“İş ve emanetler ehil olmayanlara verildiğinde kıyametin kopmasını bekle” (Hz. Muhammed S.A.S.) buradaki kıyametin işaret ettiği; toplumun çöküşüdür.
Ömrümüzün bundan sonraki yılları içinde, içinde gezegenleri barındıran; uzayın zehirlendiği bir zaman içinde, belirli bir yer de ve vakitte, hikâye bu ya; ‘2547 sayılı Kanunun 31. Maddesi’nce’ bir öğretim görevlisi atanır, Gümüşhane Üniversitesi’ne.
Ortam kaynamaya başlayınca, evren durur mu? Okyanuslar da kaynar; işaret çöküşü gösterir.
Birbirinden güzel onüç hafta boyunca, sekiz- on billur öğrenciye, onca kısıta meydan okurcasına bilgi aktarımı çabası şehrin gündemine de yön verdiğini fark edişinde… Yakılan, “çoban ateşi” kamuoyunun satır aralarından her göz kırpışında, ışığı dikkatlice takip edilir. ... Aydınlık karanlıklara sızmaya bırakılışında, yıllar yılı ortamı şenlendiredursun, varsın oyalanılsın.
Öğretirken öğrenilir de ortamdan…
Derslerde sık tekrar edilen, ‘Üniversite insana neyi öğretir?’ Sorusunun cevabını deşe deşe öğrenilir. Olumsuzu olumlama hemen her dersin vazgeçilmezidir. Hemen her hafta paçasından çekiştirilerek süreci çaktırmadan yönetmeye, belli etmemeyi pratik edinmek iç burksa da tebessüm edebilmek büyük günahlar gibi büyük mağrifet!
Ekipman yokluğunda, kısıt çokluğunda, sabah dolmuşunun bir sabah durakta durmayışında, sürücünün sinsice bakıp, gülerek geçip gidişinde, taksi tutup derse yetişilebilmesinde… Bir başka ders günü başka bir ulaşım aracı biletçisinin, ‘yer yok’ deyişinde, “ayakta gideriz” karşılığıyla, gişe görevlisinin sarsılışında, araca binildiğinde iki boş koltuk olduğu görülünce sarsılma sırasının geçici kadrolu akademisyene geçişinde… Her bir olumsuzluğu, tek tek kaydederek hayatla başa çıkılabilmekle sorunu dersine katık edişinde, ayak oyunlarına gülümseyişinde, trajikomikliğin sağından, solunda kayıp gidişinde… Hepsini hepsini o güzel, tertemiz beyinlere birer kazanımı zerkedişin keyfini sürerken, tüm keyifsizliğin tersine tersine, gelmişine geçmişine, tiki tutup çenesinin öne doğru tek hamlelik seyirişine… Hayata güvenmenin ne güzel şey olduğunu yaşaya, bile inadına, ısrarla son ders gününün son ders saatinin son dakika bitimine kadar nefesinin yettiğince aktarmaktan vazgeçmeyişinde…
Dönem sonuna doğru, öğrencilerinin derse katılma isteklerinin derse katılma çabasına dönüşmesinin “nedene dayalı” olduğu yönündeki tespitine üzülüşünde...
Cehenneme; “dengeleri bozulan düzen” der eski kitaplar. Yenilerde kitap; kitaplar arasında “bi kitap”. Üniversite öğrenciye öğretirken, öğretene de öğretiyor… Heybenizde bin bir tebessüm, bin bir keyif, kahkaha ömrünüzün kalan yılları içinde, şimdilerin zamanı içinde; biraz beyin jimnastiğiyle tazelenişinizde...
Sahi üniversite bize neyi öğretir? Geçici kadrolu akademisyenin atanmasında O; onlarca yılın imbikten çekilen; mesleki birikimi, deneyiminin, ‘bir gıdım’, önemi var sanıp, çocuklar gibi sevinmişken, meğer üzerinde “day durduğu” topraklarda; bir “omurgasız çıkar ittifakının” pazarlığı dönüyormuş da haber dersi geçici akademisyeni bihaber! Yazıklar olsun!