Hikâyesi bilinmez, “Daddav” lakabının ama Hamdi’ye aittir. Gümüşhane’nin Hamdisine… O’nu gören herkesin yüzündeki ortak ifade; “tebessümdür.” Hiçbir şey yapmadan size tebessüm ettirir. Şehrin gülümseyen yüzüdür Hamdi. Sırf bu nedenle Gümüşhane’nin yaşayan kültürel hazinesidir. Hangimiz hiçbir şey yapmadan başkasının yüzüne tebessüm kondurabiliriz ya da söyleyip, yaptığımızla…

Yapılanlar; kentin kültürel mimari dokusunu yansıtan binaları yıkmak, ortak hafızamız alanlara bina yapmak, ağaçları kesmek, kesip yerine yenilerini dikmeyi vaat etmek… Bilek kalınlığında olmadan başka gerekçeyle tekrar kesecek potansiyelin yaptığı da vaadi de rahatsız edici... Ağacın ömrü en fazla seksen yılmış. Bunu ağaç bilir, kararı ağaç verir, siz sadece su verin. Gümüşhane İl Halk Kütüphanesi’ndeki Limon Ağacı, binanın yeniden inşası gerekçesiyle bir saksının içinde üniversiteye taşınmış. Besbelli, tarihi kiliselerini, son teknolojiyle, tek rafını oynatmadan taşıyan ülkelere öykünüldü. Mühendislik harikası… Vay efendim vay!

Saksıda limon ağacı, can sıkıcı…

Üniversite tuhaflıklara gebe, olmayacak işlere… Yeni hastaneyi balçık üzerine kondurma mühendislik harikası marifeti, saksıda limon ağacı, el değmemiş beldeye kimyasal tarım için kooperatif kurup devretme bilmişliği; “densizlik.”

Gümüşhane İl Halk Kütüphanesi’nin içindeki bilimsel kitapların, resimli çocuk hikâye kitaplarının, tüm eserlerinin nesiller boyu bize aktardığı bilgi ağaçların kesilmemesidir. Hepimizin limon ağacı kuşa çevrilip saksıya sığdırıldı, şimdi kütüphanenin önündeki ağaçların kesilmesi gündemde… Binanın içindeki bilgi, binanın önündeki ağacın önünde çaresiz, binanın önündeki ağaç, bina içindeki binlerce kitapta yazan bilgiye külfet oldu. Ağaçlar utandı, utandık. Taşınacak gibi değil ağırlık. Zeminin depreme dayanıksızlık bilgisi var. Deprem yıkmaz. Yıksa yıksa bu ağırlık yıkar bizi… Aykırılık. Yıkıyor da… “Kör beni işte görsün.”

Belki de Gümüşhane’deki tek limon ağacıdır kütüphanedeki. O kadar büyük bir limon ağacına ender rastlanır. Kent kimliği özelliği taşır.

Kütüphanedeki kitaplar kentin okul sıralarında eğitim gören tüm kuşaklarının kulağına hep aynı kadim bilgiyi fısıldar: “Yaş ağaca balta vuran el ummaz.” Azizim! Yoksa biz sizinle aynı kitapları okumadık mı? Sizin öğretmenleriniz başka, bizimkiler başka mıydı? Herkes bir yöne gitti, aynı yöne giden öğrenci ile öğretmenler aynı noktada buluştu. Öyle ya!

Esin Saraçoğlu öğretmenimiz, “Her defasında umutlanıyoruz, her defasında hayal kırıklığına uğruyoruz. Neden kesilsin ağaçlar?” Ayşe Sağırkaya öğretmenimiz, “Babam memlekete hizmet etmekten birlikte bir fotoğrafımız dahi yok, hep gurbet, hep gurbet, kütüphanenin limon ağacı, bahçedeki ağaçlar bizim değerimizdir, çok üzgünüz.” TEMA Gümüşhane Temsilcisi Neva Doğan, “Gümüşhane merkezde maalesef çok az sayıda kalmış olan ağaçlarımızdan yıkılan kütüphane bahçesindeki ağaçların da kesileceğinden duyduğumuz üzüntü çok büyük.”

Mühendislik harikası hastanenin altına da lığ… Türkü sözü gibi çare bulundu. Yenişe aşağı kayıyor diye dibine duvar yapıldı ki hastane gide gide o duvara dayansın. Hastanenin maliyeti, 60 milyon lira, duvarın 40. Alışılmış tuhaflık! Doğru mu? Hayır.

Kentimizin ortak hafızası; okul; taş bir bina idi yıkıldı. Yerine yaşam alanı, otopark yapılıyor. Top sahası yıkıldı yerine yaşam alanı, otopark yapıldı. Bitişiğinde Atatürk Parkı içerisindeki ağaçlar kesildi. Belediye binası taş bir bina idi küçük sık pencereleri, kalın duvarları dik çatısı ile karasal iklim özelliklerini barındıran mimari dokunun nadide binalarındandı. Aklımıza gelen birkaçı, bir de kütüphanedeki limon ağacı… Tüm kuşakların ortak hafızası; anılarımız, hikâyemiz, tınılarımız, çocuk seslerimizin duvarlarında yankılandığı ne varsa yıkıp yenisini yapmaya bayılıyorlar. “Eskimiş, yıkılabilirmiş…” Neden daha çok katlı, daha geniş alana? Yapan bir şey biliyordu ki olduğu kadar yaptı. İhtiyaç varsa ek bina yap, başka yerde yap, bir şey yap ama var olanın dokusunu bozma, ağaçları kesme! Şehrin kültürel tarihinin dokusu; “hokus pokus.” Kent sakinleri kentin dokusu bozulsun istemiyor, ağaçlarına dokunulsun istemiyor. Dokuyu bozmak yerine, kentin coğrafi konumuyla doğru orantılı Kuşakkaya kuşağına doğru konuşlansın mühendislik marifeti… Dik çatılı, önünde bahçesi, tek katlı evler kurulabilir, kentin yamaçlarına, bahçesinde; sayısı, cinsi dahi plana dahil ağaçlar… Güzel olur, estetik olur.

Ama maalesef…

Bir şehir; insan eliyle, bu denli göz estetiğini bozar hale getirilir.

Hamdi gelsin aklınıza Hamdi. “O hiçbir şey yapmadan tebessüm ettirebiliyor. Ben de bu meziyet olmadığına göre ne yaparsam, ne söylersem insanları tebessüm ettirebilirim.”

‘Kent merkezindeki ağaçların kesilmemesi’ için, yerel yöneticileri makamlarında ziyaret eden sivil toplum kuruluşu temsilcisine de, “ormanda ağaç var” demek doğru yaklaşım ifadesi değil. Ormanda sadece ağaç yok!