Türkiye'den orijinal fikir çıkar mı? "Çıkmaz! Çıkmayacağı için de 'yapılmışı yapmaya' mahkûmuz biz" diyenler olacaktır. Halbuki son dönemde iki orijinal fikir çıktı. Bunlardan biri, Orhan Pamuk'un dünyada eşi olmayan Masumiyet Müzesi... Diğeri de ressam Prof. Hüsamettin Koçan'ın kurduğu Baksı Müzesi... (İki fikrin de müzeye ilişkin olması ama iki müzenin de klasik müzelere benzememesi ilginç!)

Baksı Müzesi çok farklı bir konsept...

Bayburt'un Baksı (şimdiki adı 'Bayraktar') köyünde doğan Koçan... Tanınmış bir sanatçı, çok sevilen bir eğitmen ve de Marmara Güzel Sanatlar Fakültesi Dekanı olduktan sonra... Filmlik bir çabayla, merkeze 45 km. uzaklıktaki köyünün yanı başına... Sadece işleviyle değil, mimarisiyle de benzersiz bir merkez kurdu.

Baksı, kültür ve sanatı sadece sergileyen değil, üreten de bir mekân: Mesela kadınlar kilim ve 'ehram' kumaşı dokumayı öğrenirken, yan salonda çağdaş sanat eserleri yapılıyor.

Baksı'nın biricikliği şurada: Herkes büyük kente yönelirken, Hüsamettin Koçan tam tersine, sanatı merkezden çevreye getiriyor.

İyi ki doğdun Baksı

Baksı Müzesi kuruluşunun ikinci yılını Mesafe ve Temas adlı bir projeyle kutluyor. Mimar Faruk Malhan ve arkadaşları, yerelden hareketle geliştirilmiş obje tasarımları... Modacı Arzu Kaprol ve arkadaşları ehramdan yapılma giysi ve aksesuarlar... Lezzet uzmanı Engin Akın ve arkadaşları ise bölgesel yemeklerin yorumuyla projeye katıldı...

'Mesafe ve Temas'ın 23 Haziran'daki açılışını Kültür ve Turizm Bakanı Ertuğrul Günay yaptı. Bayburt Valisi Hasan İpek, Bayburt Milletvekili Bünyamin Özbek ve Bayburt Belediye Başkanı Hacı Ali Polat da törende konuştu.

Bakan'a yakışmayan espri

Ve açılıştan birkaç izlenim:
Bayburtlu gençlerin törende çalıp söylediği, "Bir yiğit gurbete gitse, gör başına neler gelir" türküsü alakasız kaldı. Adam köyden çıkmış, profesör olmuş, görkemli bir sanat merkeziyle dönmüş... Sen kalkmış acıklı bir gurbet türküsü çığırıyorsun.

Hocanın hoş bir anısı, portatif tribünden kendisini izlemekte olan eşi, Baksı Vakfı Başkanı, seramik sanatçısı Oya Koçan ile ilgiliydi: "Şehirli bir kız" ile evlendikten sonra Hoca memleketine gelmiş. Batılı ve çıtkırıldım buldukları Oya Hanım'a, köylüler "Tango Gelin" adını takmış. Ama Tango Gelin'in, Çoruh nehrinin civardaki en zorlu yerini yüzerek geçtiğini görünce selam durmuşlar.

Törende bir de küçük tatsızlık oldu. Aniden gayet sert bir rüzgâr çıktı. Geçer sandık, geçmedi. Protokol tribününün üstünü örten muşambayı taşıyan konstrüksiyon yalpalamaya başladı; yıkıldı yıkılacak... İzleyiciler arasında kadınlar, çocuklar var. Yere raptedilmemiş ayaklarına asılarak konstrüksiyonu tutmaya çalışırken, "Çabuk ayrılın" diye bağırmaya başladı Emniyetçiler. Herkes kaçıştı.

Tam o sırada kürsüde konuşmakta olan Ertuğrul Günay ne dese beğenirsiniz? "Görüyorsunuz işte, azıcık bir rüzgârda Tangolar kaçmaya başladı. Bizse burada dimdik ayaktayız."

Siyasetçilerin buz kestiren esprilerine gazeteciler alışıktır ama tribündeki Tango Gelin'e ayıp oldu...

Temmuz 2012

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
Avatar
Cengaver 7 yıl önce

Emre Bey, rüzgara Balkar deriz biz. Hemen her ikindi sonrası çıkar gelir. Bazen sevindirir serinletti diye ama bazan da yapılan planları bozar ve ğzer. Ama sonuçta biz "Kahrında hoş, lütfunda hoş!" ufkunda değerlendiririz olayları.