Zeyd Peygamberimizin evlatlığı idi. Herkes gibi onunda evlenmeye hakkı vardı elbet. Günlerden bir gün Zeyd:
-Ya Habibullah! Zeyneb b. Cahş’la evlenmek istiyorum, bana dünür olur musun?
Resul-i Ekrem (s.a.v) cevaben:
-Ey Zeyd! Dünür olurum olmasına ama halamın kızı Zeynep huyu suyu malum sert mizaçlıdır, aynı zamanda kendisi asil bir soydandır. En iyisi mi gel sen bu sevdadan vazgeç der.
Tabii Zeyd ısrarında devam edince Allah Resulü (s.a.v) onu kırmayıp Ayşe annemize bu teklifi iletince olumlu karşılamaz. Habib-i Ekrem Efendimiz (s.a.v) her şeye rağmen yine de bir başka zamanda teklif götürmekten vazgeçmeyecektir. İşte o an geldiğinde daha Ayşe annemizin olumsuz cevap vermesine fırsat kalmadan bu hususta şu ayet-i celile nüzul olur:
-Allah ve Resulü bir işe hüküm verdiği zaman mümin bir erkekle mümin bir kadın için kendi işlerinde serbestlik yoktur. Kim Allah’a ve Resulüne isyan ederse muhakkak ki açık bir sapıklığa düşmüş olur (Ahzab suresi: 36).
İşte bu noktadan sonra Yüce Allah’ın beyan buyurduğu ayeti celile üzerine kelam söylenmeyeceğine göre Zeyneb’in itiraz etme şansı ortadan kalkıp nikâh kıyılır da.
Aslında böylesi bir evliliğe dışardan zahiren bakıldığında eşlerden biri köle diğeri soylu bir ailenin kızının bir araya gelmesine dayalı evlilik gibi gözüküyordu. Oysa arka planında yatan böylesi bir evliliğin asıl sır perdesi daha sonra açıklığa kavuşur. Nitekim Zeyd evliliğinin üzerinden çok bir zaman dilimi geçmeden Allah Resulünün kapısını bu kez aile içerisinde baş gösteren geçimsizlikleri şikâyet için çalacaktır. Resul-i Ekrem (s.a.v) ister istemez bu şikâyeti karşısında;
-Ey Zeyd! Ben sana dememiş miydim bu evlilikten vazgeç diye, şimdi ise gelmiş bana dert yanıyorsun.
Zeyd (r.a):
-Ya Rasulullah! İnanın artık dayanacak takatim kalmadı, boşamak istiyorum deyince,
Resulullah (s.a.v) cevaben:
- O nasıl söz, eşine sahip ol ve Allah’tan kork der.
Zeyd (r.a) bu ikaz karşısında umutsuz bir şekilde huzurdan ayrılmak zorunda kalır. Neyse ki o huzurdan ayrıldıktan bir süre sonra Cibril Emin aracılığıyla Allah’ın Habibine atfen yürümesi zor olan bu evliliğin boşanmayla noktalanacağını ve Zeyneb’in kendisine nikâhlanacağı müjdelenir.
Zeyd (r.a) ise vahy olunan bu duyurudan habersiz bir şekilde tekrardan Allah Resulünün kapısını çaldığında her zamanki gibi yine dert yanacaktır.
Resul-i Ekrem (s.a.v) bunun üzerine:
-Ey Zeyd! Halen boşamakta kararlı mısın sorusunu yöneltir.
Zeyd (r.a) cevaben:
- Evet der.
Resul-i Ekrem (s.a.v) en nihayetinde gelen vahiy üzerine hükmünü şöyle verir:
-Ey Zeyd! Cibril Emin zaten Zeyneb’i bana nikâhlanacağını bildirdi, boşayabilirsin artık.
Derken boşanmanın üzerinden üç ay geçmişti ki bir gün Zeyneb annemiz karşısında Zeyd’i görünce şu mukabelede bulunur:
-Hayırdır, yine ne var?
Zeyd (r.a) ise cevaben:
-Allah Resulü (s.a.v) seninle evlenmek istiyor der.
Zeyneb annemiz bu hususta:
Madem öyle beni bir süre kendimle baş başa bırakırsanız iyi olur. Zira Rabbimin bu hususta kesin emrini bekleyeceğim der.
Hakeza Allah Resulü ’de Zeyd’in getirdiği bu haber üzerine beklemeyi uygun görür.
