Doç. Dr. Hasan Hüseyin Önder2008 yılında kurulan ve 2 yılı geride bırakan Bayburt Üniversitesi, aynı yıl kurulan üniversiteler arasında Karabük ve Çankırı ile birlikte parlayan yıldız olarak gösteriliyor. Yapılaşma ihtiyacının büyük bir kısmını tamamlayan Bayburt Üniversitesi eğitimin yanı sıra bilimsel çalışmalarda da ön plana çıkmaya çalışıyor. Öğretim görevlilerini bu hedefe uygun olarak seçen Bayburt Üniversitesi, kadrosunu bilime önem veren ve sürekli üreten eğitimcilerden kuruyor.

Mühendislik Fakültesi Dekan Yardımcısı Doç. Dr. Hasan Hüseyin Önder, bu değerli eğitimcilerden biri… 1982 yılında Çukurova Üniversitesi Endüstri Mühendisliği bölümünden mezun olmuş,  Doğu Akdeniz Üniversitesi öğretim üyesi görevini yürütürken Rektör Mollamahmutoğlu’nun davetiyle Bayburt’ta bulmuş kendini.

Doç. Dr. Hasan Hüseyin Önder, Kıbrıs’ın ardından Bayburt’a geldiği için mutlu. Havası ve insanını methediyor Bayburt’un. 1958 Kırıkkale doğumlu olan Hasan hoca, kendi tabiriyle bir halk çocuğu. “Sapanın peşinden koştuğumu hatırlarım” diyor ve ekliyor, “öküzle çift sürmeyi, hastanede kuyruğun ne olduğunu, elektriksiz bir dönemde yaşamanın nasıl olduğunu iyi bilirim.”  

Hasan hoca, bilim adamlarının halkın sorunlarına eğilmesi gerektiğinin altını çiziyor. Ünlü düşünür Cemil Meriç’in “Fil Dişi Kuleler” tabirine benzer bir ifadeyle “aydınlar sırça köşkten halka bakmamalı” diyor ve aydınların halkla iç içe, halkın sorunlarına eğilen insanlar olması gerekliliğini vurgu yapıyor.

Bayburt Üniversitesi eğitim kadrosunun önümüzdeki yıllar için ciddi çalışmaları var. Ümidimiz, yazdıklarını denize atılmış şişeler olarak tanımlayan Cemil Meriç gibi hocalarımızın da hep ümitvâr olmaları. Bir gün birilerinin o şişeleri bularak, okuyacak ve uygulayacak olmalarına tıpkı Cemil Meriç gibi inanmaları…

Bayburt Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Murat Mollamahmutoğlu ile beraber basın mensuplarıyla bir araya gelen Mühendislik Fakültesi Dekan Yardımcısı Doç. Dr. Hasan Hüseyin Önder ile projelerini masaya yatırdık. İşte o projelerden bazıları:

“Kanalizasyondan elektrik üretmeliydik”

“Kanalizasyondan elektrik üretme projesi var. Hem çevre hem de ekonomik bir kayıp. Kanalizasyon veya hayvan gübresinden elektrik üreteceğim dediğim zaman, öyle şey olur mu dendi! Bu yeni bir şey değil. 1800’lü yıllardan beri uygulanan bir sistem… Önemli olan bunu bilimsel açıdan yapabilmek.

Türkiye’de Köy Hizmetleri vasıtasıyla 1983 yılı itibariyle başlatılan bir proje var. O proje kapsamında hayvan gübresinden elektrik değil de biyogaz üretildi. Bu proje yaygınlaştırılmaya çalışıldı fakat maalesef bilimsel olarak ve teknik açıdan teknolojide kullanılması, insan emeğinin azaltılması yerine insan emeğinin ağır olduğu zor bir teknolojik sistem uygulandı. Vatandaşta bunu görünce düşündü ki hayvanın gübresini alacaksın, bir kuyuya atacaksın, orada bunu karıştıracaksın, sonrada bundan gaz çıkacakta bende kullanacağım! Ne yaptı? Gitti, 12 kilogramlık tüplerden alıp, onu kullandı. Oysa bu sistemler kurulurken insan emeği, teknolojik gelişmeler göz önüne alınarak kurulsa insanlar buna sıcak bakar. Şimdi kanalizasyon akıp gidiyor. Hem havayı, hem denizi kirletiyor. Canlılara zarar veriyor. Oysa bu kanalizasyondan şu anda elektrik üretiyor olmalıydık. Yeter ki tesisi ve alt yapısını mantıklı kuralım.”

