Kaptanımızın bir an önce programa kavuşma telaşı arasında, yol boyunca piknik yapan ailelere ve çiftçilere el sallıyor, selam veriyoruz. Neşeli ve bol sohbetli yolculuğun kargaşasında Demirözü’nün ıssız sokaklarından geçip, Gökçedere’ye varıyoruz.
Yakup Abdal Köyü’ne kıvrılmadan, yol ayrımında traktörleri ile bizleri çiftçiler karşılıyor. Yol gösteriyorlar, gösterdikleri yoldan ilerliyoruz. Köy yolunun her iki yanında önce tek tük, sonra sıradağlar gibi uzanan Kuşburnu ağaçlarını işaret eden bir arkadaşımız eskilerden kalma bir bilgiye değiniyor: “Kuşburnu çok olunca kış uzun ve sert olurmuş.” Söyleyelim, kuşburnu bol ve çoktu!
Kışı düşünmek için henüz erken sevinciyle, önce iki dağ arasından yeşil vadiye adım atıyor, ardından da bu şirin köyümüzün en yükseğine kurulmuş Yakup Abdal’ın kabrini görüyoruz. Fatihanın bitimine yakın, Yakup Abdal köyüne giriyoruz.
Doğru düşünmüşüz: İnşaat alanı devasa bir setle karşılıyor gelenleri. Ve misafirlerin gelmiş olması ile heyecanla koşturan misafirperver köy sakinleri... Yer kilimleri serilmiş, sofralar kurulmuş, telaşın sebebi ise son bir kez olsun gözden geçirme isteği.
Ve protokol geliyor bulunduğumuz alana: Valimiz Kerem Al, Demirözü Kaymakamı Turgay Ünsal, Cumhuriyet Başsavcısı Mithat Kutanoğlu, İl Emniyet Müdürü Mesut İnce, İl Özel İdare Genel Sekreteri Ziyettin Babacan ve Ressam Prof. Dr. Hüsamettin Koçan bugüne tanıklık edenler arasında…
Biraz bilgi...
Prof. Dr. Hüsametin Koçan haliyle manzaraya takılıyor. Yeşilin ve sarının tonlarına bürünmüş dağları seyre dalıyor. Ve Bayburt desenli halı ve kilimlere uzanıyoruz. Köy sakinlerinin özenle hazırladığı yöresel lezzetlerden tadıyoruz.
Semaver keyfi başlamıştı ki, gazetecilik aklımıza geliyor ve hareketleniyoruz.
Ve en önemli konuya değiniyor.
Köy sakinlerinin telaşı, neşesi ve mutluluğu çok özel bir günü yaşadığımızı müjdeliyor. Bu duygular içerisinde ayrılıyoruz Yakup Abdal’dan. Göçün kanayan yaraya dönüştüğü Yakup Abdal’dan… Ve umudun yeniden yeşerdiği Yakup Abdal’dan…
Emeği geçenlere sonsuz teşekkür…