Dede Korkut Şenlikleri Anısına Dört Mısrada Bayburt

Abone Ol

Kıymetli Bayburtlu hemşerilerim, bir tarihçi bazen tek bir belge bulur ve şehrin tarihini değiştiren bilgiler kaleme alır. Bazen de sayfalarca kitap, tonlarca arşiv vesikasına bakar ancak sadra şifa bir şey bulamaz. Bazen saatler süren akademik konferanslarda bir tarihçinin anlatamadığı o derin memleket hissi ve asırlık köklerin tarihini sadece bir dörtlük tüm ihtişamıyla ortaya koyar. İşte bugün size arşivin tozlu raflarından değil bir memleket sevdalısının gönlünden kopan dizelerinden sesleneceğim. Geçenlerde yâdıma düşen, Bayburt’un tarih ve kültürel kodlarını sembolize eden, Dede Korkut şenliklerinin de ruhuna uygun şu dörtlük üzerine bir tarihçi denemesi yapmak istiyorum.

Oğuz Atam, Dedem Korkut,
Türk otağı, Kutlu bir yurt.
Çoruh’a akseder bozkurt,
Memleketim güzel Bayburt!

İlk bakışta sade bir memleket güzellemesi gibi duran bu kıta, aslında bir tarihçi gözüyle satır araları tahlil edildiğinde, Bayburt’un bin yıllık Türk-İslam hafızasının, coğrafyasının ve sarsılmaz duruşunun adeta bir haritası gibidir.

“Oğuz Atam, Dedem Korkut” diyerek başlıyor şiir. Bu sıradan bir hitap değildir. Bayburt, meşhur Masat köyündeki o sessiz ama heybetli türbesiyle, Türk dünyasının bilge atası Dede Korkut’u bağrında yaşatan kadim bir topraktır. Şiir daha ilk nefeste bize, bu şehirde bastığımız her toprakta Oğuz neslinin ayak izleri olduğunu, rüzgârın Çoruh boyunda hâlâ Dede Korkut’un kopuzunun sesiyle estiğini hatırlatıyor değil mi? Malumunuz Dede Korkut Hikâyeleri, yüzyıllarca sözlü gelenekte yaşayan destanların 15. Yüzyılda Akkoyunlular devrinde yazıya geçirilmiş halidir. İşte tam burada ikinci mısra; Akkoyunlu, Dede Korkut ve Bayburt ilişkisini ortaya koyuyor.

“Türk otağı, Kutlu bir yurt”. Dikkat ederseniz, buradaki “Kutlu” kelimesi sıradan bir sıfat olarak değil, baş harfi büyük yazılarak tarihe özel bir kapı aralıyor. Nereye mi? Bayburt’un merkezine bağlı, asil Türkmen hanedanı Akkoyunluların adeta siyasi ve askeri genel merkezi olan Sünür (Çayıryolu) köyüne… Şiir, o büyük harfle yazılan “Kutlu” kelimesiyle, 14. yüzyılda bu topraklara Türk-İslam mayasını çalan, Sünür’deki o meşhur cami ve türbenin banisi Akkoyunlu Kutlu Bey’e sarsılmaz bir atıf yapıyor. Sünür ve Pulur köyleri Akkoyunlu otağı ve ana karargahıdır. Öyle ki meşhur bir tarihçimiz; Osmanlılar için Söğüt ve Domaniç’in üstlendiği rolü, Akkoyunlular için bu iki köye yükler. Böylece şiir; Bayburt’un sadece bir coğrafya değil, Kutlu Bey gibi gazilerin kanıyla, dervişlerin duasıyla yoğrulmuş “Kutlu” bir yurt olduğunu ilan ediyor.

Üçüncü mısra ise adeta bir ayna gibi önümüze seriliyor: “Çoruh’a akseder bozkurt”. Şiir burada zorlama ritimleri bırakıp doğa ile millî kimliği muazzam bir estetikle birleştiriyor. Şehri ikiye bölen o hırçın ve berrak Çoruh Nehrini gözünüzün önüne getirin. Bayburt’un etrafını çevreleyen dağlardan Çoruh’un berrak aynasına yansıyan, oraya akseden bir bozkurt silüeti çiziliyor şiirde… Bu mısra; nehrin coşkunluğu ile Türk’ün sarsılmaz sembolü olan bozkurt duruşunun, tarihin ve coğrafyanın bu şehirde nasıl tek bir gövdede birleştiğini gösteriyor. Ve nihayetinde söz özüne bağlanıyor: “Memleketim güzel Bayburt!” Bütün o Oğuz geçmişi, Dede Korkut’un bilgeliği, Sünür’den yükselen Akkoyunlu Kutlu Bey sancağı ve Çoruh’un sularında yıkanan millî şuur, en sonunda bu tek kelimede, “Bayburt” isminde düğümleniyor.

Kıymetli hemşerilerim; görüldüğü gibi tarih sadece kronolojik sayılardan, arşivlerdeki vesikalardan ibaret değildir. Tarih ve kültür, işte böyle mısraların içinde yaşayan, nesilden nesle aktarılan sönmeyen bir ruhtur. Bilelim ki Bayburt, sıradan bir şehir değildir. Bizler; Çoruh’uyla, kültürüyle, Dede Korkut’un dualarıyla ve Kutlu Bey’lerin mirasıyla yoğrulmuş asil ve kadim bir emanetin bekçileriyiz. Geçmişimizin bu mirasına, şiirine, suyuna ve toprağına hep birlikte sahip çıkmak dileğiyle…