“Tolerans”, “otorite”, “totaliterlik”
Tolerans, karşımızdakinin bize uygun olmayan yönlerini anlayışla karşılamaktır.
Otorite, Totaliterlik, Tarihte çok tanrılı dinlerden tek tanrılı dinlere geçilip, dini inançların resmiyet kazanarak devletleşmesiyle, inanç hürriyeti ortadan kalkar. Tolerans yok olur.
Ortaçağ Avrupa’sında had safhaya ulaşan bu katı din merkezli otoriter tutum giderek totaliterliği varır.
İnanç hürriyetini baskı altına alan ülkeler bugün de varlığını sürdürmekteler. Bu ülkelerin üst örgütü olan devlete bağlı kurum ve kuruluşlarında görevli yetkililer toplumda kopmalara varan, “bizden”, “bizim” ayrımında derinlemesine ilerlediler.
Baskı ve dayatmanın yarattığı alternatifsizlikten; arayışa düşen, isyan eden, karışan ve dağılan toplumların nasıl yol ayrımına geldiğini, ayrılarak dağıldığını; tarih yeterince anlatır.
Hristiyan Avrupa’sında Protestanlığın ortaya çıkışı sancılıdır.
Avrupa’da Katoliklerin katı tutumuna dayanamayan insanlar türlü baskı ve işkenceye rağmen boyun eğmeyince, kanlı çatışmalar çıkmış, milyonlarca insan özgürlükleri için yıllarca savaşmışlardır.
Cermen kökenli teolog ve filozof Martin Luther, Papa’nın Hristiyanları kandırdığını, haksız yere zevk ve lüks içinde bir hayat yaşadığını fark edip, Katolik kilisesinin aşırı zenginleşip yozlaştığını ve de siyasetle daha fazla ilgilenmeye başladığını görünce, on yıl içinde kendini Katoliklere karşı Protestan isyanının başında bulur. İsyanlar sona erip, savaşlar bittiğinde Avrupa’da daha esnek, katı kuralları olmayan yeni bir din; Protestanlık ortaya çıkar. Devletin verdiği yetkiyle iktidar erkini arkasına alıp, insanların temel hak ve özgürlüklerini kısıtlayarak otoriter tutumla insanlara baskı uygulamak totaliterliği, totaliterlik de alternatifsizliği getirir. Alternatifi olmayan insan; arayışı olan insandır. Onu bu arayışa yönelten; öğrenmeyle kazanılabilen toleranstır. Toleranslı düşünerek davranmaksa anlayışı getirir.
Hristiyan Avrupa’sında Protestanlık toleranstan doğup, tolerans üzerine kuruldu. Sırf “sizden”, “sizin” gibi olmadığı için üretimden uzaklaştırılan, temel hak ve özgürlükleri kısıtlanan, yaşam alanları daraltılan insanlar kuşatılmışlık hissine kapıldığında anlayış ortadan kalkar. Böyle toplumlarda menfaate dayalı ilişkiler kurulur. İnsanlar kişisel çıkarları için birbirinin ayağına kuyu kazar. Karışıklık çıkar. Yıkıcı köken, iktidar tutkusu, hırs; saldırgan eğilimleri barındırıp harekete geçirir.
İnsanlık tarihine bakıldığında da sert, seçeneksiz, tavizsiz tutumlarla uzun süre barınma, gelişme ve mesafe alma şansının pek olmadığı görülür.
Özgürlükleri baskı altına almak yerine, özgürlüğe kavuşturan Dünya’nın gidişini olumlu etkileyen düşünceyi yürütmek için adım atılmalıdır. Özgürlüğü baskı altına almak anlayışı ortadan kaldırır. Anlayışın ortadan kalktığı toplumda arayış başlar. O sancılı arayış ise yeni bir fikrin doğmasına gebedir. Yeni bir çocuğun Dünya’ya gelmesi gibi…