Bayburt Üniversitesi’nde konuşmacıydım. Erzurum’a indiğimde yılın ilk karına ayak basmış oldum. Eski Erzurum kışlarını hatırlatan bir kar görüntüsü yoksa da, İstanbul’un yanında karla örtülü bir beyaz kış kentiydi. Dağların başındaki beyaz tülbentler şahaneydi. Üniversiteden beni iki harika insan karşıladı: Yrd.Doç. Esen Taşğın ve Doç. Mehmet Yalçın. Üniversiteye doğru yola çıktık.
Dağların inanılmaz güzelliği büyüleyiciliği içinde yol alırken Kop geçidine yaklaştık. Kar her yeri beyaz bir masa örtüsü gibi örtmüş bizi bekliyordu sanki. 3000 metreye yakın yüksekliğiyle kışların korkulan rüyası Kop Geçidi sakin sakin yol verdi bize. Bayburt görününce ne kar kaldı, ne rüzgar… Bakınca avuç içi gibi her şey görünüyor. Eski Bayburt taşı kalsa da maalesef eski Bayburt evlerinden bir sokak dahi kalmamış kültür mirası olarak. Bir iki tane eski ev varmış sadece. Bu nedenle Bayburt Üniversitesi Rektörü Çaykaralı Prof.Dr. Murat Mollamahmutoğlu’nun üniversite giriş kapılarını Bayburt taşından yaptırması içime biraz su serpti. Meslek lisesinde taş işçiliği bölümü var. Bayburt taşını bir marka yapmayı planlayan rektör Murat bey çok iddialı.
Çünkü mekan insanı belirleyendir. Kimliksiz evler dağlara bile gölge düşürmüştü. 2500 üniversite öğrencisinin okuduğu ve kendine “kent” olmayı layık görenler için kentli olma ve kent kültürü de gerekir. Gümüşhane çok eski bir kentti, Bayburt ise çok yeni. Bu nedenle sosyalleşmeye ihtiyacı var. Üniversite olan ve adı “kent” olan bir yerde sinema, tiyatro ve benzeri sosyal alanlar mutlaka bulunur. Bulunmalıdır.
Oysa sineması bile yok! Öğretim görevlilerinin sosyal ve kültürel ihtiyaçlarının karşılanması ne olacak? Onlar yüksek lise öğretmeni mi?
YÖK bunları neden düşünmez?
Ama tüm bunların yanı sıra şahane bir şey olmuş, Kurucu Rektör Murat bey, Bayburt Üniversitesi görevini kabul etmekle bir buçuk yılda büyük bir iş başaracağının vizyonunu vermiş. Bilim adamlığı, vizyonerliği konuşmamız sırasında da dikkatimi çekiyor. Bugün az rastlanan idealist bir bilim adamıyla sohbet etmek bir zevk. Bu kısa sürede Bayburt Üniversitesi 15 Eylül 2008’den bugüne kadar boş durmamış, 44 bilimsel yayın sahibi, hem de 12 tanesi önemli bilimsel dergilerde yayınlanmış. Demek ki, ‘mazaretler değil marifetler iltifata tabii’ lafı doğru.
Eğitim Fakültesine Adana ve İstanbul’dan gelenler var. Mühendislik Fakültesine İstanbul, Ankara ve İzmir’den… Meslek Lisesi ise bölgeye hitap ediyor. Öğrenciler ev bulma sıkıntısı çekiyor. Talep çok, arz az ve bu öğrenci aleyhine kullanılıyor. Yerli halk bunu kazanç sanıyor.
Bayburt en fazla göç veren yerlerden biri ülkemizde. Türküsü bile var: “Giydim çarıkları terk ediyorum Bayburt’un dağlarını…”
Rektörün konuşması önemliydi: “21. Yüzyılın üniversitesinin temelidir bu üniversite.”
Bayburt Üniversitesi Bilgi İşlem Merkezi minyatür bir ODTÜ donanımına sahip... 650 m2 kütüphane ve e-kütüphane devrede.
“Üniversitenin misyonu nedir? Ne olmalıdır?” Bunları anlattığım konuşmam çok beğenildi. Yeniden bahar şenliklerinde buluşmaya söz verdik.
