Belki şehre bir müze gelir, gurbet biter

İlk günden beri tanığı olduğum Baksı Müzesi’nin hikâyesini dinlemek üzere Hüsamettin Koçan’la buluştum. İlk kıvılcımdan Avrupa Konseyi Özel Ödülü’ne varan uzun yolculuğu Koçan’dan dinledim...

Belki şehre bir müze gelir, gurbet biter
İlk günden beri tanığı olduğum Baksı Müzesi’nin hikâyesini dinlemek üzere Hüsamettin Koçan’la buluştum. İlk kıvılcımdan Avrupa Konseyi Özel Ödülü’ne varan uzun yolculuğu Koçan’dan dinledim.

Doğan HIZLAN / Fotoğraflar: Murat ŞAKA / Hürriyet

- Her şeyden önce Baksı Müzesi fikrinin nasıl ortaya çıktığını konuşalım sevgili Hüsamettin Koçan.
- Babamın ömrü gurbette geçti. Vefatından iki ay önce beni ziyaret ettiğinde, müthiş bir memleket hasreti yaşadığını gözlemlemiştim. İki ay sonra, kışın vefat edince o ziyaretinde babamın, “Beni oraya götürün” demek istediğini ama bunu açıkça söyleyemediğini düşündüm. Bunun üzerine, 1987’de memlekete gittiğimde oranın tamamen değiştiğini gördüm. Hatırladığım köy konakları gitmiş, bütün ilişkiler kopmuş birbirinden. Çünkü konaklar orada halk kültürü açısından önemli merkezlerdi. Orada sosyalleşir, sorunları tartışırlardı ve daha önemlisi; orada âşıklar atışır, masallar anlatılırdı. Bunlar günlerce sürerdi. Bu konakların kalkması, bana kültürel bir tehdit gibi geldi. İlk olarak, bir köy odası yapmak fikri belirdi kafamda. Bir köy konağı yapalım, içine büyük bir kitaplık kuralım ve o eski kültür ortamını hayata geçirelim istedim.


EVİ SATALIM, YOKSA MÜZE BİTMEYECEK

- Senin için bu süreç ne anlama geliyordu?
- Geleneksel erozyona karşı bir tepki üretme ve geleneği yeniden keşfetme dediğim bir sürecin başlangıcıdır bu. 2000’e kadar şekillendirdim aklımda. Maddi olmayan kültürel varlıklar denen, daha çok sözlü geleneğin unsurlarını yeniden var edecek, onlara alan yaratacak bir mekân istiyordum. Ziyaretçinin pasif kalacağı bir yerdense, daha aktif, geleneksel üretimin yanında sanatla iç içe bir alan hayal ediyordum. Yeni milenyumda bu konağı hayata geçirmek için gerekli adımları attım. Sonu Baksı Müzesi’ne varan bir yol oldu bu...

- Dünyada sanatçı bağışıyla bu kadar zengin bir koleksiyon oluşturan tek müze Baksı Müzesi. Sanatçılar nasıl dahil oldular?
- Müzenin ilk bölümünü tamamladık ama bütün param bitti. Eşime, “Dragos’taki evi satalım, gelecek parayla ana binayı tamamlarız, yoksa müze bitmeyecek” dedim. Önce tepki gösterdi.

- Sonra?
- Sonra onu Baksı’ya götürdüm. Köyü ve müzeyi görünce, döner dönmez “Satalım evi” dedi. Ancak Marmara Üniversitesi’ndeki akademisyen ve sanatçı arkadaşlar, bu fikrimizi öğrenince, “Evini satma, beraber bir sergi yapalım” teklifiyle geldiler. ‘Şaman Güncesi’ sergisi böyle doğdu. Arkadaşlarım, “Sergiyi bize bırak, sen katalog ve galeriyle ilgilen” dediler. Projeyi 4L’de 125 sanatçıyla gerçekleştirdik. Bayburt Baksı Müzesi için 123+2 sanatçı 123+2 yapıt projesi ortaya çıktı. Evi satmaktan vazgeçtik ve müzenin koleksiyonunun büyük kısmını da bu sergi oluşturdu. Bu yönüyle Baksı, iyi yürekli insanların projesidir. Örneğin sanatçılar baştan beri bize destek veriyorlar. Bugün bakıyorum, bir umut gitmiş oraya. Baksı Müzesi bir heyecan yaratmış. Haliyle halk da destek oluyor.

