Topraksız tarım da nedir? Toprak topraktır, su sudur. Kâinatın yasası var; dört elementten üçü durağan; toprak, hava, ateş, biri de serbest o da su, doğanın yasasını yeniden yazarcasına, yasa çıkarıp; suyu tutuyorlar. Yine derelerden sorumlu kurum müdürü dere yatağını, okuldan sıra arkadaşı diye işgalciye tahsis edip, “Dereler devletindir, bir de balıkların” dediğinizde köşe bucak kaçıp, şikâyetinizle hatadan döneceğine, bölge müdürlüğüne itiraz olasılığını hesap edip, siyasetçi, işgalci sıra arkadaşının dolaylı bağlantılarıyla bölge müdürlüğüne kapağı atmaya çabalayacağına, hatasını düzeltmeye çalışmaz mıydı? Ülkemizde, bölgemizde madenlerin toprağı, havayı, suyu kirletmesi, tüm canlı hayatı tehdit eden fütursuzca ilerleyişi, yukarıdan aşağıya doğru biraz da bu mantalite dolayısıyladır. Elimizdeki değerler, değerin farkında olmayanların eline, emrine verildi. İçinden geldiği, doğup, büyüdüğü, varlığını borçlu olduğu toprağa hak etmediği muamelede bulunma zorunluluğu benlikleri yıkıma uğrattı. Çelişkilerle dolu işleyişte çoğu zaman ne yaptığının farkında bile olmayan idarecinin çoğunlukla karışıktır kafası karışık, bilmez ne yaptığını, yaptığının nelere mal olacağını… Kır yenilgisinde en büyük tahribatı buradan; bağrında büyüttüğü evladından aldı. Ama ne yazık ki giden geri gelmiyor.

ÇED gerekli değildir nedir? ÇED gerekli değilse devletin ÇED sürecinde gerekli gördüğü için kurduğu, müdür atadığı, personel alıp maaş ödediği kurumlar; “süs bitkisi” mi?

Karl Marks’ın doktrininin kırdaki karşılığına denk gelişimizin çıktılarıdır anlatmaya çalıştığımız.

Fiticoğrafik öneme göre değerlendirecek olursak bir kere, İkisu-Tersun arasında bırakın iş makinesi, motorlu araç dahi geçirtmemek gerekir. Ayakkabılarınızı dahi İkisu’da çıkarıp eşikten içeri terliklerinizle girmelisiniz. Ulaşım, bisiklet ve elektrikli hafif araçlarla yapılmalıdır. Hiç güleceğiniz yoktu değil mi? Haklısınız, sözümüz bilebilenleredir. Bu kapsamda değerlendirdiğimizde sadece Gümüşhane ve çevresi için değil tüm ülkemiz tüm dünya için madencilik faaliyetleri bir felakettir.

1996’da, Eurogold Altın Madeni Şirketi tarafından bizim de köyümüz Mastra’da ilk altın madeni kurulmak istendiğinde karşı çıktık. Gümüşhane ve Çevresini Sevenler Derneği’ni bu mücadele için kurduk. Kurucu üyelerden biriydik. Derneğin ilk seçiminde ilk başkanımız rahmetli Fehmi Akdik tarafından başkanlığa teklif edildik, katılanların tümünün elleri birden havaya kalktı, cevabımız dahi beklenmeden başkanlığa seçildik. Bilmiyorduk, sürpriz oldu. Şaşırmıştık ama hoşumuza da gitmedi değil...