“Yakın akrabadan bir kızımız Gümüşhane Üniversitesi Gazetecilik bitirme ödevi için bizimle de mülakat yapmak istedi. Konusunu ders hocası önermiş; “Madencilik çalışmalarının çevre üzerindeki etkileri...” Ödevinde bize de yer vermesinden mutluluk duyduk. ‘Madenlerin çevresel etkileri’ hakkında görüş vermemiz için aranmamızın tam da bu döneme denk gelmesi ilginç; ilginç olduğu kadar da memnuniyet verici oldu, hemen kabul ettik. Çocukluğunu bilirim, gazetecilik okuduğunu bilmiyordum. Esin kaynağı olma ihtimalimiz hoşumuza gitti. Ayşegül ödevini teslim ettiğine göre biz de zehir zemberek sözlerle, “siyanür zehirdir” mülakatını, mezar üzeri pazarlıktan; el verilip, “yüksel yalçın kayalıklara” fısıltısıyla üzerine üfürülenlerce uzayın zehirlendiği zaman içinde, gelecek günler içinde yayınlayabiliriz.” Bu yazımızın son paragrafı, yazımız da sonun başıydı, onu sonraya bıraktık. Ayşegül için verdiğimiz mülakatı değerli okuyucularımızla da paylaşmak istedik.
Karl Marks, “Kentle kırın kavgasında kır yenilmeye mahkûmdur” der.
İmtiyazlı köylülüğün aşılamaması, kırın yenilgisini mutlak kıldı. Kendi üretim tarzına uymaya zorlayan bir anlayış, kırı egemenliği altına aldı, “kırsalın bönlüğü” bağlamından koparılmaya çalışılsa da “kır bön kalmayı” sürdürdü. Tek yasa, tek hükümet içine sıkışan, mülkiyeti az kişinin emrine, eline veren siyasal merkezleşme, aşırı üretim hastalığı insanı; insanlığı; toprağı, suyu, havayı yordu, yoruyor.
“Gümüşhane’de madencilik faaliyeti değerlendirmesi, çevresel etkilerini gözlemleme, ÇED raporları yeterli mi, taraflı mı? Ve halkın sürece katılımı” içerikli birbirinden değerli 5 sorunuza aynı sunum içerisinde, Karl Marks’ın tezini Gümüşhane örneği üzerinden değerlendirerek cevap vermeye çalışacağım.
“Bitki coğrafyası”, bitkilerin yeryüzüne dağılışını inceleyen bir bilim, diğer adıyla, “fitocoğrafya” diye tanımlanıyor. Bitkilerin yeryüzüne dağılışlarını, etkileyen faktörleri ve çevre ilişkilerini inceliyor. Dünyadaki üç majör fitocoğrafik bölge; Akdeniz, Avrupa-Sibirya ve Gümüşhane’yi kapsayan İran-Turan hattı. Gümüşhane bitki coğrafyası açısından dünyanın en önemli üç hattından birinin üzerinde yer alıyor. Botanik, endemik bitkileri, ağacından yemişine, çiçeğinden gagasına, çalı çırpısına bitki örtüsünü, bulunduğu alanın iklimine yansıtıyor. Bitki örtüsü erozyonu önlüyor, Ülkemizin iç kısımlarında karasal iklim bitki örtüsünün tahribatı, erozyonu artırıyor. Ne yapıyoruz? Ağaç dikiyoruz. Bitki çürüyor toprağa vitamin oluyor, ağaç yaprağı suya düşüyor, çürüyor, oksijen oluyor; o çürümeden açığa çıkan oksijen tüm canlı hayatın en küçük parçasından başlayarak ona nefes verip döngüyü sürdürüyor. Böylesi muazzam bir denge içinde insan da doğanın bir parçası, kusursuz işleyişin bir parçasını aradan çekip aldığınızda bu döngünün dengesini, yapısını, yönünü değiştirmiş, bozmuş oluyorsunuz. Bilim insanları söylüyor bunları biz söylemiyoruz. Ortaçağ’da kedileri katlettiler, fareler arttı veba salgınından Avrupa tarihinin en büyük insan kırımını yaşadı. Kirpiler, tavuklar bahçelerden çekildi; kene ısırığından insanlar ölüyor. Bu örnekler çoğaltılabilir. Doğanın kendi içinde dengesi var, insan da doğadan bağımsız düşünülemez ise bu denge içerisinde zincirin bir halkasının kopmasından kaynaklı olumsuzluklar en az tüm canlı hayatı kadar önce insana zarar verir diyebiliriz. Tüm bunları birlikte düşündüğümüzde yeryüzünün herhangi bir parçasının kabuğunu, örtüsünü, toprağını, deresini, tepesini altüst edip; altını üstüne getirerek, taşları patlatıp, havayı toza dumana bürüyen, suları batıran, tonlarca yüklü kimyasalı bir yere döküp, havayı, suyu toprağı zehirleyen, yok eden bir işlem için; altın için değer mi? Altın bir değer midir? Değerlendirmesinin karşılığını biraz bu yönüyle düşünmeye ihtiyaçlıdır insan. Borsadaki işlem hacmine göre de değerlendirseniz, bugün ‘tarım’ dünya borsalarında altından daha değerli işlem hacmine sahiptir.