BABAMIN YOLUNU BEKLEDİĞİM O TEPE 

- “Benim memlekete döndüğüm bavulum” diyorsun Baksı Müzesi için. Hep bir gurbet vurgusu var sözlerinde...
- Bizim bölgemiz çok göç veriyor. Orada, her evde bir gurbet hikâyesi vardır. Ben de bir gurbet çocuğuyum. Bu müze belki gurbeti durdurur diye bir yaklaşımla da doğdu aynı zamanda. Babam başka şehirlere çalışmaya giderdi, bugün Baksı Müzesi’nin olduğu tepede beklerdim babamı. Babam öldü, cenazesini köye götürdüm. Annem öldü, cenazesini köye götürdüm. En sonunda da o köyde Baksı Müzesi’ni kurdum!

- Haliyle bavulun oldu...
- Ama kendi hikâyem dışında, yöredeki gurbet meselesine son verebilir miyiz, büyük kente göçün önüne geçebilir miyiz, orada bir istihdam yaratabilir miyiz diye harekete geçtik. Yöre halkını üretken bir hale getirebilir ve onlar için uygun ekonomik şartlar oluşturabilir miyiz fikrini tarttık. Tüm faaliyetler bir yana, bu sene köy meydanında ‘Huykesen’ adlı adak ağacının etrafını ve köy meydanını da düzenledik. Müzeden sonra, köyde turistik bir faaliyet alanı da ortaya çıktı. Artık pansiyonlar kuruluyor. Müzenin ziyaretçilerini köy halkı kendi evlerinde ağırlıyor artık! Bunlar hep Baksı Müzesi’nin etkisi...

- Yani bölge için de önemli bir sosyal proje. Özel projeleriniz var mı peki?
- Olmaz mı, birincisi; kadınlarla ilgili bir proje. Kadınlar müzemiz için olağanüstü önem taşıyor. Örneğin, yönetim kurulu üyelerimiz asli ve yedek hepsi kadındır. Kadınlar hayatta tutuyor Baksı Müzesi’ni. Çünkü kadın, özellikle geleneksel kültürde, kültürün koruyucusu, sahibi ve taşıyıcısı. Sürdürülebilirlik diye dünya müzeciliğinin önemli bir endişesi var. Onun için kadın odaklı çalışıyoruz biz. Baksı’nın devamlılığını ona sahip çıkan kadınlar sağlayacaklar. Önümüzdeki yıl, Bayburt merkezde 200 kadını istihdam etmek üzere, bir ‘Kadın İstihdam Merkezi’ kuruyoruz, Bayburt merkezde.

- Burası aynı zamanda çocuklar için de önemli bir yer değil mi?
- Tabii, Bayburt il sınırları içindeki, ilk ve ortaöğretim öğrencilerine bir resim yarışması düzenliyoruz. Büyük bir jürimiz var ve 30 öğrenciyi bir haftalık atölye çalışmalarına davet ediyoruz. Çocuklar bir hafta çalışıyorlar ve aralarından seçtiğimiz 15 öğrenciye burs veriyoruz. Burs verdiğimiz öğrenciyi terk etmiyoruz. Bir önceki yıl bizden burs alan öğrenciden bir dosya istiyoruz, eğer bir ilerleme kaydetmişse, çabalıyorsa ve yeteneği de varsa burs yenileniyor. Ne zamana kadar diye soracak olursanız, üniversite bitene kadar yenilenebilir.

MEYDAN OKUYAN, İLHAM VEREN BİR ÖRNEK

- Sonu ödülle noktalanan bir masal sanki Baksı Müzesi. Ödüle varan yolu dinleyelim senden...
- Ödül fikrini bize veren eski Kültür ve Turizm Bakanı Ertuğrul Günay’dır, o tavsiye etti. Bizim haberimiz bile yoktu ödülden. Müracaat ederken de aklımızda sadece ‘bilinirlik” vardı. “Belki adımızı duyarlar da bu vesileyle uluslararası projelere partner müze buluruz” diye düşünüyorduk. O nedenle başvuruda bulunduk, bir gün telefonuma mesaj geldi, “Avrupa Konseyi Parlamenterler Meclisi 2014 Yılın Müzesi Ödülü’ne aday gösterildiniz, kutlarız” yazıyordu. Çok heyecanlandım.

