Okullarımızda andımızı okurken, “Yasamız; küçüklerimi korumak, büyüklerimi saymaktı.”
Peki… ne oldu?
Bu cümle bir nostalji değil, bir hatırlatmadır. Çünkü bir toplum, çocuklarını nasıl büyüttüğünde gizlidir. Dünyanın geleceğini şekillendirecek olan çocuklar için aslında temel bir düstur vardı: korumak, ama hayattan koparmamak; sevmek, ama sınırı yok etmemek; özgür bırakmak, ama başıboş bırakmamak.
Bugün bu denge bozulduğunda, ortaya çıkan tabloyu okullarımızda görüyoruz. Şiddet, saygısızlık, kontrolsüzlük… bir günde oluşmadı. Bu sonuç; yılların ihmali, sınır koymayan ebeveynlik ve öğretmenin giderek zayıflatılan otoritesinin toplamıdır.
Biz iyi niyetle “koruyalım” derken, çocuğu hayatın sertliğinden uzak tuttuk. “Aman üzülmesin…” dedik. “Aman kırılmasın…” dedik. “Aman zorlanmasın…” dedik. Hatta bazen bir adım daha ileri gittik; hava biraz bozsa, kara bulutları görsek: “Vay, fırtına geliyor, kar yağacak, yollar kapanacak” dedik ve okulları tatil ettik. Oysa hayat böyle değildir. Hayat, coşkun akan Çoruh gibidir.
Şiddetle ve coşkuyla akan Çoruh Nehri kıyısında, Bayburtlu bir dede, Asım Çavuş, torununu suyun kenarına götürür. Ama onu suya sokmaz, sadece yanında durdurur, izlemesini ister. Çocuk şaşırır ve sorar: “Dede, neden suya girmiyoruz?”
Asım Çavuş suya bakar ve sakin bir sesle cevap verir: “Oğul… yüzmeyi biliyor musun, yok. Eee... yüzmeyi bilmezsen, bu su seni sürükler götürür. Ama yüzmeyi bilirsen, aynı su seni istediğin kıyıya ulaştırır.”
Aslında anlatılmak istenen tam da budur. Zorlanmayan çocuk güçlenmez. Kırılmayı öğrenmeyen, dayanmayı da öğrenemez. Ama biz uzun zamandır çocukları suyun kenarında tutuyoruz; coşkun suyun azametini, buzda kaymayı, dalgalı hırçın suda yüzmeyi öğretmeden...
Bugün gelinen noktada öğretmen öğrenciden çekinir hâle gelmiştir. Bu bir detay değil, bir işarettir. Otoritenin zayıfladığı yerde eğitim değil, kaos büyür. Çünkü boşluğu en hızlı dolduran şey bilgi değil, davranıştır. Bu yüzden mesele sadece okul meselesi değildir. Bu, bir toplum meselesidir.
Belki de yeniden hatırlamamız gereken şey şudur: Bir çocuk sadece korunarak değil, hazırlanarak büyür. Çünkü hayatın suyu akmaya devam eder. Şayet biz yüzmeyi öğretmezsek, o su çocuklarımızı sürükler. Ama öğretirsek… aynı su onları kendi kıyılarına taşır.
Sözü eğip bükmeden söyleyelim: Bugün gençlerimiz; okullardaki şiddet eylemlerinin faili, uyuşturucu, kumar, sanal bahis ve şiddet içerikli medya girdabında anlam duygusunu yitiriyor. Ancak bu tabloyu yalnızca gençlere yüklemek, gerçeğin yarısını görmektir. Çünkü o pervasız davranışların ardında, en az çocuklar kadar anne babaların da ağır sorumluluğu vardır.
Kabul edelim… Bu çağda çocuk yetiştirmek, ince ince işlenen bir sanat gibi sabır ve bilinç ister.