Esen rüzgârdan şikâyet mi edeceğiz, geçmesini mi bekleyeceğiz; yoksa yelkenlerimizi ona göre mi ayarlayacağız?
Bugün ülkemizde en çok hissedilen rüzgârın adı enflasyon. Her ay biraz daha incelen cüzdanlar, ertelenen ihtiyaçlar, küçülen hayaller… Alım gücü düştükçe yalnızca paramız değil, geleceğe dair güvenimiz de aşınıyor.
Ama burada durup şu soruyu sormak gerekiyor: Bu yalnızca ekonomik bir mesele mi?
Enflasyon, rakamlarla ölçülür; fakat güven duygusuyla yönetilir. Eğer bir toplumda hukuk güçlü, kurumlar bağımsız ve kurallar herkes için eşitse, ekonomik dalgalanmalar yıkıcı fırtınalara dönüşmez. Çünkü güven vardır. Öngörülebilirlik vardır. Yarınla ilgili bir hesap yapabilme imkânı vardır.
Gerçek düzen, gücün sınırlandığı yerde başlar. Ekonomide de böyledir. Gücün denetlenmediği, kararların şeffaf olmadığı, kuralların kişilere göre değiştiği bir ortamda yalnızca adalet değil, piyasa dengesi de zedelenir. Belirsizlik arttıkça risk büyür; risk büyüdükçe fiyatlar yükselir; fiyatlar yükseldikçe en ağır yükü sabit gelirli taşır.
Oysa hukukun üstünlüğü sadece mahkeme salonlarının meselesi değildir. O, mutfaktaki tencerenin de konusudur. Çünkü güvenin olmadığı yerde yatırım olmaz; üretim zayıflar; para değer kaybeder. Güven ise ancak kurallarla, dengeyle ve hesap verebilirlikle inşa edilir.
Peki birey olarak ne yapacağız?
Elbette bütçemizi daha dikkatli yöneteceğiz. Tüketime değil tasarrufa öncelik vereceğiz. Öncelikle devlet kurumlarında tasarrufa önem verilmeli. Dayanışmayı güçlendireceğiz. Rüzgâr sert esiyorsa yelkenimizi küçültmeyi bileceğiz. Ama şunu da unutmayacağız: Geminin sağlamlığı yalnızca mürettebatın çabasına bağlı değildir; kaptanın rotasına ve geminin kurallarına da bağlıdır.
Toplum olarak yapmamız gereken, sadece ekonomik dalgaları izlemek değil; düzenin sağlamlığını talep etmektir. Şeffaflık, bağımsız kurumlar ve eşit uygulanan kurallar… Bunlar soyut kavramlar değildir. Bunlar enflasyonla mücadelenin de temelidir.
Çünkü enflasyon sadece paranın değil, kuralsızlığın da sonucudur.
Rüzgâr esecek. Ekonomik dalgalanmalar her ülkede olur. Mesele, geminin pusulasının çalışıp çalışmadığıdır. Eğer pusula hukuku gösteriyorsa, fırtına yıkmaz; yalnızca sınar.
Bugün ihtiyacımız olan şey, hem bireysel akıl hem de kurumsal adalettir. Güç sınırlandığında güven artar. Güven arttığında ekonomi nefes alır. Ekonomi nefes aldığında ise toplum umutlanır.
Şikâyet etmek kolaydır. Beklemek yorucudur. Ama yelken açmak cesaret ister. Unutmayalım ki cesaret, yalnızca bireyde değil; adil bir düzende filizlenir.