“Bir aylık maaşını erkenden ödeyip, “git” dedim, gitmiyor. İçlerinde vicdan sahibi, dürüst olanlar da var ama binde bir… Üç aydır hastanedeyim, geçen gün aklıma geldi, evdeki paradan ne kadar kaldığını sordum. “Para kalmadı, izne çıktığım gün yerime bakan yardımcıya 5 bin lira ödedim. 5 bin lira da önceki kaldığımız hastanede harcandı” dedi. Yalan. “Sırtını kaşıdım 5 bin lira daha fazla ödeyeceksin, bacağına masaj yaptım 5 bin.”

“Özbekistan’dan ablasının videoya çekip gönderdiği ağlama görüntüsünü bana seyrettirdi. ‘Çok fakir, kocası ölmüş, hasta ameliyat olacak parası yok, yardım edin’ dayanamadım, 100 dolar gönderdim. Görüntülü aramada, ekranda bir kadın hem ağlıyor, hem dua ediyor. Aradan iki gün geçti, yine para istedi. 'Yine para gönderin, yine dua etsin. Verdiklerinizi götüreceksiniz öteki dünyaya', "iki gün önce para verdim gönderdin ya" dedim. 'O paranın duası bitti; yeniden para gönderin, yeniden dua etsin.' Anlatılanlardan utandık.

Tuhaflık listesi kabarık, hastanın giysisini yıkamayıp, çöpe atıyormuş.

Şimdi de “Paranın hepsini memlekete gönderdim, uçak param yok ” diye tutturmuş. Uçak bileti parası istiyor, bir yandan da hastane servisinin diğer odalarında kalan hasta yakınlarıyla bağ kurmaya, iş bulmaya çalışıyormuş.

İçlerinden biri; yabancı uyruklu bir kadın, güya hasta bakıcı.

Çoğunun çalışma izni yok, yabancı uyruklu kaçak çalışan binlercesinden sadece biri… Yakalanma korkusuyla Marmaray, metroya binmiyor, minibüslerle gidip geliyorlar. Marmaray, Metrobüs güvenlik duvarından yanlıyorlar, peki yanında kaçak kaldıkları hastanın yattığı hastanenin güvenlik birimi yok mu? Hastanelerin uygulaması yok mu? Bir tarafı sıkı tutuyorsun diğer tarafta delik, yasal tedbirlerin kurumsal bütünlüğü yok. Danışmalık şirketleri aracılığıyla iş buluyor, iş bulana kadar bu şirketlerden bazılarının birkaç kişilik odalarda kalıyorlar. İki öğün yemek veriliyor, iş bulunup aile yanlarına yerleşerek, ilk maaşlarını alınca onları konaklatan danışmanlık şirketine, en az 500 dolar komisyon ödüyorlar. Ayrıca, danışmanlık şirketi bakıcı arayan ihtiyaç sahibinden bir maaş tutarı komisyon alıp, bakıcıyı görüşmeye sonra gönderiyor. Beğenilmezse yerine başkasını gönderiyor. Hasta bakım maaşı; 35 ila 60 bin lira arasında değişiyor. Yatılı kalıyorlar. Her türlü ihtiyaçları kaldıkları evde karşılanıyor. Haftada bir gün izin kullanıyorlar. İzin parası da alıyorlar, bu sene haftalık izin parası; 200-300 lira arasında. Sanatçı arkadaşımız geçtiğimiz yaz Kadıköy’de bir iş hanında bu tarz çalışan danışmanlık şirketlerinden birine; 30 bin lira komisyon ödeyerek, bu hasta bakıcıyı yanına aldığını söyledi.

Danışmanlık şirketleri izinsiz yabancı uyrukluların kaçak çalışmalarına aracılık edip, iş bulabiliyor, iş bulana kadar kendi ofislerinde konaklatıp, barındırabiliyor.

Yasal olmayan yollardan kazanç sağlanmış olunmuyor mu?

Yabancı uyruklu bakıcılar aldıkları maaşı olduğu gibi dolara çevirip, bir tür bankacılık sistemiyle memleketlerine gönderiyor. Türkiye’de yaşlı bakımından birkaç yılda kazandıkları parayla kendi ülkelerinde yatırım yapıyor; ev, arazi alabiliyor, çocuklarını üniversitelerde paralı okutabiliyor.

Hali vakti yerinde ama sağlık sorunlarının pençesinde, dört aydır hastanede yatan bir sanatçı büyüğümüzün maruz kaldığı durumu sessizce dinledik. “-Duayı paraya bağlayan- yıkıcı bağlar toplumların elini-kolunu giderek sımsıkı bağlıyor" diyerek bir yere varamaz, sorunu sıvazlayamayız. Yasal boşluklarda zikzak çizerek; masamızın-yasamızın- kasamızın içini boşaltan, sosyal çöküntü, ekonomik çöküntü yaratacak pervasızlıklarla içimizi boşaltanlara; üzgün-büzgün kalamayız.

Yabancı uyruklu bakıcıların, Türkiye’de yaşlı, yalnız, mali durumu iyi yaşlıların; yalnızlığını, ikinci kişiye muhtaçlığını, yaşanmış ve halen yaşanmakta olan bir örnekle yazarak anlatmaya çalıştığımız gibi hastalıktan düşkünlüğünü kullanarak türlü entrikalarla apardıkları paralar hariç, bakım hizmeti adı altında oluk oluk paramız, filmlere konu olaylar eşliğinde yabancı ülkelere akıyor.