Özü Kalesi'ni 1492 yılında Kırım Tatarlarının Hanı Mengi Giray, Lehistan’a karşı inşa ettirmiş. Bu yıllarda Kırım Osmanlı Devleti'ne tabi bir hanlıktı. Kaleşehir, 1493'de Rus Kazakların eline geçse de, 1502'de tekrar Osmanlı hakimiyetine girdi. Özi şehri ve kalesi üzerinde asırlarca Lehistan-Osmanlı ve Rus -Osmanlı rekabeti  yaşandı. Özü nehri boyunda yaşayan Kazakların Karadeniz’e çıkış yolu üzerinde olması sebebiyle, bunların gözü de devamlı olarak Özü’nün üstündeydi.

Özi Kalesi ve çevresi Kanunî Sultan Süleyman’ın Karaboğdan seferi sonrası 1538'de kesin olarak Osmanlı hakimiyetine girdi. Bu tarihlerden sonra Osmanlı idarî belgelerinde Özü’den bahsedilir. Resmî belgelerde Kaza-i Cankerman nâm-ı diğer Özi diye geçer. Evliya Çelebi Seyahatnamesinde Özü yerine Cankirman ismi kullanılır, yakınındaki Akkerman Kalesi'ne atfen Karakerman’da denmiş. Devlet tarafından görevlendirilen Kocadağ, Naldöken, Tanrıdağ Yörükleri, Dobruca ve Kırım Tatarları; 1559 yılında kaleyi yeniden inşa ederek, genişlettiler.

Osmanlılar tarafından 1584'de sancak merkezi yapılan Özü’ye 150 köy ve Hacıdere, Dubossary bağlanmış. Özi suyunun iki yakasında, 1678 yılında on bir kalenin mevcudiyeti bölgenin askeri açıdan önemini gösterir. Özi suyu civarı ve  kalesi; Osmanlı, Lehistan, Rusya, Kazaklar için stratejik önemiyle birlikte, askerî faaliyetlerin ve geçişlerin en çok olduğu yer. İlk zamanlar, içinde askeri birlikler bulunan Özi Kalesi ve civarı, ani olmayan Türk göçleri alarak, zamanına göre büyük ve kalabalık şehir haline geldi.1588-1589'da Özü’yü ateşe veren Kazaklar 1591 yılında kalıcı olmasa da şehri işgal etmeyi başardılar.

Kuzey-Batı Karadenizde bulunan Özü şehri, yanıbaşında denizin, nehirlerin, gölün bulunduğu güzel bir coğrafyaya ve ılıman bir iklime sahip.

Aksu nehriyle, Özü yani Dinyeper nehirlerinin döküldüğü kıyı gölünün kuzeyinde, Kılburun karşısındaki yarımadada olan şehrin yerleşimi Özü nehri kıyısına kadar uzanır, burada bir zamanlar IV. Murad Camii, üç  yüz civarında  ev, otuz dükkân vardı. Kaleye beş yüz adım uzakta Eflak-Boğdanlıların beş yüz saz örtülü evi vardı. Kalenin üst yanında batıya doğru üç yüz Nogay obası ve nehrin denize döküldüğü yere yakın küçük bir Osmanlı kalesi ve gemi inşa tezgâhı da vardı.

Kanûni Sultan Süleyman devrinden beri şehir, Oçakof’un Türkçe karşılığı olan Özü (Özi) adıyla bilinir. Osmanlılar, Özü’yü Karadeniz ve Tuna boylarının kilidi gibi görüyorlardı, bunu; Vezir Yemişçi Hasan Paşa’nın III. Mehmed’e yazdığı telhisten anlamak mümkün: ’’Özi Kalesi bir kaledir ki cümle Karadeniz’in ve Tuna yalılarının kilidi olmuştur.’’ Bölgenin önemine binaen Sancakken bile Özi’nin mali işleri bir defterdarın sorumluluğu altındaydı.

1606 tarihinde müstakil Beylerbeyilik olan Özü’nün bu statüsü, IV. Murat döneminde de devam ediyordu. Bu dönemde IV. Murat’ın 1635 tarihinde açtığı Revan seferine Bayburt’tan asker olarak katılan Mahmut Nedim, seferin sonunda rütbe alarak Özü kalesine tayin oldu ve askerliği bitinceye kadar burada kaldı. Askerî görevi bittikten  sonra bu güzel kaleşehirden ayrılmak istemedi, 1640'larda evlenerek Özü’ye yerleşti, torunları burada 1789'a kadar mesûd bir hayat yaşadılar.

