Yıl 1979… ABD’nin kendisine kurduğu tuzağı sezememiş, yerel hükümetin çağrısı üzerine, Afganistan’ı işgal etmişti Sovyetler Birliği… ABD hemen karşı önlemleri almış, Pakistan’a göçen Afganistanlıları mülteci kamplarında açtığı medreselerde eğitmeye başlamış, Afganistan’daki toprak ağası, din ulularından oluşan “mücahitler” adlı silahlı grupları oluşturmuş, onlara her türlü askeri desteği vermeye başlamıştı. Böylece bu ülkede büyük bir iç savaş çıkmıştı ve yıllarca sürmüştü.

Sonrası belli, Gorbaçov 1989 yılında Sovyet askerlerini geri çekti ve Afganistan’da kargaşa biteceğine iyice arttı, bu kez de “mücahit” gruplar birbirine girdi. 1996 yılında ise Taliban adlı şeriatçı örgüt Afganistan’a hâkim oldu ve bütün o mücahit grupları silip attı. 

Taliban, ilkel ve bağnaz bir İslami rejim kurdu. O rejimde:

-Sakalsız erkek yoktu, köseler de takma sakal takıyordu. Sakal tıraşı yapan berberin iki parmağı kesiliyordu.
-Çocukların oyun oynaması, uçurtma uçurması yasaktı. 
-Kadınların dışarıda çalışması, okula gitmesi, şık giyinmesi, süslenmesi, erkek hastaları hastanede ziyaret etmesi, hatta hastanede tedavi görmesi bile yasaktı.

Burka giyiyorlardı… Vee zina yapan kadınlar taşlanarak öldürülüyorlardı. 

Hazır söz kadınlara gelmişken Esadullah Oğuz’un ‘Hedef Ülke Afganistan’ adlı kitabından aldığım bir acı gerçeği de aktarayım. Sovyetler Birliği askerleri çekilirken birçok mayınlı alanı öylece bırakmış. Afganistan’ın softa ve mollaları, kadını arkalarında yürütürler. Ancaaak iş bu mayınlı alanlardan geçmeye geldi miydi, kadın öne alınır. 

-Ve bu Taliban içki ve uyuşturucuyu yasak ediyor ama afyon ticaretini serbest bırakıyordu. 

O ülkeyi Taliban’ın elinden almak lazımdı. NATO ve ABD, 2002 yılında harekete geçti. İşin içinde biz de vardık. Bu büyük güç karşısında dayanamadı Taliban, dağlara çekildi. Taliban yönetimi sonlandırıldı ama Afganistan bir türlü durulmadı; kaynayıp durdu, kalkınamadı, uygarlaşamadı. Ve bir gün ABD, Taliban’la masaya oturdu, ülkeyi terk etmeyi kabul etti. Eğitip donattığı 250 bin kişilik Afgan Ordusu, Taliban’la savaşmak istemiyordu, silahlarını bırakıp kaçıyordu. Sonunda zafer, hiç zorlanmadan, 60 bin kişilik bir silahlı gücü olan Taliban’ın oldu, elini kolunu sallaya sallaya başkent Kabil’e girdi.

Bunları da geçen hafta yaşadık.

Geçen yıl yayımlanan ve 2 baskı yapan “Daim Sola Daim Sola” adlı kitabımda bir bölümün başlığı “Afganistan’ın hakkı komünizmdi ama” idi. Ben ki 1979 yılında SSCB Afganistan’ı işgal ettiğinde o “mücahit” denilen grupların muzaffer olmasını istiyor, hatta o yıllarda ders verdiğim Erzurum Meslek Yüksek okulundaki derslerimde bile her vesileyle bunu işliyordum… Fena yanılmışım… Yanılmışım ama ben yanılgısını dillendirecek cesarette bir adamım, dillendirdim ve kitaplarımda yazdım da bunları.

Evet Afganistan’ın hakkı komünizmmiş, komünizm oraya tam anlamıyla hâkim olsaydı, orası şimdi uygar, kalkınmış, gelişmiş bir ülke olurdu. Birileri kızmasın bu sözlerime, rakamları konuşturayım azıcık:  Sovyet işgalinin ilk 3 yılında sanayi üretimi yüzde 20 arttı. Yaklaşık 214 sanayi kurumu açıldı. Yeni tarım yasası, toprak ağalığı ve feodal ilişkileri kaldırıyordu, bu amaçla topraksız ve az topraklı köylülere topraklar dağıtıldı. Bunun sonucunda tarım üretimi tırmanışa geçti. 
Sovyetler, ülkenin birçok yerine yol ve köprüler yaptı.

1986 yılında Afganistan, UNESCO'nun en aktif gelişen eğitim sistemi uluslararası ödülünü aldı. Sovyet işgali yıllarında bu ülkede; 5 üniversite, 800 'den fazla okul ve 500' den fazla kütüphane açıldı. Afganistan tarihinde ilk kez 1982 yılında çocuk tiyatrosu performansı gerçekleşti.

