Bir zamanlar köy meydanlarında teraziler olurdu.

Pazara gelen herkes ürününü o terazide tarttırırdı. Köylü bilirdi ki terazinin kefesi satıcının zenginliğine göre ağırlaşmaz, yoksulun cebine göre hafiflemezdi. Terazi eğrilirse pazara güven kalmazdı.

Devlet dediğimiz şey de biraz böyledir.

Bir devletin gücü yalnızca ordusundan, ekonomisinden ya da yüksek binalarından gelmez. Asıl güç, vatandaşın adaletin terazisine duyduğu güvenden gelir. İnsan mahkeme kapısına geldiğinde karşısında siyasi görüşlere göre karar veren bir düzen değil, yalnızca hukuku görmek ister. Çünkü adalet yaralanınca önce güven sarsılır. Güven sarsılınca insanlar birbirine şüpheyle bakmaya başlar. Toplumu ayakta tutan görünmez bağlar da işte o zaman çözülür.

Türkiye'nin hafızasında uzun yıllar yer eden bazı dosyalar vardır. Reza Zarrab etrafında şekillenen tartışmalar, dönemin bakanları Erdoğan Bayraktar, Muammer Güler, Zafer Çağlayan ve Egemen Bağış hakkında ortaya atılan iddialar bunların en bilinenlerindendir. Aradan yıllar geçti. Görevler değişti. Makamlar değişti. Bazıları siyasetten uzaklaştı, bazıları farklı görevlerde yollarına devam etti.

Ama vatandaşın zihnindeki soru değişmedi: "Bu dosyalar gerçekten aydınlatıldı mı?" Çünkü kamu vicdanı teknik ayrıntıları ezberlemez. Kamu vicdanı, hukukun herkese aynı mesafede durup durmadığını hatırlar.

Bugün ise başka soruşturmalar konuşuluyor.

Çeşitli belediyelere yönelik yolsuzluk ve rüşvet soruşturmaları, Aziz İhsan Aktaş'ın etkin pişmanlık kapsamında verdiği ifadeler, tutuklamalar, adli tedbirler...

Dosyaların içeriği elbette mahkemelerin işidir. Fakat vatandaşın baktığı yer başka bir noktadır: Dünün güçlüleriyle bugünün güçlüleri aynı terazide mi tartılıyor? İşte asıl soru budur. Çünkü vatandaş belirli isimlerin korunmasını ya da cezalandırılmasını istemiyor. İstediği şey daha basit: Herkes için aynı hukuk.

Dün bir makam sahibine gösterilen hassasiyet bugün başka bir siyasi görüşten olan kişiye gösterilmiyorsa, adalet duygusu yara alıyor. Bugün sert uygulanan bir kural yarın başka biri için esnetiliyorsa, güven azalıyor. Mahkeme kararları dosyalarda kalır. Ama adaletin uygulanış biçimi insanların hafızasında kalır.

İsimler değişir. Partiler değişir. İktidarlar gelir, muhalefetler büyür, sonra yer değiştirir. Bugünün güçlüleri yarının sıradan insanları olabilir. Fakat hukukun ölçüsü değişmemelidir. Çünkü terazi bazen güçlüden yana, bazen güçsüzden yana eğiliyorsa aslında herkes kaybetmiştir. Ama terazi yalnızca hukuka bağlıysa... İşte o zaman insanlar mahkeme kapısına korkuyla değil, güvenle gider.

Şunu bilelim ki bir ülkede adalet varsa, o ülkenin en büyük serveti budur. Çünkü devletleri ayakta tutan beton değil; Adalettir.