Şairler, ressamlar, müzisyenler velhasılı sanat erbabı öncelikle yakın dostlarının (maddi ve özellikle manevi) himâyesiyle ve destekleriyle yükseldiler ve gelecekte muhtemel şaheserlerini sanat alemine sundular, bu yükseliş ve yatay/dikey çıkışlar onlarla birlikte filizlendiği toprak ve yer ile mütenasip anıldılar.

Mesela "Bayburtlu Zihni", vakti/zamanında değil ama, bilâhiri sanat çevrelerinin, kari ve hemşehrilerinin alakasıyla dünyada en çok meşhur ve tanınan Bayburtlu oldu ve tüm şiir otoritelerinin ittifakla şaheser olduğunu bildirdikleri "Koşma" 'sını dillere pelesenk olan şaheserini yazdı..

Keza Urfalı Nabi, Erzurumlu Emrah, Reyhani dendiğinde aklına Erzurum düşmeyen var mıdır acaba, hakeza Murat Çobanoğlu dendiğinde aklımıza Kars, Kağızman gelmez mi?

Mahsuni Şerif bize Kahramanmaraşı, Ali Ekber Çiçek Erzincan Tercan'ı hatırlatmaz mı, bazen bu hususlarda; "oralıydı, buralıydı" diye tartışmalarımız olmaz mı?

Bu güzel örnekleri çoğaltmak mümkündür. Zeki Müren'i dinlediğimizde bilvesile önceleri sanat güneşi son yıllarında "Bodrum Paşası" ünvanını aldığını bilmez miyiz..? Mehmet Özbek, İlla da Kazancı Bedih Urfa'yı hatırlatmaz mı bize.. "Altun Hızma" ile Abdurrahman Kızılay ismini duyduğumuzda "mum kimin yanan Kerkük'ü anmaz mıyız?

Bilim, Spor ve Edebiyatta, siyasette de geçerlidir bu; alim ve fazıl kişi Erzurumlu İbrahim Hakkı, büyük Mutasavvıf Ziyâüddin Gümüşhanevi, Anadolumuzu Türkleştiren Hace Ahmet'i doğduğu şehre izafeten Yesevi olarak tanımadık mı?

Ve Yunus Emre ile başta Eskişehir olmak üzere 9 kadim kentimiz akıllara düşürmez mi?.. Adnan Menderes'i duyduğumuzda Aydın ilimiz, Özal ile Malatyamız, Çoban Sülü ile Isparta, Muhsin Yazıcıoğlu ile Sivas; Türkeş'i andığımızda Kıbrıs, Kayseri ve Yozgat aklımıza düşmez mi?

Namık Kemal Zeybek'in Bayburtlu olduğunu bilmeyen var mıdır, keza Berhan Şimşek'in.. Ve kezâ Kırkpınar Ağası Alper Yazoğlu, hakeza Türk Dünyasının en büyük yaşayan şairlerinden Yahya Akengin; bu değerli zevatın her biri katıldıkları her platformda ve buldukları her fırsatta Bayburtluluklarını gögüsleri kabararak iştiyak ile izhar etmediler mi?

Velhasılı değerli okuyucularım ben de, özellikle son 8 yıldır, Hafıza-i Beşer yazı dizimizle; memleketimizin yüz akı 130'a yakın insanımızı elimin yatkınlığı, dilimin döndüğünce yad edip, anlattım, sizler de okuyup beğendiniz, siz beğendikçe, takdir ettikçe yazmaya devam ettim, ilk niyetimizce beş-on kişiyi anlatmaktan vaz geçip, 130 değerli hemşehrimizi anlattım... Bu çalışmamız bir çok insanımıza ilginç geldi ve takdirlerini hep söylediler.. Devam et, dediler, ettik; yayımla dediler; yayıma hazır hale getirdik... Kısmet olursa bugünlerde takdirlerinize arz edeceğim... Köşe yazılarımızda ve sosyal platformlarda, hemşehri sitelerinde aidiyetime, yani özüme elimden gelen kültürel katkılar yapmayı güttüm hep...

Ve şiir kitaplarımız da da, genellikle güttüğümüz ifrat ve tefritten beri aidiyet sevdamızın tezahürü olan edebi çalışmalarımızın genç bir kardeşimizin yine bu Face Platformunda yazıp, yayımladığı "bizi bize anlatan" yalın ve yakın ifadesiyle; bizi anlatmaya, bizden bir ses olmaya gayret ettim. Edeceğim de elbet.

Başarılı oldum veya olmadım, lakin niyyetimin tartışılması, sorgulanması beni üzer. Özellikle görmezden gelinmesi... Yok farzedilmek istemem elbette. Takdiri de, tekfiri de sizden beklemek benim en doğal hakkım olsa gerek.

Selam ile arzederim.
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.