Özü Eyaletinin toprakları, bu günkü Ukrayna, Bulgaristan’ın kuzeyi, Romanya (Dobruca) ve Türkiye Trakya’sının bir kısmını içine alır. Eyaletin sürekli sancakları; Özü, Silistre, Vidin, Niğbolu, Kırk Kilise(Kırklareli), Vize ve 1711 den sonra Hotin’dir.

Özü Kalesi 1607'de yeniden inşa edildi.1606-1792 tarihleri arası eyaleti, vezir ve mirimirân rütbeli, çoğu tersane ve gemici kökenli yüz on iki paşa yönetmiştir. Özi Boğazında ve nehrinde şayka denilen üç toplu savaş gemileri ve şehirde  donanmadan sorumlu ‘’Özi Kapudanı’’vardı.

1609'da Ayn Ali Efendi’nin eyalet listesinde Osmanlı İmparatorluğu'na ait otuz iki eyalet var; Koçi Bey’in 1640 tarihli eyalet listesine, yeni kurulan Özü Eyaleti ilave edilmiştir. Bu eyalet kuzey Karadeniz kıyılarını tehdit eden Kazak akınlarını durdurmak, Kırım Hanlığının bölgeye uzanmasını engellemek gibi sebeplerden kuruldu. Özü eyaleti Tuna ve Batı Karadeniz kıyılarındaki sancakları içine alıyordu. Eyaletlerin başındaki beylerbeyiler bulundukları yerlerde güvenlikten de sorumlu  oldukları için; stratejik önemi olan bölgenin daha güvenli hale gelmesi de, Özü’nün eyalet yapılmasının bir sebebi olabilir. 

1737'de Ruslar, Karadeniz’e inmelerinde kendilerine engel gördükleri Özü’yü kuşatarak, mertçe direnen altı bin kadar Osmanlı askerini öldürmüşler, şehirdeki istihkâmları yıkarak 1739'da Özü’yü tekrar Osmanlı Devleti'ne teslim etmişlerdir.

Kırım Savaşı diye bilinen, (1787-1792) Osmanlı-Rus-Avusturya savaşında, ordunun Avusturya üzerine yöneldiği günlerde, 1788 yılının aralık ayında deniz ve karadan üstün kuvvetlerce altı ay kuşatılan Özü, istediği yardım alamadığı için 1789 mayıs ayında Rusların eline geçti. Özü’nün 25 bin nüfusu vardı ve o yıllarda orta büyüklükte şehir sayılıyordu. Değişik kaynaklara göre, askerle birlikte kuşatmaya direnen nüfusun yirmi bin kadarı acımasızca öldürüldü. Padişah I. Abdulhamid, bu haber üzerine üzüntüden felç geçirip bir süre sonra vefat etti. Çariçe Katerina’nın sıcak denizlere inme politikası gereği Ruslar çok arzu ettikleri Özü’yü böylece ele geçirdiler. Avusturya savaştan çekildikten sonra Rusya, 1792 tarihli Yaş Anlaşmasıyla Kırım ve Özü’yü resmen topraklarına katarak savaşın sone ermesine razı oldu.

1789 felaketinden sonra; çoğu Kırım’dan, farklı Osmanlı topraklarından gelerek Özü’ye yerleşmiş olan ahaliden sağ kalanlar, Anadolu’nun çeşitli şehirlerine göç ettirilerek, devlet tarafından istedikleri yerlere yerleştirildiler.

1855'de cereyan eden Kırım Savaşı'nda ise Özü, geçici bir süre İngiliz ve Fransızların eline geçti. İkinci Dünya savaşında 1941-1944 yılları arasında Romanya’nın işgaline uğrayan şehir, günümüzde Ukrayna sınırları içerisindedir. 2018 nüfus sayımına göre on dört bin nüfuslu küçük bir şehirdir.

Bayburtlu Mahmut Nedim’in torununun torunu Emekli Miralay Ali Osman,1789 yılında Osmanlı Devletinin elinden çıkan Özü’den sağ salim çıktıktan sonra devlete, dedesi Mahmut Nedim’in memleketi olan Bayburt’a yerleşmek istediğini bildirdi. Özü’de önemli görevler ifa eden Emekli Miralay Ali Osman ile hanımı Bender Seraskeri S. Veli Paşanın kız kardeşi Afife Hatun, yirmi yaşındaki oğlu Hacı Ali, on iki yaşındaki oğlu Arif, kızı Hayriye ve harp malûlu kırk beş yaşındaki kardeşi Çolak Emin’in karısı ve iki çocuğu 1789'da Özi’den Anadolu’ya doğru yola koyulduklarında, büyük dedeleri Mahmut Nedim Özü’ye geleli yüz elli yıl olmuştu.

