Hayatın Sessiz Kahramanı

Abone Ol

Kadın…

Bazen annemizdir, bazen bacımız…

Bazen hayat arkadaşımız, bazen de bir çocuğun dünyaya tutunduğu ilk eldir.

Sevginin, emeğin, sabrın ve fedakârlığın adıdır kadın.

Takvimler 8 Mart’ı gösterdiğinde kadınlara çiçekler verilir, güzel sözler söylenir. Oysa 8 Mart Dünya Kadınlar Günü yalnızca bir kutlama günü değildir. Bu gün, kadınların hakları, emeği ve toplumdaki yeri üzerine düşünmemiz gereken önemli bir hatırlatmadır.

Türkiye’de kadınların toplumdaki konumu Cumhuriyet ile birlikte büyük bir değişim yaşamıştır. Cumhuriyet’in kurucusu Mustafa Kemal Atatürk, Türk kadınının yalnızca aile içinde değil, toplumun her alanında güçlü bir birey olması gerektiğine inanmıştır.

Dünyanın birçok ülkesinde kadınların henüz temel haklardan mahrum olduğu bir dönemde Türkiye’de kadınlara seçme ve seçilme hakkı tanınmıştır. 1930 yılında belediye seçimlerine katılma hakkı, 1934 yılında ise milletvekili seçme ve seçilme hakkı verilmiştir. O yıllarda bu hak, pek çok Avrupa ülkesinden bile önce Türk kadınına verilmiş önemli bir kazanımdır.

1926 yılında yürürlüğe giren Medeni Kanun ile kadınlar miras konusunda erkeklerle eşit haklara kavuşmuş, aile hayatında ve toplum içinde birey olarak güçlü bir konuma gelmiştir. Eğitimden çalışma hayatına kadar pek çok alanda kadınların önü açılmıştır.

Bir zamanlar Osmanlı döneminde köylerde tutulan tahrir defterlerinde kadınların adı bile yer almazken, Cumhuriyet ile birlikte kadınlar toplumun görünür ve etkin bireyleri haline gelmiştir. Kadınlar öğretmen olmuş, doktor olmuş, bilim insanı olmuş, milletvekili olmuş; kısacası hayatın her alanında varlık göstermiştir.

Ancak bütün bu kazanımlara rağmen bugün hâlâ içimizi acıtan bir gerçekle karşı karşıyayız. Kadınların şiddete maruz kaldığı, hayatlarının yarıda kesildiği haberleri ne yazık ki gündemden düşmüyor. Her kaybedilen kadın; bir annenin evladı, bir çocuğun annesi, bir ailenin umudu demektir.

Toplum olarak artık şunu açıkça kabul etmek zorundayız: Kadına yönelik şiddet yalnızca kadınların değil, bütün toplumun sorunudur. Bu sorunun çözümü ise sadece yasalarla değil; eğitimle, bilinçle ve toplumsal vicdanla mümkündür.

Kadına saygı, aslında insanlığa saygıdır. Bir toplum kadınlarını koruyabildiği, onların haklarını güvence altına alabildiği ölçüde güçlü ve sağlıklıdır. Bu nedenle 8 Mart yalnızca bir kutlama günü değil, aynı zamanda bir sorumluluk günüdür.

Kadınların korkmadan yaşayabildiği, emeğinin değer gördüğü, şiddetin son bulduğu bir toplum için hepimize görev düşmektedir. Unutmamak gerekir ki bir toplumun gerçek gücü; annesine, kızına, eşine, yani kadına verdiği değerle ölçülür.

Çünkü kadın yalnızca bir gün hatırlanacak biri değildir.

Kadın, hayatın ta kendisidir.