Duvarlara Çarpan Sesler, Suskun Kalan Vicdanlar

Abone Ol

Şehir suskun görünse de, her taşın, her tabelanın, her gecikmiş sözün bir hikâyesi vardır; sadece gözleri ve sezgisi açık olanlar bunu duyar, hisseder ve kayda geçirir. Sözler doğru, kelimeler titiz, derdiniz memleket derdi… ama çoğu zaman ses duvarlara çarpar. Sessiz kalmak içten gelmez, konuşmak ise boşlukta yankılanır. Eskiden gözlemleyenler, sadece olanı anlatmakla kalmaz, yanlışları gösterir, hatırlatır, güçsüzün sesi olurdu. Bugün, bu sesler çoğu zaman duvara çarpar ve kaybolur.

Yerel gazetede köşe yazarlığı, bazen rüzgâra karşı konuşmak gibidir. Sorarsınız, yazarsınız, hatırlatırsınız; ama karşılığında ya derin bir sessizlik ya da birkaç ezber cümle gelir: “Takip ediyoruz”, “Programda”, “Çalışmalar sürüyor.” Bu cümleler artık ne anlama gelir? Şehir, bu sözlerin ardında yatan gerçeği ezbere bilir. Ama gerçek, görünüşe aldanmadan daha derindir; çünkü bir şeyler eksiktir, gözden kaçırılmıştır. Suskunluğun arkasındaki yanlışlıkları, eksiklikleri görmek ve kayda geçirmek gerekir.

Siyaset, yerel basını çoğu zaman ya bir paylaşım panosuna dönüştürür, ya da bir risk alanı haline getirir. Bürokrasi, ise en güvenli limanı sessizlikte bulur. Israr ettikçe dışlanırsınız, sustukça davet edilirsiniz. Ama bu sessizlik, çözüm değildir. Sessizlik, kabullenmektir; olanı biteni kabullenmek, değişmeyen düzene rıza göstermektir.

Kalem belki bugün bir makamı sarsmaz ama yarın vicdanı rahatsız eder. Bazı meselelerde, sesin yankı bulmaması, kaybolması, değiştiremeyeceğiniz anlamına gelmez. Vicdan, bir şehirde en güçlü susturulamayan seslerden biridir. Çünkü bazen bir şehri ayakta tutan, sadece bu rahatsızlıktır.

Alışkanlıklar, yıllardır çözülmeyen sorunlar, okurun “Yazdın da ne oldu?” tepkilerini besler. Bu noktada yazarın görevi sonucu garanti etmek değil, gerçeği kayda geçirmektir. Bugün etkisiz görünen bir satır, yarın bir belgenin dipnotu olabilir. Çünkü zaman, her kelimeyi, her satırı bir gün anlamlandırır. Siyaset, bürokrasi ve gazeteci üçgeninde sürekli aynı tarafa yatan terazi, şehrin hafızasını zayıflatır. Cevaplar muğlaklaştıkça, hesap sorma kültürü de körelir; yerel demokrasi, sessizleşir.

Yine de susmak çözüm değildir. Çünkü suskunluk, olanı kabullenmek demektir. “Zaten değişmez” demek, değişmemesi için en güçlü gerekçedir. Tesiri yoksa da, yankısı cılız olsa da yazılır. Bazı meselelerde etkisizlik, vazgeçmek için değil, ısrar etmek için bir sebeptir. Belki bir gün bir makamı yerinden oynatmaz ama vicdanı rahatsız eder. İşte bazen bir şehri ayakta tutan, tam da bu rahatsızlıktır.

Bir gözlemci olarak, her gün bu minvalde yaşarsınız. Kaleminiz, bir gün değişimi başlatmak için değil, en azından sesinizi duyurabilmek içindir. Bir günlük alkış için kendinizden ödün vermezsiniz; çünkü susarsanız, gönül razı olmaz...