Bayburt Postası - Koleksiyonundaki her parçayı ücretiyle satın aldığını vurgulayan Korkut, "Bakır candır, gerisi heyecan" sözleriyle tutkusunu anlatıyor.
1970 doğumlu ve aslen Erzurumlu olan Nurullah Korkut, 2001 yılında kebapçılık mesleğini icra etmek üzere geldiği Bayburt’u çok sevdiğini ve bir daha da kopamadığını söyledi. Çocuklarını Bayburt’ta büyüttüğünü ve şehre büyük bir sevgiyle bağlı olduğunu belirten Korkut, Nur-Et Kebap Dünyası adlı işyerini kadim Türk kültürünün simgesi olan bakır eşyalarla donattı.
Dükkânında sergilediği eserlerin, devasa koleksiyonunun yalnızca küçük bir parçası olduğunu belirten Nurullah Korkut ile bakır sevdası, Türk mutfak kültürü ve koleksiyonculuk üzerine samimi bir söyleşi gerçekleştirdik.
Anneannenin tereğinden başlayan sevda
Bakır merakının çocukluk yıllarına dayandığını ifade eden Nurullah Korkut, bu tutkunun nasıl başladığını şu sözlerle dile getiriyor:
"Çocukluğumda anneannemin mutfağındaki o terekler, annemin bakır kaplara olan sevgisi bende bu sevdayı başlattı. Bakırı sana tek bir cümleyle anlatabilirim: Bakır candır, gerisi heyecan! 25 yıldır Bayburt’ta kazandığım bütün parayı bu eserlere yatırdım."
"Koleksiyonumda bedelsiz tek bir çöp yok!"
Koleksiyonunu oluştururken kimseden karşılıksız bir şey almadığını ve tüm parçaları bedelini ödeyerek topladığını vurgulayan Korkut, "Benim koleksiyonumda bedelsiz bağış, çöp yok! Ailemden, annemin mutfağından kalan hatıralar dışında her şeyi paramla satın aldım. Şuan koleksiyonum 73 bin parçayı aşmış durumda. Dükkânda gördükleriniz sadece küçük bir kısmı. Depolarımızda, özel bölmelerimizde sakladığımız binlerce parça var. Türkiye’de bu alanda üzerime koleksiyoner tanımıyorum" ifadelerini kullandı.
Korkut, koleksiyonuna dâhil ettiği her ürünü özel bir sistemle bilgisayara kaydettiğini, numaralandırdığını ve muhafaza ettiğini de dile getirdi.
Babasının 1954 yılından askerlik kaşığı ve kadim Türk kültürü
Koleksiyonun en anlamlı parçalarından birinin de merhum babasına ait 1954 yılından kalma askerlik kaşığı olduğunu belirten Korkut, "Bakın bu kaşık, babamın 1954 yılındaki askerlik kaşığıdır. Üzerinde isminin ilk harfi olan 'K' harfi işlenmiştir. Bu kaşık benim için çok şey ifade ediyor. Babam; çok çok şey. Eskiden askerlerimiz zımbalı veya delikli kaşıklarını palaskalarına bağlarlardı ki gittikleri her yerde yanlarında olsun, çalınmasın veya kaybolmasın. Bu kaşık sadece bir metal parçası değil, o dönemin şartlarını, askerlik anılarını ve bir neslin yaşanmışlığını anlatır."
Her eşyanın kullanımına dair bilgi aktarımları yapıyor
Koleksiyondaki eşyaların yalnızca dekoratif değil, Türk yaşam tarzının ve görgüsünün birer parçası olduğuna dikkat çeken Nurullah Korkut, iş yerinde sergilediği her bir eşyanın kullanış şekline dair anlatımlarda bulunuyor. Korkut'un koleksiyonunda Erzurum ve Bayburt yöresine ait 100 litrelik devasa süt ve peynir kazanlarından Osmanlı saray kaşıklarına, gümüş malzemelerden özel yapım tekke ibriklerine kadar Türk mutfak tarihini simgeleyen eserler mevcut.
Usta ve zanaatkâr yetişmiyor
Gelişen teknolojinin ve değişen eğitim sisteminin zanaatkârlığı olumsuz etkilediğini savunan Korkut, geçmişte bakırın dövülerek, ateşle pişirilerek şekillendirildiğini ancak günümüzde fabrikasyon üretime geçildiğini söyledi. Korkut; "Eskiden usta-çırak ilişkisi vardı, 'Eti senin kemiği benim' anlayışıyla zanaat öğrenilirdi. Yarınlarımızda ne bakırı dövecek usta, ne yemeğimizi yapacak usta, ne de ayakkabı tamircisi bulabileceğiz. Kültürümüze ve zanaatımıza sahip çıkmak zorundayız" diyerek uyarılarda bulundu.
Eserlerini gelecek kuşaklara aktaracak bir müze hayali ve bilinciyle koruduğunu ifade eden Nurullah Korkut, Bayburt'ta kadım Türk kültürünün ve Osmanlı mutfağının canlı şahidi olmaya devam ediyor.
Haber ve Fotoğraflar: Murat Okutmuş






