Resulullah (s.a.v), Beliyy kabilesini İslam’a davet etmek için Amr’ı vazifelendirip, şayet İslam’ı kabul etmezlerse üzerlerine gidip gaza eylemesini emreder. Derken 300 yüz kişilik birlik yola koyulur. Ancak savaş alanına yaklaştıkça karşı tarafın sayıca fazla olması Amr’ı derinden kara kara düşündürür bir durum oluşturur. Öyle ki Resulullah (s.a.v)’den tez elden kendisine takviye kuvveti göndermesi için haber salar da. Böylece 220 kişilik takviye kuvvet yola çıkarıldığında namaz vaktinde ancak yetişip orduya katılmış olurlar. Ordugâha katılanlar arasında Hz. Ebu Bekir Sıddık (r.a) ve Hz. Ömer (r.a) gibi önemli simalarda vardır. Hatta namaz vakti ön safta imamete geçer gibi olduklarını hisseden Amr (r.a), derhal duruma müdahale edip şöyle der:
-Takdir edersiniz ki sizler burada sadece bana yardımcı kuvvet olmak için varsınız, dolayısıyla benim ordunun başında lider olmam hasebiyle benim varlığımda kendi başınıza hareket etmeniz doğru olmaz.
Böylece namazı kendisi kıldırıverir. Bu arada akşam olup hava kararmaya yüz tuttuğunda ise gece ve gündüz arasındaki sıcaklık farklılığının kafileyi tir tir titrettiği gözlerden kaçmaz da. İster istemez bu durumda ateş yakma ihtiyacı hâsıl olur. Ancak bunun için Amr’ın “ateş yak” talimatını vermesi gerekiyordu. Ne var ki bu hususta beklentilerin tam aksine ordugâha seslenip şu talimatı verir:
-Sakın ola ki ateş yakmayasınız, şayet içinizden biri ateş yakmaya kalkışırsa şunu iyi bilsin ki hiç gözünün yaşına bakmaz ateşin içine atarım.
Tabii bu duruma içten içe kızdığı gözlerden kaçmayan Hz. Ömer (r.a) hemen sinirinden gidip yakasına yapışmak istediyse de Hz. Ebu Bekir Sıddık (r.a)’ın engeline takılır. Böylece sinirlerin gerildiği ortam bir anda sakinleşivermiş olur.
Sabah vakti yürüyüş emri verildiğinde yolda küçük çapta diyebileceğimiz topluluklarla karışı karşıya gelinir. Neyse ki bu küçük çapta topluluklarla karşılaşmaların sadece birinde çıkan kavgada tek bir Müslüman’ın yaralanması dışında pek kayda değer bir kayıp yaşanmayacaktır. Öyle ki, Amr (r.a) çıkan kavgada kaçanların arkasından kovalama ihtiyacı duymaz bile. Derken oralarda birkaç gün sefer eyledikten sonra en nihayetinde ordusuna dönüş emri verip böylece bu dönüş emri sayesinde yolculuk süresince artık geceleri ateş yakma yasağı kalkmış olur. Bu arada Amr (r.a) geceleyin emri altındaki ordusuyla birlikte istirahate çekilip uykuya daldığında sabaha doğru kendisinin ihtilam olduğunu fark ediverir. Fakat hava çok soğuk bumbuzdu, suyla yıkansa hasta olabileceğini düşündü o an. Derken suyla ön ve arka kısımlarını yıkamakla yetinip gusül yerine teyemmüm edip öyle ordusuna namaz kıldırmayı yeğler.
Amr (r.a); Medine'ye vardığında ilk iş Nebiyyi Ekrem Efendimiz (s.a.v)’in huzuruna varıp Zatü’s Selasil Gazvesinin öncesi ve dönüş sürecinde olan biten ne yaşandıysa hepsini anlatmak olur. Ancak Resul-i Ekrem Efendimiz (s.a.v) olan biteni yorum yapmaksızın dinlemekle yetinip kendisine sadece şu sualleri yöneltir:
-Ey Amr! Yolculuk esnasında soğuk gecede neden ateş yaktırmadın ki?
-Ya Resulullah! Şayet ateş yaktırsaydım düşman bizim geldiğimizin farkına varabilirdi, dolayısıyla sabahı bekleyip hücum emri vermeyi tercih ettim.
Resulullah (s.a.v) aldığı bu cevap karşısında bu kez kendisine şu suali tevdi eder:
-Peki, cünüpken neden gusletmedin de teyemmümle namaz kıldırmış oldun?
Amr b. As (r.a) cevaben şöyle der:
-Ya Resulullah! Hava çok soğuktu, yıkandığım takdirde hastalanıp ölebilirdim. Hem kaldı ki, Yüce Mevla’mız Kur’an’da “…Ve kendi nefislerinizi de öldürmeyiniz. Şüphesiz Allah size çok merhametlidir” diye beyan buyurmakta (Nisa, 29). İşte bu ayetin hükmüne dayanarak namazı kıldırmış oldum.
Derken Allah Resulü (s.a.v), Amr’ın verdiği bu cevaplar karşısında şöyle yapsaydın daha iyi olurdu tarzında en ufak telkinde bile bulunmaz. İşte bu demektir ki, Allah Resulünün sükûtu ya da en ufak telkinde bulunmaması tasdik manasına gelir. Hem kaldı ki atalarımız da “sükût ikrardan gelir” diye kelam da bulunmuşlardır.
Velhasıl-ı kelam; ileride Mısır Fatihi olarak tarihin sayfalarına adını yazdıracak olan Amr b. As (r.a), daha şimdiden Zatü’s Selasil Gazvesinin muzaffer komutanı olarak tarihe not düşmüş olur.
Vesselam.