Bir seçimi daha acısıyla tatlısıyla geride bıraktık. Siyasi bir yarışma neticesinde doğal olarak birileri kazandı birileri kaybetti. Kazananlar belki sevindi ama bir yandan da binlerce insanın hak ve hukuk yükünün ve zor bir emanetin boyunlarına yüklendiğinin farkında olmalıdırlar.  Kaybedenler de kendilerini bu emaneti yüklenmeye ehil olduklarını emaneti veren ahaliye daha güven verecek şekilde anlatmanın yollarını aramalıdır. Bu emanet ve yükü birilerinin boynuna yükleyen ahali de verdikleri emanetin hakkıyla korunup korunmadığını hak ve hukuklarının yerine getirilip getirilmediğinin hassasiyetle takipçisi olmalıdırlar. Yani kendilerini yönetmek üzere seçtikleri kadroları denetleme vazifesini ihmal etmemelidirler. Tabii ki burada esas gaye kişisel veya bir gurubun çıkarı değil halkın umumi menfaatini korumak olmalıdır.

Devletin gerek umumi ve gerek mahalli işlerinde su-i istimalin önlenmesi ve işlerin kanun ve nizamına uygun yürütülmesinin sağlanmasında ahalinin sorumluluğunu bilmesi şüphesiz çok önemlidir. Aynı zamanda kişilerin devletten hizmet almada hak ve hukuklarını bilmesi,  görevlilerin su-i istimalinin önlemesinde büyük yeri olacaktır. Günümüzde ne yazık ki bu hususlar tam ve kâmil manada bilinmemekte veya çeşitli sebeplerle bu denetim hakkının kullanılmasından imtina edilmektedir.

Bu hak arama ve yöneticileri denetleme yetkisinin kullanılmasına engel olan en önemli unsur halkın ceberrut bir devlet tecrübesi yaşamış olmasıdır. Öyle ki özellikle Cumhuriyetin ilk yıllarında halk üzerinde oluşturulan devlet baskısı halkı devlet karşısında sindirmiş, devletle mümkün olduğunca tabiri caizse bulaşmamaya özen göstermiştir. Günümüzde devletin biraz daha demokratikleşmesi ve halkın kendi içerisinden yöneticilerini çıkarmış olması bu denetim yetkisini daha mümkün hale getirmiştir.

Hâlbuki Cumhuriyetten önce Osmanlı'nın son döneminde yöneticilerin atama yoluyla getirilmesine rağmen halkın bu yöneticileri denetleme yetkisinin olduğunu ve bunu rahatlıkla kullanabildiklerini günümüze intikal eden belgelerden görebilmekteyiz. Bu hususta bu günkünden daha cesur bir tavırla yöneticilerin denetleyebilen duyarlı şahısların varlığını da müşahede etmekteyiz.

Burada bir parantez açarak hak arama ve hukukunu koruma konusunda çocukluk ve gençlik çağlarımızda yetiştiğimiz ve hala bağımızı koparmadığımız memleketimiz insanının özel bir hassasiyeti olduğu kanaatimi de söylemek isterim. Bu cümleden olarak değişik şehirlerde yaşayan Bayburtlular olarak herhangi bir hususta görülen hak ve hukuk ihlaline müdahale etme ve haksızlığın giderilmesinde duyarlılığımızı göstermekteki katkımız çoğu insan tarafından da kabul görmektedir.  Bu hasletimizin oluşması ve kişiliğimizin şekillenmesinde yetiştiğimiz milli ve manevi iklimin tesirinin çok büyük olduğunu rahatlıkla söyleyebiliriz. Ancak medenileşmeden şehirleşmenin getirdiği olumsuz yetişme iklimi bu hasletimizin yeni nesillerimizde yok olmaya yüz tutmakta olduğu endişesini taşımaktayız.

Bu hasletimizin devamına katkısı olur kanaatiyle ecdadımızın bu hassasiyetini dile getiren bir arşiv belgesini güncelliğine ve önemine binaen burada paylaşmak istiyorum. Bu belgenin Bayburt ahalisinin yöneticilerini nasıl denetlediğini göstermesi ve yeni göreve gelen yöneticilerimizin de bu denetim mekanizmasını sürekli akılda tutarak hizmetlerini yürütmelerine katkıda bulunur kanaatiyle dile getirmek istiyorum.

Bu belge Bayburt'ta Rumî 11 Mayıs 1319 / Miladî 24 Mayıs 1903 Yılında Belediye Reisliğini yürüten İsmail Hakkı Bey'in yönetimdeki su-i istimali ve acziyetini gören Hacı Hafızzade Cabir adlı şahsın Belediye Reis hakkındaki şikâyetini dile getirmektedir.

Cevabi belgede isminin Cabir olduğu anlaşılan şahısın, Hacı Hafızzade imzasıyla İstanbul'a gönderilen arzuhalinde daha önce Belediye Reisi hakkında tahkikat yapılması istendiği halde vilayet tarafından bu tahkikat hakkında gerekenin yapılmadığı ve Belediye Reisi'nin yönetimdeki su-i istimalinin ve acziyetinin devam ettiğini dile getirmekte ve gereğinin yapılması için Erzurum Vilayetine gerekli emrin verilmesi talep edilmektedir.



