Prof. Nişancı'nın Çoruh Islah Projesi ile ilgili tespit ve önerileri

Bayburt Çoruh Nehri Rehabilitasyon Çalışmalarını Destekleme Platformu'nun çalışması kapsamında öneri sunan isimlerden biri de Bayburtlu Akademisyen Prof. Dr. Şükrü Nişancı'ydı.

Prof. Nişancı'nın Çoruh Islah Projesi ile ilgili tespit ve önerileri

Bayburt Postası - Bayburt Çoruh Nehri Rehabilitasyon Çalışmalarını Destekleme Paltformu'nun çalışması kapsamında öneri sunan isimlerden biri de Bayburtlu Akademisyen Prof. Dr. Şükrü Nişancı'ydı. Kitaplaşan Değerlendirme ve Öneriler Raporu adlı çalışmada yer alan Prof. Dr. Nişancı'nın görüleri şöyle: 

“Bayburt Çoruh Nehri Platformu”nun rehberliğinde 26 Temmuz 2020 Pazar günü gerçekleştirilen Çoruh Nehri Projesini yerinde gözleme ve değerlendirme faaliyetiyle ilgili “Uzmanlar Heyeti”nin bir ferdi olarak görüş ve düşüncelerimi, diğer görüş sahiplerinin fikirleriyle birleştirilmesine kolaylık sağlar ümidiyle birkaç başlık altında listeleyerek gönderiyorum. Hemen belirtmeliyim ki görüşlerimin ana hatları daha önce “Bayburt Postası” ve “Bayburt Medya”da, Bayburtlu Akademisyenler Wattsap grubu adına kalem aldığım yazıdakinden çok farklı değildir. Gözlemlerimiz esnasında aklıma gelen bir iki hususa dikkat çekmek yeterli olur kanaatindeyim:

1) Türkiye’de içinden nehir birkaç ilden birisi Bayburt’tur ve hatta denebilir ki şehir kimliğinin oluşmasında hiçbir yerleşim yeriyle nehir arasında bu kadar kuvvetli bir ilişki yoktur. Son yıllarda yapılan sözüm ona ıslah projesiyle, Bayburt’u Çoruh, Çoruh’u Bayburt yapan ruhaniyetli bağ koparılmıştır. Bayburtlunun sadece Bayburt’a yakıştırdığı Çoruh gitmiş, yerine herkesin her yerde görebileceği beton sulama kanalı gelmiştir. Belli ki bu işin yetkilileri tarafından Çoruh’a, dünyanın yarısından çoğunu oluşturan fazladan hiçbir özelliği bulunmayan sıradan bir su muamelesi yapılmıştır; kimlik yapıcı, aidiyet oluşturucu yönünü yok sayılmıştır. Kısaca bu proje, sadece statik hesaplarının gözetildiği, içinde tarih, insan, hatıra, estetik hatta tabiatın canlı unsurlarının gözetilmediği kelimenin tam anlamıyla anti-biyo (yaşam karşıtı) bir mühendislik tasarımdır. Yeri gelmişken “Bir ideal Kent Felsefesi Olarak Bayburtopia” makalemde de belirtiğim vurguyu tekrarlayacağım. Ütopyada ideal bir kent için bir kale ve bir nehirden bahsedilir, iyi bir kent için hayal edilen nehir ve kale Bayburt’ta bu izdivacını zaten gerçekleştirmişken mahut proje özlenen bu güzelliği tarumar etmiş durumdadır.

2) Bayburt'taki özellikle nehir kenarındaki yapılaşma Türkiye’nin çok az yerinde görebileceğimiz kadar çarpıktır. Kıyı yapılanması hiçbir imar planı olmaksızın, mülk sahiplerinin keyfine göre şekillenmiş izlenimini vermektedir. Gözlem alanı içinde binaların makul yükseklik zon’lamaları olmadığı gibi, kıyı şeridindeki yeni yapılaşma, ne geleneksel Bayburt mimarisi ne de Çoruh’un genel karakteriyle uyumludur.. Kıyı şeridine yapılan nevzuhur camileri gündeme getirmek çok tatsız olacaktır. Gözlem heyetinin herhalde bin kez düşünüp bir kez konuşmak isteyeceği bir konu. Bir tarafı ibadet, öbür tarafı felaket. “Erzurum köprü”nün yanındaki inşa edilen, büyük şehirlerin selatin camilerine öykünülmüşçesine inşa edilen cami ve daha yapım aşaması tamamlanamamış “taş köprü” yanına yapılan camii, mimari üslup bakımından birbirleriyle hiçbir tenasüp göstermedikleri gibi Bayburt mimari ve kültürüyle de ilgileri yoktur. İşin aslı, en başından beri Çoruh’un en az 20-30 metre yakınına kadar hiçbir yapılaşmaya izin verilmemesiydi. Verilecekse de hiç olmasa insanların Çoruh’la bağı kopmasın diye, Bayburt caddeleri, Üsküdar’ın sahile yakın bazı kesimlerindeki gibi Çoruh’u dikine kesecek şekilde kurgulanmalıydı. Şimdiki halde, Saat kulesinden Cumhuriyet Caddesi ana güzergâhı takip edilerek Erzurum köprüsüne kadar giden birisine az ötede şahane bir nehir olduğunu inandıramazsınız, felaket dediğim şey tam işte budur. Bunun üzerine mevcut proje ile bir de Çoruh derin bir kanala indirildi ki, “beterin daha beteri varmış” sözünü hatırlatacak cinsten.

3) Gözlem alanındaki 10 tane köprü arasında mimari bir insicam yoktur. Şehir parkı asmalı köprüsü ile asma yaya köprüsü arasında ve hatta herhangi birinin öteki ile nasıl bir alakası var? Köprülerin işlevselliği de ayrı bir konu, yaya için mi, araç için mi? Mesela, Üniversite ana kampüsü civarındaki asma köprüden, eğimi ve yapı malzemesi dikkatte alındığında minimum 4 ayı kar, kış, buz olan Bayburt’ta sahi, kim nasıl geçecektir?

4) Çoruh’un mevcut durumu için çözümün ilk adımı, Çoruh köprülerinden birinin kenarındaki uyarı tabelasında yazılı : “Çoruh’un Çöpe Değil, Sevgimize İhtiyacı Var”. Gözlem güzergahının sonuna doğru bir köprünün yanı başına birazda estetikten mahrum iliştirilmiş bir tabelada yazılanlar şahsen içimi bir parça serinletti.. Demek ki, Çoruh’un dolayısıyla Bayburt’un kaderine hükmeden yetkililerde en az bizim kadar Çoruh üzerinde titriyorlar. Sorun o zaman şu: her şeyden önce, sevgi, kirlilik gibi temel kavramlarda anlaşma sağlanması gerekiyor. Demek ki yetkililer, Çoruh’a atılan mesela bir mandalina kabuğunu kirlilik olarak görüyorlar ve bunu bir sevgisizlik olarak görüyorlar ama Çoruh’u yutan beton yığınlarını kirlilik değil, ıslah olarak, Bayburt’a duyulan sevgi nişanesi olarak yorumluyorlar. Kedilerin sevgisi gibi. Bazen kediler çok sevdikleri için yavrularını yerlermiş. Belki de sorunun ana kaynağı budur.

 Prof. Dr. Şükrü Nişancı, Atatürk Üniversitesi

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
Avatar
Laedri 5 ay önce

Şehir içinde ne coruhu .yerleşim yeri her türlü tehlikeye açık iken ıslahı mantıklıdır.guzellik doğa şehir dışında zaten yaşıyor.once insan hayatı