Ankara'da şahane bir konser vermiştik. Dönüşümüz, Varan firmasının Bursa yapımı Mercedes otobüsleriyle oluyordu. Bu otobüslerin, koltuklarını gece yolculuklarında geriye yatırmak için, dip tarafına bir demir kol ilâve edilirdi.

B.A. Ağabeyi Dünya Yıldızı Necdet Yaşar'ın elleri serbest kalsın diye, cam kenarındaki yerinde, teknesini aşağıda tutarak, bacaklarının arsında yerine oturdu. Gece insan ne kadar direnirse dirensin, uyku bastırır kısa da olsa uyursunuz.

Kan uykulu olduğu bir anda, otobüste bir silkinme olmuş. Öndeki koltuğun demiri, Sarıkız'ın göğsüne saplanmış. Özel tâbirle göğüs patlamış.
...

Necdet Yaşar'ın, olaya vâkıf olduğu ânı çok iyi hatırlıyorum.

Evlât kaybetmiş gibiydi.

Hayatında böyle büyük üzüntü çekmemişti.

Niyazi Sayın'la İstanbul Radyosu'nda yaptığı muhteşem yayınların bülbül-i şeydâsı Sarı Kız'ın nutku tutulmuştu.

Necdet Yaşar'ın sol elinden girip, dimağını, kalbini, gönlünü, hasretini, sevdâsını, sağ elindeki mızraba aktaran, her nağmede, Cemil Cemil diye hasretleri ayaklandıran Sarıkız'ın şen sesi ebediyete gömülmüştü.
...

Mustafa Sazer vefat etmiş, Cemil Bey'in huzuruna varmıştı. Bu halde sazı ilk gören Sivaslı Fehmi Ustaydı. Sordu:

- Ağabey kim yaptı bunu?
- Ne diyeyim Fehmi. Ne oğlu diyeyim, dilim varmıyor. Onurdan'ın oğlu.
- Daha ne diyecen, ağabey? Başka sıfat vermeğe lüzum yok. O da ona yeter.

Fehmi usta göğsü açtı. Açılan yerin arkasına ince tahta yapıştırdı. Sarıkız konuşamıyordu, lâl olmuştu.

Bir ara Ankara'ya, Sami Gül Usta'ya gitti. Sarıkız, Sami usta elinden gelen mahareti göstermişti. Bir Ankara seyahatinde, Sarıkız'ı İstanbul'a ben getirdim. Necdet ağabey memnun kalmadı. Sadâ değişmişti. Göğüs tahtası, zaman içinde çalına çalına içeriye doğru çukurlaşmış, makamlarımızın halâvetiyle olgunlaşmıştı. Her şeyiyle birinci sınıf saz olmuştu. Saz ne kadar mükemmel olursa olsun, ustasının elinde söyler. Sarıkız, Necdet Yaşar'ın elinde bu mertebeyi idrak etmişti.

Daha sonraları, Sarıkız'ın bir ikizinin olduğu iddia edilmişti. Ancak Necdet ağabeyin parmakları, perdeler üzerinde dolaşmadığı; sağ elindeki mızrap tellere inmediği için, o saz, mertebesini idrâk edememişti. Çünkü sahibi mûsikîşinas değildi. Sadece heveskârdı. Batılıların dediği gibi bir amatördü. Hayatını mûsikîye adayacak, mihnetine katlanacak kişilikten yoksundu. Mûsikî için doğmamıştı.

Biz de efsânevî tanbûr Sarıkız'a vedâ etmek zorunda kaldık. Ama hayatta imiş gibi kayıtlarını dinliyoruz. Sarıkız, Kazdağlarının efsanevî Sarıkız'ı gibi sırra kadem basmıştı.

"Necdet Yaşar çalıyor yeni kayıtlarda..."
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.