Kadim şehrimiz Bayburt’un tarihe geçmiş çok büyük hâtıraları vardır. Birinci Cihan Harbi’nde Kop Dağları’nda yapılan savunma Fevzi Paşa tarafından 93 Harbi’nin kahramanlarından Gazi Osman Paşa’nın Plevne Savunması’na benzetilmiştir. Bayburtlular, kahramanlıklarını cephede gösterdikleri gibi cephe gerisinde de sergilemişlerdir. İşte bunlardan biri de İzmir’in Yunanlar tarafından işgaline karşı gösterdikleri muazzam tepkidir: Tarihler 30 Ekim 1918’i gösterdiğinde Mondros Mütârekesi imzalanmış ve Osmanlı Devleti’nin savaşı kaybettiği resmileşmişti. Mütarekenin 7 ve 24. maddelerini kendilerine dayanak gösteren işgalci güçlerin her biri Anadolu’nun muhtelif şehirlerini işgale yeltenmişlerdi. 15 Mayıs 1919’a gelindiğinde ise Batı’nın şımarık çocuğu Yunanlar İzmir rıhtımına ayak basmışlardı. İzmir’in işgali, sadece bir kentin işgalinden ibaret değildi. Asırlardır al bayrağın gölgesinde hür yaşamış Türk milletinin varlığı tehdit edilmeye çalışılıyordu. Bu haksız işgal, telgrafın telleriyle bütün Anadolu’ya duyurulmuş ve Türk milleti yekvücut olarak ya istiklal ya ölüm parolasıyla hürriyet aşığı iradesini ortaya koymuştu. Anadolu’nun her bir coğrafyasından işgale karşı gür sadalar çıkıyordu. İşte böylesi güçlü bir iradenin sergilendiği yerlerden biri de geçit vermez dağların kadim ve yiğit bekçisi Bayburt’tu. Çünkü Bayburt halkı, 1916’da Rus işgaline uğramış ve Ermeni mezalimini acı biçimde yaşamıştı. Bayburtlu, işgal nedir çok iyi biliyordu. Bu yüzden İzmir’in acısını yüreğinde hissetmişti. Adalar Denizi’nde dökülen her damla kan, Çoruh’un sularını hüzünlendiriyordu.
İzmir’in işgalinin üzerinden bir ay bile geçmemişti ki Bayburtlular vatanın bölünmez bir bütün olduğunu en gür biçimde haykırmak için meydanlara döküldü. Muazzam bir miting düzenlendi. Bu tarihî anın en
değerli vesikası ise devrin 15. Kolordu Kumandanı merhum Kâzım Karabekir Paşa’nın 10 Haziran 1919 tarihli telgrafıdır. Karabekir Paşa, yapılan mitingin haberini Samsun’da millî mücadelenin meşalesini yakan Dokuzuncu Ordu Kıtaatı Müfettişi Mustafa Kemal Paşa’ya şu şekilde bildirmişti:
“İzmir’in işgali Bayburt halkı üzerinde büyük bir heyecan ve te’sir hâsıl ederek muazzam bir miting akdedilmiş ve Babıali ile Dersaadet düvel-i itilafiye mümessillerine protestolar yazılmış ve ahâlinin heyecan ve tezahüratının devam etmekte bulunmuş olduğu ma’rûzdur.” (Genel Kurmay Atase Başkanlığı Arşivi, ATA-ZB, 16/32)
Çekilen bu telgraf, sadece bir askerî rapor değil; Bayburt insanının haksızlığa karşı eğilmeyen başının, esarete geçit vermeyen iradesinin resmî mühürdür. Bayburtlular, muazzam olarak nitelendirilen bu mitingde sadece sözle yetinmemiş hem İstanbul Hükûmetine hem de işgalci devletlerin temsilcilerine protestolar çekerek diplomatik bir ders vermiştir.
Bayburt’un bu tepkisi tesadüfî değildir. Bayburt halkı, tarihsel süreç içerisinde her daim devletinin yanında, vatanının müdafaasında en ön safta yer almıştır. Kop Dağları’nda verilen destansı mücadeleyle İkinci Plevne unvanını kazanan bu toprakların evlatları, İzmir işgal edildiğinde de aynı kahramanlıkla hareket etmiştir. Bayburtlunun kahramanlığı; elindeki kısıtlı imkânlara rağmen yüreğindeki imanla devleşmesinde, vatanın bir karış toprağı için canını feda etmekten çekinmemesinde gizlidir. İzmir için düzenlenen o miting, Bayburt’un Millî Mücadele’ye verdiği ilk açık destek hükmündedir. Bugün Bayburt Postası sütunlarından o günlere baktığımızda şunu daha net görüyoruz: Bayburt’un 1919 Haziran’ındaki o heyecan ve tezahüratı, bugün üzerinde hür ve özgürce yaşadığımız Türkiye Cumhuriyeti’nin harcıdır. Kâzım Karabekir Paşa’nın telgrafında övgüyle bahsettiği o ecdadın torunları olarak, bugün bize düşen; o günkü millî birliği ve vatanseverlik ruhunu aynı azimle korumaktır. Akif’in dizelerini bir defa daha hatırlayalım;
Girmeden tefrika bir millete, düşman giremez;
Toplu vurdukça yürekler, onu top sindiremez…
