Bayburt Postası

Sık Kullanılanlara Ekle Giriş Sayfam Yap E-mail

Content on this page requires a newer version of Adobe Flash Player.

Get Adobe Flash player

Ana Sayfa U. Ahmet AKER Sadece konaklarımızı yitirmedik!

Sadece konaklarımızı yitirmedik!

e-Posta Yazdır PDF

U. Ahmet AkerTaş yapılardan bahsedince, bir yaraya parmak bastığımı anladım. Büyük Şair Zihni dahil; Celali ve Hicrani hakeza; ayrılık acısı anlamına gelen ''hicran'' kelimesini şairlerinin sık sık kullandığı bu şehir, sadece taş konaklarını mı kaybetti?

Ayvanlı ahşap konaklarımız, kerpiçten evlerimiz, az bir kısmı kalan Koruğumuz, Millet Bahçemiz, panayırımız, büyüklerimizin “eski fügürlerini kaybetti” dediği barlarımız, üreticiliğimiz, sanatkârlığımız ve Mustafa Ahıskalıoğlu’nun sahip çıkılmasını istediği türkülerimiz elimizden çıkmış veya çıkmak üzere değiller mi?

Bayram Bilge Tokel, ''Bir şehri derin nitelikleriyle tanımanın yolu o yörenin türkülerinden geçer'' diyor. Bu milletin hayatını türküler anlatırsa neden yakın yıllarda derlenmiş bir Bayburt türküsü duyanımız yok, hislerimize gem mi vuruldu dersiniz?

Daha da önemlisi, bu şehrin üreten insanını kaybediyor olmasıdır… Bazı büyük şehirlerde Bayburt nüfusuna kayıtlı seçmen sayısı; Bayburt’ta ikamet eden seçmen sayısını aşmıştır.

Modernleşmenin zaruri sonucu olarak apartmanlar çoğalıp, bize özgü mahalle odalarının sayıları artarken; mahallelilik ve komşuluk ruhunun zayıfladığını; odalarda verilen yemeklerin artık komşu evlerden gelmemesinden anlamak kabil.

Yalnız nostaljik düşünüp, geçmişin çilelerini unutmak gerçekçilik değil… Doğru; kapanan yollar, günlerce bitmeyen yolculuklar, şehre zamanında ulaştırılamayan hastalar ve nice yokluklar yaşandı geçmişte…

Tandırdan çıkan mis kokulu yemekleri ve dumanı üstünde ekmekleri anlatırken; o tandırı yakanların meşakkatlerini, duman yüzünden yakalandıkları hastalıkları, tandıra düşüp ölenleri, sakat kalanları göz ardı edebilir miyiz?

Zaten, eskiye göre her şeyin daha hızlı ve pratik olduğu günümüzde, insanî değerlerin zayıfladığı konusunda herkes hem fikir…

Yıllar önce benzer duygular içinde bir manzume kaleme almıştım. Yeri gelmişken paylaşmak istedim:

Eskiden

Biz eskiden,
Beş numara gaz lambası yakardık,
Toprak evlerde huzurluyduk…
Kapımız açık uyurduk;
Hırsız, arsız sezmezdik…
 
Mahsulümüz azdı ama
Ağzımızın tadı vardı…
Unumuz değirmen, ekmeğimiz tandırdandı.
Fenni gübre, fenni yem,
Hormon falan bilmezdik.
 
Bizim eskiden,
Araçlarımız kızaklar, faytonlardı…
Haftalarca yol gider, hanlarda yatardık,
İşimiz yavaş yürürdü de;
Trafikten çekmezdik.
 
Biz eskiden çil hasırlarda otururduk,
Televizyonumuz yoksa muhabbetimiz vardı…
Mahalleliyi akraba, dostluğu namus bilirdik.
Atomu işitmemişsek,
Bombasını da bilmezdik,
Biz eskiden,
İnsana zulmedene;
Zalim derdik…
 
Kasım / 2009

 

 

Yorumlar (7)add comment

Serdar Cihat Utku diyor ki:

Şair diyor ki:
Düşün;
Uzay çağında bir ayağımız,
Ham çarık,kıl çorapta olsa da biri...