“Çöpü nasıl depolayalım diye tartışıyorlar!”

“Mesela çöpü götürüp depoluyorlar. Sonra da nasıl depolayalım diye tartışıyorlar. 30 bin kişilik bir şehir Bayburt. Kuracağın bir kaç tane küçük tesisle bütün çöpü orda hem fermante edersin, hem elektriğini üretirsin, hem de ordan gübre üretirsin. Bunlar yapılabilir ama önemli olan bunları fikir edinip, yapmaya kararlı olmak. Bu konularda gerek Avrupa Birliği, gerekse Türkiye’deki bir çok kuruluş destek veriyor. Yeter ki kurumlar, bunu yapmaya niyetli görünsün. Belediye Başkanı ile bu konuyu konuştuk. Kendisi çok istekli. Bütün bilgilerimizi aktararak seve seve yaparız.”

“Proje sundum, birilerinin işine gelmedi!”

“Türkiye maalesef bu konuda çok geride. Avrupa’da bir toplantıya katıldım. Daha önce Kıbrıs’ta, Doğu Akdeniz Üniversitesi’nde görev yapıyordum. Atıkların değerlendirilmesi ile ilgili bir ekibi almış ve Avrupa’ya götürmüşler. Gezinin ardından bu konuyla ilgili bir toplantı yapılıyor, bizi de çağırdılar. Danimarka, Macaristan, İngiltere gibi ülkelerden gelmiş heyetler var toplantıda. “Çöp nasıl ıslah edilir” konusu konuşuluyor. ‘Düzenli depolama mı yapalım, yaparsak bunun altında ne tür malzemeler kullanalım?” gibi… Onların verdiği seminerler bu şekilde. Danimarkalı bir uzmana ‘sizler düzenli depolama mı yapıyorsunuz?’ diye sordum. ‘Yok doğrudan enerjiye çeviriyoruz’ dedi. ‘Bize niye bunu anlatıyorsunuz?’ dedim. ‘Sizinkiler öyle istiyor’ dedi. ‘Bizimkilere direk doğrudan enerjiye çevirebilirsin diyebilirsin, niye demiyorsun’ dedim. ‘Sizinkiler istemiyor’ dedi!

Şimdi mesele burada konuya vakıf olmak ve ne yapacağını bilmek… Sonra bu konuyla ilgili bir proje sundum. Birilerinin işine gelmedi. Sonra Kıbrıs’ta mobil bir sistem yaptım. Kıbrıs’taki hayvan sayısıyla, Kıbrıs’ta ihtiyaç duyulan elektriğin 3’te 1’ini sağlayabilirsiniz. Bunun içerisine kanalizasyon ve güneş enerjisini kattığında Kıbrıs’ta elektrik ihtiyacı kalmıyor. Türkiye içinde bu geçerli aslında!”  

“Güneşi takip eden sistemler yaptık”

“Güneşi takip eden sistemler yaptık. Güneş ışıklarını tek bir noktaya toplayarak 450 dereceye yakın sıcaklık elde ediyoruz. Sabahtan akşama kadar güneşi takip ediyor. Allah nasip ederse o sistemleri de üniversitemize kuracağız. Hatta örnek bir biyogaz sistemi de yapmayı düşünüyoruz. İnşallah bunları yaparız ve Bayburt’a da bir faydamız olur. Bu şehre üniversitenin geldiğini ve burada bilim adamlarının olduğunu halka hissettirmemiz lazım.

Bizler okuduğunu ezberleyip, öğrenciye anlatan ve ondan da sınav yapan ve aybaşı gelince maaşını alıp yatan insanlar değiliz. Zaten Rektör hocamızın beni buraya getiriş sebebi de buydu. Gel beraber çalışalım dedi, seve seve geldim. İnşallah iyi şeyler olacak. Yeter ki, köstek değil destek olunsun.”