80’li yıllarda Afganistan kozmik bir program yürütüyordu. SSCB, Afgan vatandaşının uzaya ilk uçuşu için tüm olanak ve kaynakları sağlamıştı. 

Veee komünistlerin iktidarda olduğu Sovyet işgali yıllarında (1985-88) Afganistan’da üniversite öğrencilerinin %50’si , ülkedeki doktorların %40’ı, öğretmenlerin %70’i ve memurların %30 kadındı.

Ya şimdi? Enkaz, korku, dehşet, feryat, ümitsizlik, gırtlağa kadar yoksulluk…

Ve şair dostum Dilaver Cebeci’nin o şiiri… 1979 ya da 1980 yılında yazılmıştı. Yeniden okuyalım o şiiri hele:  

Kandehar Dağlarında Sabah Namazı

Yönüm kıbleye, kıblem Kâ'be'ye…
İki ak ışık çıkar göz bebeklerimden,
Arza destek olmuş göğsü kaba dağları
Aşar, bir solukta varır Mekke'ye,
Yönüm kıbleye, kıblem Kâ'be'ye…
Niyetim sabah namazının farzı.

Bir ak bayrak gibi açıldı ufuk,
Şunca kuru otlar vardı secdeye,
Benim maksadım Allah rızası,
Niyetim sabah namazının farzı…
Durdum divâna, uydum Kur'an'a…
Yıldız böceklerinden yıldıza dek
Uymuşken ona her varlık,
Veyl ol kitaba uymayan insana!
Durdum divâna, uydum Kur'an'a…
Allâhuekber!

Ben kıyamdayım, tetikte mavzer.
İki derin soluk, kanımda iki şimşek,
Can atar yücelere beyaz tenzih kuşları.
Sarıldıkça hamd ile vahdetin yumağına,
Dümdüz olur önümde kesretin yokuşları…
Açılır zafer yolu ol Fettâh'ın yâdıyla,
Rahman ve Rahîm olan gökçek Allah adıyla.
Hamd olsun göğümüzü burçlarla süsleyene,
Onsekizbin âlemi yaratıp besleyene…
Güç onun, varlık onun ve sıyânet onundur,
Sekiz uçmakla tamu, hem kıyâmet onundur.
Eğmiyorum boynumu rükû'dan başka yerde,
Ulaştır yardımını kalksın aradan perde.
Rabbım dosdoğru yoldan aman bizi atmagil,
Gazabına uğrayan kullarından etmegil!
Mor dağlarda, ovalarda, çöllerde,
Uzzâ karanlığın kılıcını sallarken,
Göğsümüzü açıp nurla doldurdun.
Kavî kıldın hem bileklerimizi,
Yoldaş ettin baş eğdirmez dağlara,
Sonra, ağır yükü sırtımızdan kaldırdın.
Rabbım sana yöneldim, boş durası değilim.
Bir kolaylık vardır her güçlüğün yanında.
Sen “Ol” deyince olmazları oldurdun.
Allâhuekber!

Ben rükû'dayım, tetikte mavzer.
İster açıklayın, ister gizleyin,
Rabbım kalbinizden geçeni bilir.
Karanlık gecede, kara mermerde,
Karınca yürüse, görür, işitir.
Allâhuekber!

Ak alnım secdede, tetikte mavzer.
İşitsin mi'râc'a tanık olan yıldızlar,
Kurumuz hurma dalı, ay yörüngesi,
Sırlı boşluklarda kehkeşanlar işitsin.
Allâhuekber!

Ben kıyamdayım, tetikte mavzer.
Açılır zafer yolu ol Fettâh'ın yâdıyla,
Rahman ve Rahîm olan gökçek Allah adıyla.
Hamd olsun göğümüzü burçlarla süsleyene,
Onsekizbin âlemi yaratıp besleyene…
Güç onun, varlık onun ve sıyânet onundur,
Sekiz uçmakla tamu, hem kıyâmet onundur.
Eğmiyorum boynumu rükû'dan başka yerde,
Ulaştır yardımını kalksın aradan perde.
Rabbim dosdoğru yoldan aman bizi atmagil,
Gazabına uğrayan kullarından etmegil!
Duymadın mı Ebreheyle ılgar eden filleri,
O yeminli beldede boşa çıkan tuzağı
Ve meçhûl iklimlerden gelen Ebâbilleri?
Ebâbiller ki kanatları değer deccal çağına,
Döndürür katı demirin ruhsuz tümenlerini,
Delik-deşik edilmiş gök ekin yaprağına.
Allâhuekber!

Ben rükû'dayım, tetikte mavzer.
İster açıklayın, ister gizleyin,
Rabbım kalbinizden geçeni bilir.
Karanlık gecede, kara mermerde,
Karınca yürüse, görür, işitir.
Allâhuekber!