- Peki Baksı Müzesi’nin kazanmasını sağlayan şey ne oldu?
- İşin doğrusunu söyleyeyim, bizimle finale kalan diğer müzeyi de gezdiğimde, tek endişem vardı: Bizim Türkiye’de olmamız sebebiyle ödülü bize vermezler, diğer müze kazanır! Ama sanatçıların bağışlarıyla hayata geçmiş dünyadaki tek müze oluşu, tamamen sivil bir kuruluş olması sebebiyle ödüle değer buluyorlar. Ancak en önemli sebeplerden biri de bölgeye kattıkları. Göç veren, periferide yer alan bir bölgeye gidip, oradaki insanlara “Siz burada kalın, kendi kültürel değerlerinizde kendinize yeni bir hayat inşa edebilirsiniz” diyen bir proje. Baksı Müzesi’ni ‘hiçbir yerin ortasında’ diye tanımlıyorlar ve aynen öyle. Böylece sanat ve tasarım aracılığıyla merkez ve periferi arasında köprü kurmaya çalışan ve ürettiği bütün projeleriyle alışılmışa meydan okuyan ve ilham verici bir örnek olarak değerlendiriliyor. Kendi yolculuğundan çıkardığı sonuçları müzeciliğe uygulayan bir yer. Dikenli tel bile yok, hayata açık bir alan olsun istiyorduk biz.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
Avatar
Bülent KÖKLÜCE (1) 6 yıl önce

Sn Koçan'ın, bir Köy Konağı projesiyle başlayıp Baksı Müzesiyle son halini alan, belki rüyalarıyla yatıp kalktığı, gerçekleşmiş bu hayali, memleketimizden her geçen gün Batıya doğru akıp, büyük denizlerde kaybolup giden, ama bir daha belki doğduğu topraklara hiç uğramayan nehirlerin gün gelip doğduğu toprakları da yeşerten bir kolunun geriye dönüşünün en güzel örneğidir. Müzeyi kurup geliştirmekle kalmayıp, yaz kış demeden siyasetçi, sanatçı, bilim insanı, gazeteci ve ayaklarının şehrimize uğraması ihtimali olmayan nicelerini şehrimize ve cazibe merkezi haline getirmeye çalıştığı köyüne davet edip ağırladığını takdirle takip etmekteyiz.
Bu gayretleri, yakın zamana kadar memleketimizle ilgili ulusal medyada yer alan ve içeriği maalesef çığ, yangın, istatistikî sonuçlar ve artık bıkkınlık veren "Bayburt, Bayburt olalı..." tarzı haberlerin ötesine geçmeyen haber ve makalelerin niteliğini, niceliğini ve seyrini de değiştirmiştir.

Avatar
Bülent KÖKLÜCE (2) 6 yıl önce

Doğan Hızlan’ın röportajı bunun bir örneğidir ve güzel bir başlıkla okuyucusuna sunulmuştur. Unutanlar için şiirin bir bölümü;

Belki şehre bir film gelir
Bir güzel orman olur yazılarda
İklim değişir, Akdeniz olur, gülümse.

Kendisini, TBMM onur ödülüyle başlayıp, Avrupa Konseyi Parlamenterler Meclisi’nin verdiği yüksek prestijli, 2014 Yılı Müzesi Ödülü'yle taçlandırılan ve gönüllerde saklı tutulan nice ödüllere layık projesinden ötürü tebrik ediyorum. Beklentisiz bir şekilde insanlık için gayret sarf edip şaheserler ortaya konan ama ya unutulan ya da gün gelip horlananlar arasında yer almaması temennisiyle!

Avatar
bayburt halkı 6 yıl önce

sn husamettin hocamız ve sn doğan hızlan abimiz,gerçekten büyük ödülü bayburt baksı
ya kazandırdınız,bayburttaki "üç hisarlı kale için"kent konseyi"kurulsun büyük"katma
değer"katmanızı yürekten istiyoruz,ve "üç hisarlı kalede"hak ettiği noktaya geleceği
kanaatini taşımaktayız,saygılarımızla

Avatar
Mihriban Soylu-Almanya 6 yıl önce

YAŞAM YERİ OLAN BAYBURT ÜÇ HİSARLI KALESİ VE ÇORUH TABANINDA
MEDENİYETLER,TARİH KİTAPLARINDA VE ÖZEL BASKILARDA MEVCUTTUR,DO
LAYISIYLA,O YILLARDA İSTANBULUN NÜFÜSÜ 3600 BABERT BAYBURT 3400,BU İTİBARLA...BAYBURT BÜYÜK ŞEHER OLARAKTA SÖYLENİR,SAYGI İLE
KAYNAK:ord.prf.dr:osman turan,eserlerinden.,ruhu şad olsun