Şıklar Arasında Kaybolan Gelecek

Abone Ol

Bir çocuk düşünün…

Sabah erkenden uyanıyor. Okula gidiyor. Ardından kursa, sonra etüde… Akşam elinde test kitaplarıyla günü bitiriyor. Yoruluyor ama durmuyor. Çünkü ondan beklenen şey belli: Doğru şıkkı bulmak.

Peki kim ona şunu öğretiyor: Yanlış yapmanın da öğrenmenin bir parçası olduğunu? Ya da her sorunun dört seçenekten ibaret olmadığını?

29 Ekim 1923’te Cumhuriyet ilan edildiğinde bu ülkenin önüne konan en büyük hedef cehaleti yenmekti. Çünkü biliyorduk ki güçlü bir ülke, düşünen ve üreten insanlarla kurulur.

Bugün ise geldiğimiz noktada, bu hedefi yeniden hatırlamak zorundayız. Çünkü eğitim sistemi, olması gerektiği gibi bir inşa süreci değil; giderek bir eleme sistemine dönüşmüş durumda. Hata cezalandırılıyor, merak geri plana itiliyor, risk almak neredeyse bir “kusur” gibi görülüyor.

Bir öğrencinin günü Türkiye’nin neresinde olursa olsun benzer geçiyor: Okul. Kurs. Test. Bu döngü içinde çocuklar düşünmeyi değil, doğru cevabı işaretlemeyi öğreniyor. Sonuç ortada: Sorgulayan değil, uyum sağlayan; üreten değil, tekrar eden bireyler. Üstelik mesele sadece sınav sistemi de değil.

Eğitim, bulunduğu yerde bir gelecek kurma umudu veremediğinde, gençler başka şehirlerde çözüm arıyor. Bu yüzden göç sadece ekonomik değil; aynı zamanda eğitimle ilgili bir sonuçtur.

Bir başka gerçek ise eşitsizliktir. Okullar arasında ciddi imkân farkları var. Aynı ülkenin çocukları, aynı yarışa çok farklı şartlarda başlıyor. Bu fark büyüdükçe eğitim fırsat üretmez; eşitsizliği derinleştirir.

Çoğu zaman gözden kaçan bir nokta daha var: Bazı çocuklar yalnızca derslerle değil, hayatın kendisiyle mücadele ediyor. Ekonomik zorluklar, aile sorumlulukları, gelecek kaygısı… Bunlar çözülmeden eğitimde gerçek bir başarıdan söz etmek mümkün değil.

İşin merkezinde ise öğretmen var. Bir eğitim sisteminin kalitesi, öğretmeninin kalitesini aşamaz. Öğretmeni güçlendirmeden, desteklemeden, ona hak ettiği değeri vermeden bu tabloyu değiştirmek mümkün değil.

Bugün sistem sürekli değişiyor. Ama sahada hissedilen değişim sınırlı kalıyor. Elimizde diplomalar var, ama gençlerin geleceğe olan inancı giderek zayıflıyor. Artık şunu açıkça söylemek gerekiyor: Eğitim meselesi günlük tartışmaların ötesindedir. Bu bir memleket meselesidir.

Peki ne yapılmalı?

Kısa vadeli çözümler değil, uzun vadeli ve istikrarlı bir yol haritası şart. Sınav odaklı yapı yerine, düşünmeyi ve üretmeyi merkeze alan bir sistem kurulmalı. Fırsat eşitsizliği azaltılmalı. En önemlisi, çocuklara sadece doğru cevabı değil, doğru soruyu sormayı öğretmeliyiz.

Son söz basit ama hayati: Çocuklarımız şıkları işaretlemek için değil, hayatı kurmak için yetişiyor. Çünkü bir ülkenin geleceği, dört seçenekten ibaret olamaz.