Eski model Austin kamyonun sahibi Kara Abdullah, 1950'li yıllarda kendi köyünün ahalisi Berneliler'in yanında, yakın köylüleri Aruzga ve Kabaçayırlılar'ı, yükleriyle beraber, özellikle pazartesi günleri şehre götürüp, alıp sattıklarıyla tekrar köylerine getirerek hizmet veriyordu.
Kara lakabı esmerliğinden geliyordu, kamyonunu tarif etmekse çok kolay değil, boya namına bir şey kalmayan, yazısı arması çoktan kaybolmuş, demir kısımları yıpranmış, kasası çok yerden kırılmış, önden kolla çevrilerek zar zor çalıştırılan 1940'larda imal edildiği tahmin edilen İngiliz kamyonu yine de köylülere büyük bir nimet gibi görünüyordu. Kırk yamalıklı lastiklerin patlayan kısımları şambrellerle kapatılıp zincirlerle bağlanarak iyice sıkıştırıldıktan sonra insan gücüyle çalışan pompalarla hava vurulup yola çıkılıyor, bu zincirler yol boyu ‘"pat pat pat" diye çarptığı yerlerden sesler çıkarıyordu.
Şingâh mahallesinde yerleşik ailesinin birçok ferdi, şehirde uzun yıllar araba tamirciliğinin her şeyinden anlayan ve şoförlük yapan Kara Abdullah’dan başka bir Allah kulunun bu kamyonu yürütemeyeceğinde herkes hemfikirdi.
Gecelediği köyünden sabah yolcularını toplayan Kara Aptullah, sonra Kabaçayır'a giderek onları ve geri dönerek en son Aruzgalıları kamyonun kasasına dolduruyor, şoför mahalline özellikle cam kenarına belli müşterilerini oturtuyor, şehrin yolunu tutuyordu. Şoför mahallinin üstündeki bagaj denen kısma yazın domates kasaları istif ediliyordu. Bu yolculukları anlatan Adnan Daştan, hafta günü şehirde yüklü para sayarak satın aldığı bir teneke kerti yağın, kamyon kasasında rüzgâr vurunca kötü kokusunun çıktığını, milletin burnunu tutarak tenekeden uzaklaşmaya çalıştığını hiç unutmamış; eve götürdüğü kokmuş yağı çöpe atan karısının kendisine bir sürü laf saydığı da unutulacak gibi değil.
Yazın pek sorun olmasa da, kışın daha çok rampalarda olmak üzere insanlar kamyonu iteleyerek yürütmek mecburiyetindeydi; çünkü az bir kar bile yağmış olsa kamyonun Aruzga’nın dik rampasını çıkması imkânsızdı. Bayburt’un Gümüşhane’ye bağlı olduğu, İkinci Dünya Savaşı’nın etkilerinin halâ devam ettiği kıtlık zamanlarında, kar mücadelesi araçları çok azdı ve bunların karayolları dışında olduğu için köy yollarına girmeleri yasaktı. Bir defasında muhtarın kuzu vaadiyle Kabaçayır yoluna sokulan grayderin arıza yapacağı tutunca, diğer makinanın yardımı ile köy yolundan karayoluna çıkması sağlanmış, grayderin şoförü cezadan, yol açılmadığı için köylü de kuzu ziyafetinden kurtulmuştu.
Hemen her kış günü rampada, giderken ve dönerken, kalın urganlar arabanın önüne bağlanıyor, 10-15 kişi bu urganlarla arabayı tepeye kadar çekiyor, bir kısım insanlar da küreklerle yoldaki karları temizliyordu. Kar çok olduğu zaman küreklerle kar küreme işi iple kamyonu çekmekten daha zor bir iş haline geliyordu.
Akşam dönüşte soğuk havada yine iple kamyonu çekmek zorunda olan insanlar, Yağlı Pahar’a gelmeden kamyondan atlıyordu ve hemen urganlar bağlanıyordu. Kamyon, Aruzga Yokuşu’nun tepesine kadar çekiliyor, sonra herkes arabaya doluşuyordu. Yokuşlarda kamyonu köylüler çekiyor, düzlerde ise kamyon insanları ve yüklerini taşıyordu; Allah’tan düz yol daha çoktu.