belgeyle karşılaştık. Söz konusu çalışma, Lale Devri'nde yani Sultan III. Ahmed döneminde imparatorluğun en kudretli ve en varlıklı simalarından biri olan Kürkçü Manol’un terekesiyle ilgiliydi. Manol 1737’de vefat etmiş ve bütün mal ve eşyası görevlilerce kayıt altına alınmıştır. Polat’ın ifade ettiği gibi Kürkçü Manol öyle sıradan bir esnaf değildir. Sadrazamlar, valiler ve hanedan mensuplarıyla doğrudan ilişkisi olan, Boğdan voyvodalarının ve Fenerli patriklerin tayininde rol oynayacak kadar idari mekanizmada nüfuz sahibi büyük bir saray tüccarıdır. İşte bu zengin ve etkin kişinin İstanbul’daki görkemli konaklarında tespit edilen eşyalarının dökümü yapılmış ve tereke defteri hazırlanmıştır. Defterde altın saatler, elmaslı sorguçlar, gümüş eşyalar, samur ve vaşak kürkler, Venedik ve Fransız kumaşları gibi yüzlerce parçalık muazzam bir servetin dökümü vardır. Ancak bu lüks ve ihtişamlı koleksiyonun arasında öyle bir kayıt vardır ki doğrudan memleketimiz Bayburt’u ilgilendirir: “Bir adet Bayburd kilimi...”![]()
Yüzlerce pahalı ve ithal eşyanın, en kaliteli kumaş ve sergilerin arasında Manol’un konağında özel olarak muhafaza edilen bu kilimin Bayburt menşeiyle kaydedilmiş olması tesadüf değildir. Bu durum, 18. yüzyıl başlarında Bayburt el dokumalarının payitahtın en tepe noktasındaki elitlerin, saray tüccarlarının zevkine hitap edecek kadar kaliteli, muteber ve prestijli bir marka değerine sahip bulunduğunu gösterir.
Temettüat Kayıtları ve Salnamede Bayburt Dokumacılığı
Peki 18. yüzyılda Kürkçü Manol gibi bir gücün konağına kadar ulaşan bu Bayburt kilimi tesadüf müydü? Bu sorunun cevabını aramak üzere 19. yüzyıl arşiv belgelerine baktığımızda, şehirdeki dokumacılık geleneğinin ne kadar köklü bir esnaf yapısına dayandığını çok net olarak görürüz. Nitekim XIX. Yüzyılda Bayburt adlı kitabımızda da genişçe ele aldığımız 1844 tarihli Bayburt Temettüat Defterleri ile 1887 Erzurum Vilayet Salnamesi kayıtları bu gerçeği tam anlamıyla doğrulamaktadır. Temettüat sayımlarında şehirdeki esnafın dökümü yapılırken, dokumacılığın en önemli ayağı olan ipliklerin renklendirilmesi ve işlenmesi için boyahaneye tesadüf etmekteyiz. 1887 Erzurum Vilayet Salnamesinde ise “...Bayburt’ta al döşemelik yan ve orta kilim ve seccade ve sanatlı güzel çorap ve tozluk imal olunduğu...” bilgisine ulaşmaktayız. Halıdan seccadeye, al döşemelik dediğimiz kırmızı ağırlıklı kilimlerden ihrama, şaldan nakışlı çoraplara kadar uzanan bir üretim bilgisi. Bütün bunlar Bayburt’un sadece kendi ihtiyacını karşılamakla kalmayıp çevre şehirlere ve pazarlara mal satan canlı bir dokuma merkezi olduğunu açıkça ortaya koymaktadır.
Zengin Bir Esnaf Kültürü
Bahsettiğimiz kayıtlar, esasen Bayburt’un çarşısındaki usta çeşitliliğini de gözler önüne sermektedir. Kayıtlara göre o dönemde Bayburt’ta; kılınççı, tüfenkçi, bakırcı, demirci, kuyumcu, saraç ve ayakkabıcı esnafı dükkân işletmektedir. Metal işçiliğinden geleneksel zanaatlara, dericilikten kuyumculuğa kadar uzanan bu geniş yelpaze, Bayburt’un tarihi ticaret yolları üzerindeki zanaat gücünü ve çarşı canlılığını da açıkça göstermektedir. Sözün özü 1737’de İstanbul’da bir saray tüccarının konağında karşımıza çıkan Bayburt kilimi de 19. yüzyıl kayıtlarındaki boyahaneler de şehrimizin asırlık üretim geleneğinin birer şahididir.