Kafile Çorum’dan geçerken Çolak Emin ve ailesi bu şehri beğendiler, kafileden ayrılarak, halen varlıklarını sürdürdükleri Çorum’a yerleştiler.

Ali Osman Efendi’ye kendisinin ve büyüklerinin Özi kalesinde asker olarak yaptığı hizmetler ve bu şehirde kalan mal ve mülklerine karşılık Bayburt’un Konursu köyünde arazi, Şingâh ve Velişaban mahallelerinde geniş arsalar tahsis edildi.

Bir yıl kadar Erzurum’un Cedit mahallesinde kaldıktan sonra, Bayburt’a gelerek Velişaban Mahallesinde kendisine verilen arsaya bahçeli bir ev inşa eden Emekli Miralay Ali Osman ve Büyük oğlu Hacı Ali bundan sonra tarım ve ticaretle uğraştılar. Küçük oğul Arif ise Erzurum’a yerleşerek sarraf dükkânı açtı. İki kardeş başarılı esnaflıklarının yanı sıra, hayırseverlikleriyle iki şehirde de kendilerini sevdirip kabul ettirdiler. Miralay Ali Osman ve hanımı 1800'lü yılların başlarında, oğlu Hacı Ali 1845 yılında vefat etti.

Bayburt’a yerleşenler aile büyükleri Ethem Efendi’nin isteği ile 1934 yılında Ozulu soy ismini alırken, Erzurum’a yerleşenler Özülü, Çorum’da kalanlar yine Ozulu soy ismini aldılar.(1)  

Günümüzde fertlerinin çoğu büyük şehirlerde yaşayan ailenin Bayburt kolu; Çoruh’un ‘’ötegeçe’’sindeki Ozulu caddesi ve 1970'lerde korunmayıp yıkılan;1916 yılında Mareşal Fevzi Çakmak’ın dört ay kadar karargâhını kurarak, Bayburt (Kop, Kaledere, Bahtlı, Çoruh-İspir, Soğanlı) savunmasını idare ettiği, görkemli Ozulu Ethem Efendi konağı ile hatırlanıyor. Felaket sonrası Sarıkamış’tan  dönerken uğradığı Bayburt’ta, halk tarafından tepki görüp kapalı paytonu tahrip edilen Enver Paşa’da, bu konakta bir gece kalarak, sabah erkenden şehri terk etmiştir.

Mareşal Fevzi Çakmak, Genel Kurmay Başkanı iken 1942 yılında, ziyaret maksadıyla geldiği Bayburt’ta, Gümüşhane Valisi ve Belediye Başkanı Kâzım Köklü tarafından karşılandı. Ağazade Zahit Efendi ve Ozulu Ethem Efendi’nin hayatta olup olmadıklarını sorduğu Belediye ziyareti sırasında, kendisine Zahit Efendi’nin rahmetli olduğu bildirildi. Daha sonra savaş yıllarında dört ay kaldığı konağa giderek, hayatta olduğunu öğrendiği, yaşı hayli ilerlemiş Ethem Efendi’ye, samimi ve duygu yüklü bir ziyaret gerçekleştirdi.

KAYNAKLAR:

TDV İslâm Ansiklopedisi 34.cilt 133-134 sayfa.
KILIÇ, Orhan, Karadeniz İncelemeleri Dergisi,2017,(23):29-82
Ozuluoğlu, Selahattin, Bir Aile Geçmişinden Kesitler, İstanbul, 2001.

Dipnot:

1) Daver Kolağasıoğlu’nun 20 şubat 2015 tarihinde,Bayburt Postasında ‘’Unutamadığım Şehir Bayburt’’ başlıklı yazısının altına yorum yazan Abdulkadir Ozulu; Çorum’da Özi’den göç eden tek aile olduklarını belirtmiş.
             

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
Avatar
ahmet 4 hafta önce

Ağazade Zahit ef. 1930 larda vefat etmiş...Mahalleye adını veren bu değil.selamlar

Avatar
muhterem 4 hafta önce

zahidi,geylani,efendi,.,15,asırda,yaşamış,ve,mahallenin,ismini,almış,sizin,bahsettiğniz
başka,bir,şahsiyetmidir.,tşkler