Çarşıda dükkânımı yeni açmıştım. Daha sabah siftahımı bile yapmadan sağdan soldan sesler yükselmeye başladı dükkan komşularım:
— Fuat Hoca, Çoruh Sineması’na git de şu yeni aşk filmini bir seyret! Dünyanın en güzel filmiymiş!
Bir, iki, üç derken herkes aynı şeyi söyleyince merakım kabardı. Demek dünya güzeli bir film ha… diye diye akşamı zor ettim. Hava kararınca takım elbisemi düzelttim, saçımı taradım, yolda Kapalı Çarşı'nın ön tarafındaki köşeden sımışka aldım ve sinemaya doğru ağır ağır yürüdüm; ama içten içe heyecandan koşacak hâlim vardı. Sinemaya girip koltuğuma oturunca bir de baktım ki millet çift çift gelmiş. İçimden bir “Of!” geçti ama ses etmedim. Film başlar başlamaz sahneler şelale gibi aktı. Derken o meşhur sahne geldi…
Başroldeki kadın, sabah mahmurluğuyla gözlerini hafifçe aralayıp erkeğine baktı. Yüzünde öyle bir ifade vardı ki sanki adam dünyanın sekizinci harikası!
Sonra incecik bir sesle:
— “Gözlerinde geleceğimi, dünyamı görüyorum…”
Kalbim hop etti. “Anaa, ne söz! Vallah billah bunu Safinaz da bana demeli! Ben niye duymayım böyle şeyler? Herkes seviliyor da ben miyim eksik?” diye düşündüm. Film benim için artık bitmişti; başımı başka yöne çevirdim, sadece sahnenin etkisiyle hayal kurdum. Perde kapanır kapanmaz dışarı öyle hızlı çıktım ki kapıdaki görevli:
— Yangın mı çıktı? diye arkamdan baktı. Adımlarım rüzgâr gibi, iki sokak ötedeki köpek şigogi bile şaşırdı.
O gece evimizde yattık. Gözlerim kapalı ama hâlâ aklım ekrandaki sahnede, başrol kadının o ince sesiyle eşine bakışında:
— “Gözlerinde geleceğimi, dünyamı görüyorum…”
Ahh, dedim içimden. Safinaz da bana böyle bakmalı… belki sabah kalkınca sorarım, ya da hemen şimdi!
Ama sabahın ilk ışıklarıyla dayanamadım, yatağımızdan kalkmadan önce bile heyecanla sordum:
— Safinaz, Gızgari! Gözlerime hele bir bak baam… Ne görirsen?
Safinaz, mutfaktan kepçeyi bırakıp bana baktı; kaşları çatık, kaşı gözü karışmış bir hâlde. O an sessizlik çöktü; kalbim bir an durdu gibi oldu. İçimde film sahnesindeki gibi romantik sözlerin yankısı vardı ama gerçek hayattan gelen tek cevap:
— Vış ola herif! Ne çok cırbıt var! O sessizlik… O yanıt… Hayalim bir anlığına perdeye çarpan ışık gibi söndü. Bir an durup gözlerimi ovuşturdum, sonra pes etmeyen Fuat refleksiyle saçımı düzelttim, omuzlarımı silktim ve hafif bir kahkaha atarak:
— Toprahğ Başaan… dedim kendi kendime. Filmlerdeki o sözler hayal olarak kaldı ama Safinaz’ın gerçekliği de en az film kadar etkileyiciydi.