1903 yılında bir vatandaşın Bayburt Belediye Reisi hakkında yönetimi ile ilgili tahkikatın yapılmasını ve bir manada seçtiklerini denetleme görevini sağlayan bu arzuhalin bu günkü dille anlaşılır hali şudur:


DERSAADET'TE ŞEHREMANET-İ CELİLESİ HUZUR-I SAMİSİNE
(İstanbul'da Yüksek Belediye Yöneticiliği Yüce Makamına)


Devletli Efendim Hazretleri;

Bayburt Belediye Reisi'nin ortaya çıkan kötü yönetim halinin kanunen cezalandırılmasını gerektiren işlerden olduğu halde dört aydan beri kendisini himaye eden bazı nüfuzlu ve muktedir kimseler tarafından himaye edilmesi sebebiyle 19 Kanun-i Sani 1318 (1 Şubat 1901) tarihiyle takdim olunan tahkikat evrakı vilayetçe bir köşeye atılıp unutulmuş ki; söz konusu olan Reis on seneden beri Belediye gelir ve alacaklarını gerektiği şekilde muhafaza edemeyip kendi ikbali için tamamen mahv ve telef ve memleketi her nevi ilerleme ve temizlikten mahrum ile burada yaşayan ahaliyi tasavvur edilemeyecek bir halde sıkıntıya sokmaktadır. Bu suretle tahammül haricine çıkıp kanunların hilafına devam eden söz konusu Reisin memuriyeti bilahare kötü neticeler doğuracağından gereğinin yapılması, yani görevden el çektirilerek değiştirilmesi ve mahkeme altına alınması gerektiğinin (Erzurum) Vilayet-i Celilesine emir ve bildirilmesi kanun ve adalet namına istirham olunur.
Bu hususta emir ve ferman emir verme yetkisi olanındır.

                                                                                                             11 Mayıs sene 1319
                                                                                                            Hacı Hafızzade (Cabir)


Bu şikâyet ve talep neticesinde İstanbul'dan Dâhiliye Nezareti vasıtasıyla Bayburt Belediye Reisi İsmail Hakkı Bey hakkında gereken tahkikatın yapılarak kanuni cezasının verilmesi için 29 Mayıs 1319 (11 Haziran 1903) ve 18 Haziran 1319 (1 Temmuz 1903) tarihlerinde Erzurum Vilayetine hitaben iki adet yazının gönderildiği ve gereken takibatın yapıldığı da belgelerle görülmektedir.

Bu tür şikâyetlerin yanı sıra daha sonra göreve getirilmiş olan yine başka bir Bayburt Belediye Reisi olan Mehmet Şükrü Efendi için ise yaptığı güzel hizmetleri ve gayretli çalışmaları dile getirilerek 6 Rebiulevvl 1323 (11 Mayıs 1905) tarihinde yazılan yazı üzerine Sadrzam yani Başbakan'ın emri ile devlet tarafından ödüllendirildiği de belgelerde kayıtlıdır.

Netice olarak özelde Bayburtumuzda ve genelde tüm ülkede seçilmiş olan idarecilerimizin, görevlerini kanun ve nizamlara uygun olarak halkın umumi menfaat ve ihtiyaçları doğrultusunda yürüteceklerini ve eğer kanun ve nızamlara aykırı işler yaparlarsa ahalinin kendilerini denetleme hakkı olduğunu halka hatırlatmaları gerekir. Bu yöneticilere yetki veren halkımızın da bu denetim yetkisini siyasi veya şahsi bir amaç gütmeksizin yerine getirmesi, hak ve hukukunu her hâlükârda öğrenmesi ve amacına uygun olarak kullanması gerekir. Ayrıca hizmet için seçilmiş idarecilerin yapacağı gayretli ve güzel çalışmaları da takdir edilmelidir.



Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
Avatar
Ahmet Çağıldak 7 yıl önce

Değerli hemşerimiz Süleyman Atmaca’yı bu arştırmasından dolayı içtenlikle ve canı gönülden kutluyorum. Çünkü bu araştırmayı muhalif tip ve düşüncede olan biri yapsaydı: ‘Dinsizden imansıza, komünistten gene bir derdi var’a kadar sürüyle damga yiyebilirdi. Oysa iktidara yakın kimliğiyle ama bir tarihçi ve biliminsanı tarafsızlığıyla yayınladığı bu belge, aslında kamu denetiminin demokratik bir hak olduğunu kanıtlıyor.

Bu değerli araştırmacı, II. Abdülhamid döneminde bir Bayburt yerel yöneticisinin icraatından duyulan memnuniyetsizliği, başkentteki Dahiliye Nezareti Şehremaneti’ne ileten şikayet belgesini bulmuş. Günümüz Türkçe’sine çevirmiş.

Cumhuriyetin I. Anayasası aslında bu konuda son derece demokrat. ’60 Anayayasası yine ha keza bu hakkı Belediyeler Kanunu’na yerleştirmiş.

Ama ’80 Anayasa’sı ve onun üzerinde yapılan Özal Dönemi ekleri yerel yönetimleri bir tür kendi kendini denetleyen kurumlar haline getirdi. Elbette bir usulsüzlükte merkezden teftiş etme, görevden el çektirme

Avatar
SonerKocatürk 7 yıl önce

Çok değerli bir yazı, vatandaşlarımız iyi okumalı.