Ak alnım secdede, tetikte mavzer.
İşitsin mi'râc'a tanık olan yıldızlar,
Kurumuz hurma dalı, ay yörüngesi,
Sırlı boşluklarda kehkeşanlar işitsin.
Selâm; çöle inen gökçek bir yağmur,
İki cihan arasına gerilmiş mahya,
Ulu denizleri yalayan meltem.
Selâm; zulmet üzre direk direk nur…
Selâm olsun bizden, nebîler nebîsine,
Şol dağları minber yapan kulların,
Şehâdet parmağına, kavradığı kabzaya.
Selâm olsun mavzerin tekbir gibi sesine…
Selâm olsun İbrahim'in mübarek ellerine.
Gözleri Kâ'be siyahı, ümitli çocukların,
Körpe bileklerine cömert nabızlarına.
Ve selâm olsun Muhammed'in kırmızı güllerine.

Bu şiirdeki haller yoktu oysa oralarda, Afganistan gerçeğini bilmeden, İlahiyatçı Dilaver, uzaktan uzağa gönlündekileri yazmıştı. Oysa öyle idealize edilen bir inanç yoktu oradakilerin gönlünde. Orada sosyolojik aşamalardan geçmiş bir millet de yoktu. Kabilelere dayalı bir feodalizm ve kaba bir dinsel inanç vardı. Ve bunlar vardı işte bunlar:

ŞERİAT ÜLKESİ AFGANİSTAN'DA OĞLANCILIK... 

"Bizim göklerimizde kuşlar tek kanatlarıyla uçar. Diğer kanatlarıyla arkalarını korurlar..." 

Kandahar'da erkeklerin buluşma mekânları, aynı zamanda 'oğlan seçme' işlevi görüyor.

Taliban'dan sonra Paştunlar, asırlık 'oğlancılık' geleneğini tekrar rahatça yaşıyor. Hem de vaktiyle Taliban'ın kalesi olan Kandahar'da...  

Taliban'ın çöküşünün ardından Afganistan'da sadece kadın yüzleri, müzik aletleri, uydu antenleri değil, Paştunların yüzlerce yıllık 'oğlancılık' geleneği de tekrar gün ışığına çıktı. Üç ay önce Taliban'ın kalesi denilen Kandahar, sokaklarda gezinen erkek çiftleriyle hep anıldığı gibi, yeniden Güney Asya'nın 
'eşcinsel başkenti' görünümüne büründü. Kandaharlılar, dağarcıklarındaki şu atasözünü de bugünlerde sıkça telaffuz ediyor: "Bizim göklerimizde kuşlar tek kanatlarıyla uçar. Diğer kanatlarıyla arkalarını korurlar..." 

Paştun erkekler için 'aşna' denilen oğlanlarla ilişki kurmak, ayıp olması bir yana, bir prestij meselesi. Yoksul bir erkek bile, yanında parlak, güzel bir 'aşna' ile geziyorsa, muteber sayılıyor. Afganistan'daki mücahit komutanlar da oğlanlara düşkün. Kandaharlılar, Taliban 1994'te kenti ele geçirmeden önce, bir oğlanı paylaşamayan iki komutanın onlarca insanın öldüğü bir çatışmaya giriştiğini anlatıyor. 

Taliban 'oğlancılığa' karşı sert yasaklar getirmiş. 'Aşna'larla ilişki kuranlar, üzerine duvar devrilerek idam ediliyormuş. Ama kapalı kapılar ardında oğlancılık hep sürmüş. 38 yaşındaki Kandaharlı Torjan, "Taliban'dan önce aşnalara her köşede rastlardınız. Bu hayatın bir parçasıydı. Şimdi Taliban gitti ve tekrar sokağa çıktılar" diye konuşuyor. 

Sakallı, orta yaşlı bir adam ve 15 yaşlarında bir genç gördüklerinde, Afganlar bunun anlamını biliyor. Futbol sahası, sinema gibi yerler, 'oğlan beğenme' mekânları. Bir aileye ve ailesini geçindirecek gelire sahip erkek, beğendiği oğlanın yanına yaklaşıp konuşmaya başlıyor. 

Ona hediye veriyor: Bir saat, bir motosiklet, haşhaşın yanı sıra, en değerli hediye, fiyatı 400 dolar olan 'kavgacı güvercinler.' Yoksul oğlanlar, hediyeleri ve 'himayeyi' kabul ediyor. Böylece aileye yeni bir üye katılıyor. Oğlanlar, kadınlardan fazla ilgi görüyor. Arabaların ön koltuğuna oturuyor, 'cici baba' denilen hamileriyle futbol maçlarına, eğlence mekânlarına gitme ayrıcalığına sahipler. Aileleri ise sorulduğunda: "Bizim oğlan, bir adamın yanında yardımcılık yapıyor" diyor. (The Times-radikal.com.tr)

Dilaver işte bunları bilmeden öldü. Bilseydi ne derdi bilmiyorum. Ama bence yanıldı fena halde, ben de yanıldım. Bizden sonra gelenler yanılmasın diye kaleme aldım bu yazıyı.  

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
Avatar
Sadettin 2 ay önce

zebaniler elinde şimdi tam bir cehenneme döndü afganistan