Yola çıktığımızda Kop geçidinde tipi vardı. Göz gözü görmüyor ve kar beyaz bir şal gibi araçları sarıyordu. Bu şaldan sıyırıp elimizi ayağımızı Erzurum’a attık kendimizi. Hafif yağan kara şükredip uçağa koştuk. Yine mi rötar… Yine mi!
Neval Sevindi / İzmir'de dünyaya gelen Nevval Sevindi, Ankara Üniversitesi Antropoloji bölümünden mezun olduktan sonra Klasik Arkeoloji ve Antik Yunan alanında Master yaptı. Sevindi, 1987 yılında Dünya Bankası'nın Çukurova Bölgesi Gelişim Projesi'nde görev aldı. Serbest yazılarına bu yıllarda başlayan Sevindi, 1990 yılında Cumhuriyet Gazetesi Yunus Nadi Uzun Metrajlı Sinema Senaryosu Ödülü aldı. Yeni Yüzyıl Gazetesi'nin çıkışından itibaren kadın-erkek ilişkileri, kadın hakları, sosyal ve kültürel politikalar üzerine yazılar yazmaya başladı. Yeni Yüzyıl için dönemin gündemdeki ismi Fettullah Gülen ile New York'ta ses getiren seri röportajlar yapan Sevindi, bu röportajlarını kitap olarak da yayınladı. Sevindi ayrıca Samanyolu TV'de demokrasi kültürü, kadın hakları gibi alanlarda programlar yaptı. Uzun süre de Zaman Gazetesi'nde bu alanlarda yazdı. Nevval Sevindi, 1998 yılında kanserle mücadelesinden başarıyla çıktı. Kanser ve kanser hasta hakları üzerine de çalışan ve kanser hasta dernekleri oluşturan Sevindi bu çalışmasıyla Sağlık Bakanlığı'ndan da ödül aldı. Sevindi'nin, aralarında "Aşk Kapıyı Her Zaman Çalar", "Kent ve Kültür", "Ne Kadar İlgi O Kadar Sevgi" ve "Daha Fazla Özgürlük" adlı kitapların da olduğu yayınlanmış 13 kitabı bulunuyor.

Salih Cengiz
diyor ki:
|
Faruk Nafiz kardeşime harfiyen katılıyorum.. Bayburt'u iyice araştırıp, öğrenmeden ahkâm kesmek popüleriteden başka bir şey değildir. "Cami yıkılsada mihrap yerindedir" ama aslı gocunması gerekenler; yıllardır Bayburtlunun oyunu alıp, hiç bir şey yapmadan meclis koltuklarını işgal eden siyasiler ve memleketin eriyip gitmesini seyreden yerel yöneticilerdir. Selam ve saygılarımla. |
Vaqif Memmedov
diyor ki:
|
Bayburt universitesini gormesem de sayin Nevin hanimin hemen universite hakkinda yazisi beni cok dusundurdu. Normal seraiti, azametli binalari, kutubhanesi neyi olmasa boyle Bayburt insanlarinin kayreti, azameti, deyaneti ve kahramanlik tarihi var. Bayburtlular bir karis topraqi uqrunda sehit olmaqi da o topraqi gulustana cevirmeyi de basaran cesur insanlar. Suna gorede ben Bayburtta universite acilmasi haberinden cok memnun olmakla yeminem ki cok yakin gelecekde bu universitede yeterince gelismeler olacak universite kardas Turkiyenin en sayilip secilen ilim ocaklarindan birine cevrilecekdir. |
zihni albayraka
diyor ki:
| BAYBURT TARİHİNDEN HABERİ OLMAYAN HERKES BİRŞEY ATIP TUTUYOR BU NEVAL HANIMIN DEDİĞİ NERESİ DOĞRU KADIN DAHA BAYBURT GEÇMİŞİNDEN Bİ HABER YOLU DÜŞMÜŞ UĞRAMIŞ BAYBURTA SENDE HEMEN YAZ DOĞRUDUR DİYE .... |
ALPER TUNGA
diyor ki:
| Bayburt sinema tiyatro gibikavramlardan geri kalmış olabilir.... Nevin hanım bayburt yaşadığı zulümleri istilalları Gümüşhane yaşamadı bile gümüşhanenin tarihini korumasının altında bu yatıyor.....Bayburtta ermeni zulümleri rus işgalleri yaşanmıştır bayburt yakılıp yıkılmış harabe olmuştur.... |
