Azalarak Toplanıyoruz…

Abone Ol

Evvelsi gün, 26 Nisan’da, sabah 8.05 uçağıyla İstanbul’a gittim ve akşam 20.50 uçağıyla döndüm. Arkadaşım Dr. Hasan Ulvi Kıvanç’ı son yolculuğuna uğurladık. Marmara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Camii'nde cenaze namazını aile yakınları ve dostlarıyla birlikte kıldık; ardından kendisini Çamlıca Mezarlığı’nda toprağa verdik. Mekânı cennet, ruhu şad olsun.

Bayburt Lisesi yıllarımızdan tanışırdık. O zamanlar çok samimi değildik; farklı mahallelerde büyümüş, farklı sınıflarda okumuştuk. Rahmetli sinemayı çok severdi ve bizim Yıldız Sineması’nın müdavimlerindendi. Liseden aynı dönemde mezun olduk. Hasan, okul birincimiz olarak mezun oldu ve Atatürk Üniversitesi Tıp Fakültesini kazandı. Birkaç yıl çalıştıktan sonra mezun olduğu fakültede psikiyatri dalında uzmanlığını tamamladı. Rahmetli uzmanlığa başladığında, ben de Atatürk Üniversitesi İİBF’de (o zamanki adıyla İşletme Fakültesi) iktisat ana bilim dalında asistanlığa başlamıştım.

Hasan’ın üniversite öğrenciliği döneminde, rahmetli ağabeyim Halit ile aynı siyasi çizgide yer almaları nedeniyle samimiyetlerinin geliştiğini biliyordum. Asistanlık dönemimizin başında, Aşağı Mumcu’da kiraladığım dairede yalnız kalmak istemedim. Hasan’a birlikte kalmayı teklif ettiğimde memnuniyetle kabul etti ve bir yıl aynı evi paylaştık. İkimiz de 30’lu yaşlarımıza merdiven dayamıştık, daha fazla vakit kaybetmek istemiyorduk; nitekim bir hafta arayla nişanlanarak evliliğe ilk adımlarımızı attık. O, kariyer odaklı bir akademik yol yerine uzman psikiyatrist olarak çalışmayı seçti. Ben ise üniversitede kalarak akademik çalışmalarıma devam ettim.

Atatürk Üniversitesi’nden sonra onlar ailece Eskişehir’e yerleşti. Kıymetli eşi Merih Hanım Ziraat Fakültesi’nde öğretim üyesi olarak, Hasan ise Mavi Hastane’de uzman doktor olarak görev yaptı. Hemen hemen aynı yıllarda biz de Kayseri Erciyes Üniversitesi’nde çalıştık ve her iki aile de bu şehirlerden emekli olduk. Merih Hanım ile evliliklerinden pırlanta gibi iki erkek evlatları (Argun ve Kayhan) oldu; biri tıp profesörü, diğeri ise diş hekimi. Evlatlarının rehberliğinde sık sık yurt dışı seyahatlerine çıkıyorlardı. Hasan, oğlu sevgili Argun’un görev yaptığı Bursa Uludağ Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi’nde ruhunu teslim etti.

Eski günleri hiç unutmadık. Ailecek Erciyes’e kayak yapmaya gelmişlerdi; oğlumuz Tolgahan’ın düğününde de yanımızdaydılar. Hasan’ın da organizasyon komitesinde görev aldığı Bayburt Lisesi’nin 50. kuruluş yıl dönümünde, 40’a yakın mezun arkadaşımızla bir araya gelip üç harika gün geçirdik. Okul birincimiz olan rahmetli, fotoğraflarda hep ön sıralarda yer alırdı; sanki o duruşuyla "Ben liseyi birincilikle bitiren Hasan Ulvi Kıvanç’ım" der gibiydi. Hakkı olan öz güvenini ve kalitesini her zaman gösterirdi; sohbetlerinde kimseye pabuç bırakmazdı. Mesleki birikimini ve o "delikanlı" tavrını insan ilişkilerinde çok iyi harmanlardı; ruhun derinliklerini bilen bir hekimin bilgeliği ile bir Bayburt delikanlısının mertliği onda birleşmişti. Bir gün Erzurum’da Mumcu Caddesi’nde eve giderken, yerde yatan bir hastanın etrafında gereksiz bir kalabalık toplanmıştı. Hasan durumu hemen kavradı, hastanın sara nöbeti geçirdiğini anladı. Otoriter bir üslupla, "Lütfen çekilin, ben doktorum!" diyerek kalabalığı dağıttı ve tıbbi müdahalesini yaptı. Hasta sakinleşene kadar da başından ayrılmadık.

Onunla yaklaşık bir ay önce telefonlaşmıştık. "Bu yıl lisemizin 60. yılını kutlayacağız, hazırlan," demiştim. Bu sefer ailelerimizle toplanmamız gerektiğini, arkadaşlara ısrar edeceğimi söylemiştim. İtiraz etmemiş, aksine "Zengin bir program hazırlayalım," diyerek heyecanlanmıştı. Biz planlar yaparken, saflarımız biraz daha seyreliyor…

Onun hatırası, yetiştirdiği pırlanta evlatlarında ve biz dostlarının zihnindeki o öz güvenli gülüşünde yaşamaya devam edecek.

Nasip değilmiş... Sevgili Hasan; ruhun şad, mekânın cennet olsun.