Hani atalarımız nikâhta keramet vardır demişler ya, aynen öyle de günlerden bir gün Allah Resulü (s.a.v) Ayşe annemizin odasında iken konu ile ilgili vahy şu şekilde nüzul olur:
-Hani Allah’ın kendisine lütufta bulunduğu, senin de nimet verdiğin kişiye sen; ‘Hanımına sahip ol ve Allah’tan kork’ diyordun da Allah’ın ortaya çıkaracağı şeyi kalbinde saklı tutuyordun. İnsanların dedikodu yapmasından çekiniyordun. Zeyd o kadından alakasını kesip de boşayınca biz onu sana zevce yaptık. Ta ki oğulların boşadıkları kadınları almakta Müminler üzerine bir vebal ve günah olmadığı bilinsin. Allah'ın farz kıldığı bir işi yapmasında Peygamberin üzerine hiç vebal olamaz (Ahzab 37–39).
Efendimiz (s.a.v) nüzul olan bu ayet-i celileri Ayşe annemize okur okumaz oracıktan ayrılıp Zeyneb annemizin evine varır. Ve odaya girdiğinde Zeyneb annemiz bir anda panikleyip;
-Ya Resulullah! Bilmem farkında mısınız, şuan nikâhımız olmadan odama girmiş durumdasın?
Resul-i Ekrem (s.a.v) bunun üzerine cevaben şöyle der:
-Ey Zeynep! Biliniz ki nikâhımız Yüce makamlarda (Allah tarafından) çoktan kıyıldı bile.
İşte bu beyanının ardından bir kez de Zeyneb annemizin yüzüne karşı nüzul olan ayeti okuyup herkesi akşam yemeğine davet eder. Böylece Zeyneb annemiz nihayetinde bu evlilikle birlikte Zeyd’le olan zoraki birliktelikten kurtulup arzuladığı nikâhla amacına erişmiş olur. Hatta ara sıra Peygamber hanımlarının kendi aralarında tartışma olduğunda Zeyneb annemiz:
-Sizleri velileriniz nikâh etti, benim nikâhımı ise Rabbim kıydı deyip ince bir gönderme yapmaktan kendini alamaz da.
Evet, Allah Resulüyle yapılan bu evlilik aynı zamanda cahiliye dönemine ait katı uygulamalara son verildiğinin ilanı olması bakımdan da çok önem arz eder. Zira Araplarda evlat edinen bir kişinin boşadığı hanımıyla evlenilmesi yasaktı.
Yine bir diğer aydınlanması gereken bir başka husus vardı ki, o da Peygamberimiz (s.a.v)’in hanesine girileceği zaman nasıl adap üzere olunması gerektiği meselesidir. Hele şükür ki bu meselede yaşanan bir olay üzerine bir çırpıda aydınlığa kavuşmuş olunur. Nitekim bir sabah, müminler Peygamberimiz (s.a.v)’in haneyi saadetine destursuz bir şekilde girmeye tevessül ettiklerinde bu hususta nazil olan ayetler şu şekilde tecelli eder:
-Ey iman edenler, Size izin verilmedikçe Peygamberin evlerine girip de yemeğin hazırlanmasını beklemeyin, fakat yemeğe çağrıldığında girin; yemeğinizi yiyince de hemen dağılın, söze dalıp oturmayın. Bu davranışınız peygamberi rahatsız ediyor size söylemeye çekiniyor, oysa Allah hak olanı açıklamaktan çekinmez. Birde onun hanımlarından lüzumlu bir şey istediğiniz vakit onu perde ardından isteyin. Bu sizin kalpleriniz de onların kalplerinin de temiz kalması için en uygunudur. Allah’ın Peygamberine eziyet vermeniz caiz olmadığı gibi, kendinden sonra onun zevceleriyle evlenmenizde ebediyen caiz değildir, büyük bir günahtır. Onlar için babaları, oğulları, biraderleri, kardeşlerinin oğulları, kız kardeşlerinin oğulları, kendi kadınları, sağ ellerinin sahip olduğu köleler hakkında (görünmeleri için) bir vebal yoktur (Ahzab suresi 53–55).
Böylece vahy olunan ayetlerin tecellisiyle birlikte bu meselede hal yoluna girdiği gibi aile mahremiyetine yönelik bir takım kaidelerde bu sayede hukuki hüviyet kazanmış olur.
Vesselam.