zihni albayrak
diyor ki:
|
Sayın Nevin hanım gözlemleriniz ve söylemleriniz gerçekten çok doğru, kim ne derse desin kimin yarasına basarsanız basın üniversite olan yerde nasıl bir sinema, nasıl bir tiyatro nasıl bir sosyal ortam olamaz! yazınızdan dolayı sizlere teşekkür ediyorum. DESTEK OLMAYANLAR SİZLERE SESLENİYORUM, HADİ DESTEĞİNİZİ İSTEMİYORUZ AMA KÖSTEKTE OLMAYIN... |
Faruk Nafiz KILIÇALAN
diyor ki:
|
Buyurun işte, kim çağırdı ve ağırladı ise bu hanıma cevabı o vermeli diyorum. Bayburt'u yer, gereken yağcılığı yap, işte bu imiş... koskoca anlı şanlı ulusal basından gelen hanım yazarın görevi. (bu arada sayın rektörü başarılı bulan ve arkasında durulması gereken biri olduğunu savunanlardanım) Ayrıca yani kala kala bu bir zamanlar siyasete de soyunan (DYP Genel Başkanlına aday ve Milletvekili adayı oldu yanılmıyorsam) okur oranı veya moda deyimi ile reytingi yüksek bir yazar olmayan birini çağırmak veya onu onere etmek neyin nesiydi anlayamadık, inanın değerli hemşeriler Hınçal Uluç davet edilip ve gelseydi yeryerinden oynardı ülke çapında. Neyse o bize ait bir görüş, bu arada çokta benimsemeyiz Hınçal Uluç'u ama doğrusu da budur diye düşünüyoruz. En azından spor ve kültürel anlamda daha naturel ve gerçekçi tesbitler yapar ülke gündemine taşırdı. Nereden mi biliyoruz Tekirdağ da bireysel bir gezisi vardı 6 yıl evvel, bilenler hatırlarlar Tekirdağ onun kaleminden bir anda ülke gündemine oturmuştu, yazdığı mı; kozmopolitizme yelken açmış bir kent profilini anlattmıştı. Hepsi o kadar.Yani bayburt gibi 5000 yıllık bir geçmişe kimbilir ne değerler biçebilirdi. Birileri bu hanımefendiye, mazisinin 5000 yıla dayanan bir tarih ve kültür şehrinde misafir olduğunu söylememiş belli ki, veya barındığı yer ile konferansı sunduğu mekan arasında bir koridoru görmüş. Yazık ki, yazık... onun suçu yok! Evet! Bayburtumuzun; 1980 den evvel her şeyi vardı, tabiat varlıklarıyla, kültürel birikimleriyle, beyefendi ve haftada en iki az gün sinemaya giden hanımefendileriyle; birbirleriyle yarışan; bir günde bir roman okuyup bitiren gençleriyle Bayburt bir kültür merkeziydi, şu anda ayakta duruyorsada o zamanlardan arta kalan değerler yüzüsuyu ayaktadır. 80 den sonra memleket bir takım gerici ve bağnaz takımının etkisinde ve siyasal polikalarını memlekette etkin kılan bir kaç siyaset baronunun yönelndirmesi ve ne yazık ki halkımızın yanlış seçimleriyle siyaseten geri bırakılmıştır, ama Bayburt yine Bayburttur. Bulunacak elbet kurtaracak bahtı kara maderini. Bayburt BİR KÜLTÜR MERKEZİ İDİ, HER NE KADAR SON DÖNEMLERDE GERÇEK YÜZÜNÜ TEMSİL VE İFADE EDEMEYEN MİHMANDARLARI OLSA DA YİNE KÜLTÜR MERKEZİDİR! Çoruh Durgun Akar Bu Kan Yine O Kandır! |
- Bu senin ikinci yüzün olmasın!
- Taşı çatlatan adam...
- Yahya Akengin’in Romanları Üstüne
- "Paylaşılamayan Topraklar”
- Bayburt'tan İsviçre'nin sebze krallığına








