Bayburt Postası - Başkan Çalışkan yaptığı açıklamada, kamu imkanlarını kendilerine hak gören bir azınlığın varlığına dikkat çekerek, Bayburt Üniversitesi’ndeki hızlı yükselişleri ve dışarıdan yapılan atamaları eleştirdi.
Çalışkan, Bayburt Üniversitesi bünyesine Sekreter olarak atanan, sonrasında Daire Başkanlığına getirilen kişiyle ilgili yaptığı açıklamada, özellikle kurum içindeki emektar personelin görmezden gelindiğini belirterek bu durumun çalışma barışını ve kurumsal aidiyeti zedelediğini ifade etti.
Üniversite yönetimini sert bir şekilde eleştiren Çalışkan, "kurum aidiyeti", "takım ruhu" adlı toplantıların bir anlamının kalmadığını ifade ederek, sosyal medya paylaşımlarına da gönderme yaptı. Çalışkan, "Çalışanların emeğini görmezden gelip liyakatle, adaletle hükmetmediğiniz zaman konuştuklarınızın da sosyal medya paylaşımlarınızın da bir anlamı kalmıyor. Sosyal medya paylaşımlarınız ile değil, ameliniz ile hesaba çekileceksiniz! Adalet gecikebilir ama vicdan susmaz!” dedi.
Ahmet Çalışkan’ın açıklamasının tam metni şu şekilde:
“Şehrimizde kendilerini Devlete lütuf gören, var olan tüm koltukların kendileri için var olduğuna inanıp çoğunluğa tahakküm eden bir azınlık var. Bunun yanında, bu azınlığa dahil bir kişinin, daha ana rahmine düşer düşmez kamuda koltuğunun hazırlanması gerektiğine inanan ve koltuk taleplerini manasız bir şekilde yerine getiren birileri de var.
Kendilerini bulunmaz Hint kumaşı sanan, kamudaki her koltuğun kendileri için var olduğuna inanan bu azınlığa dahil birinin ataması, önce bir il müdürlüğünün yönetici kadrosuna (Ne hikmetse bu il müdürlüğünün bu yönetici kadroları sanki bu adamlara tahsisli, kuluçka evrelerini burada geçiriyorlar) sonra da Üniversitede fakülte sekreterliği kadrosuna yapıldı. Bayburt Üniversitesinde fakülte sekreterliğine atanalı daha birkaç ay ay olmadan bu kişiyi Daire Başkanı olarak görüyoruz.
Merak ediyoruz, Bayburt Üniversitesinde Fakülte Sekreteri, Daire Başkanı, Genel Sekreter Yardımcısı, Genel Sekreter olma kriterleri nelerdir? Kuruma yıllarını vermiş, ehliyeti ve birikimiyle üniversiteye layıkıyla hizmet eden bir personelin liyakat, emek, üniversitenin misyon, vizyon ve personel politikası çerçevesinde fark edilerek ve değerlendirilerek yukarıdaki kadrolara atanma imkanı var mıdır?
Bir kurumun ayakta kalması; bina, bütçe ya da makamlarla değil, adaletle ve liyakatle mümkündür. Eğer emek görünmez kılınıyor, hak edenler görmezden geliniyorsa; orada adaletten söz edilemez. Kuruma yıllarını vermiş, alın teriyle yetişmiş, ehliyeti ve birikimiyle o makamı hak eden nice insan varken; küçük bir zümreyi memnun etmek uğruna kurum dışından yapılan yönetici atamaları emeğe sırt çevirmektir. Bu tercih; sadece kişileri değil, kurumsal vicdanı da yaralar.
Tüm bunları yaparken, "kurum aidiyeti", "takım ruhu", adına ne derseniz diyin, kurum personeli ile bundan sonra yapacağınız hiç bir toplantının anlamı yoktur. İnsanlara ne anlatıyorsunuz? Ne anlatacaksınız? Bu şartlar altında üniversitede çalışan bir personel kendini kurumun bir parçası nasıl hissedecek? Kariyer planlamasını nasıl yapacak? Kurumda motivasyonu, aidiyeti, çalışma barışını nasıl sağlayacaksınız?
“Şüphesiz Allah, emanetleri ehline vermenizi ve insanlar arasında hükmettiğiniz zaman adaletle hükmetmenizi emreder.” (Nisâ Suresi, 58) Bu ayet, makamın bir emanet olduğunu söyler. Emanet ehline verilmezse, sonuç bereket değil; güvensizlik olur.
Liyakat; torpille değil, emekle ölçülür. Emek ise susturulduğunda sadece insanlar değil, kurumlar da yıpranır. Bugün görmezden gelinen emek, yarın kaybedilen güven olarak geri döner.
Unutulmamalıdır ki; adalet bir tercih değil, bir zorunluluktur. Ve liyakatin olmadığı yerde ne huzur olur, ne de başarı.
Çalışanların emeğini görmezden gelip liyakatle, adaletle hükmetmediğiniz zaman konuştuklarınızın da sosyal medya paylaşımlarınızın da bir anlamı kalmıyor.
Sosyal medya paylaşımlarınız ile değil, ameliniz ile hesaba çekileceksiniz!
Adalet gecikebilir ama vicdan susmaz!”