Elbette Bayburt'lu olmadığım için eski halini sizin kadar bilip yorum yapma imkanım yok. Ama Türkiye'nin genelini ilgilendiren bir konuya vurucu bir dil ile değinmişsiniz, kaleminize sağlık... Yazınızın can alıcı noktası ise kaybedilen insanlardır. Bayburt'un benim gözlemlediğim en büyük sorunu verilen göçtür. 1500 km uzaktaki bir şehirde bile Bayburtlular derneği var ama Bayburt'ta Bayburt'lu gün geçtikçe azalmaktadır. Bunun sebeplerinin başında ekonomi geliyor. Mis kokulu tandırlardan, muhteşem taş binalardan, türkülerden, ağıtlardan gün geçtikçe uzaklaşmak zorunda kalmamız ne kadar acı, ne kadar üzücüdür.
18 Kasım 2009

Songül Demir diyor ki:

Ahmet Bey, öncelikle yazınızı çok begendim, bu değişimler yalnız Bayburtta değil de Erzurumdada aynı. Eski taş binalar, bahçesinde salıncağı olan müstakil evler, yerini apartmanlara bıraktı. İnanın ben iki yıldır aynı apartmanda oturdugum komşularımı tanımıyorum. Geçmişten bahsedince aklıma Annem geldi birden, çeyizini gaz lambası altında, nice hayaller kurarak kusursuzca işlemiş ve hızakla hiç görmediği birine gelin gelmiş. çeşmeden su taşıyarak ve nice acılar çekerek tam yedi kız çocugu büyütmüş. Babamın aldığı ilk maaşla eve et gelmiş, annem mis gibi bir dolma yapmış, o zamanlar daha 3 yaşında olan ablam dolmayı öpmüş, annem ve babam gözyaşlarına bogulmuş... Ya Ahmet Bey yazılarınız beni nerelere götürdü. Özetle yüreginize, kaleminize sağlık diyorum..
18 Kasım 2009

mehmet diyor ki:

evet, atomu işitmemişsek... bombasını da bilmezdik
atom hiç parçalanmasa idi insanlık daha huzurlu olurdu
17 Kasım 2009

Elif Tuba diyor ki:

Bayburttan çıkıp büyük şehirlerde yada yurt dışında yaşayan çoğu Bayburtlular (az bir kısmı hariç ki buna herkezi dahil etmiyorum) gelip memleketlerini beğenmezken biz dışardan gelen insanlara bu yeni ve özelliğini kaybetmiş tamamen beton olmuş bu BAYBURTU nasıl sevdireceğizki.. O zamanın Byaburt'unu Taş binalarını sinemalarını, tiyatrolarını, eğlencelerini biz bizim Bayburtlumuza inandıramazken dışardan çalışmaya okumaya gelenlere nasıl inandıracazki. Yazıkki neydik ne hale geldik. çok güzel yazmışsınız Özellikle o şiir tam yaşamak istediğim ve sevdiğim Bayburtu anlatıyor. çok teşekkürler.
16 Kasım 2009

erdem akkoyunlu diyor ki:

Dün cennet mekan Osman emi (okutmuş)la tandırda pişen yemek tadında ki yazılarıyla ve sohbetleriyle büyüdük. Bugün U.Ahmet Aker dostumun yanık ve tandır ekmeği tadındaki yazıları ile geçmişi hatırlamak çok zevkli, siyasi söylemlerden uzak yalın bir dille maziyi hatırlatıyorlar. Kısacası yazmaya devam et dostum yine gözlerimi bir kaç saniyeliğine kapatıp çok ama çok eski günlere götürdün beni üstad dedimya iyi ki varsın ve Bayburttasın..
16 Kasım 2009

gürsel karapınar diyor ki:

ahmet aker bey hislerimize tercüman olmuştur... ağzına sağlık teşekkür ederim... bayburt taş binalarıyla mardin gibi açık hava müzesiydi mahvettik... bazıları yılların yıpratmasına dayanamadı yıkıldı... bilinçli, bilerek yıkanları ALLAH'a havale ediyoruz... sağ olanlar vicdan azabı çekiyordur... bayburt tabiri ölenlerde yerinde yatmaya.. işte çoruhu duvarla örenler ve kapatanlar aynı kafalar, aynı zihniyet... ders alacaklarıda yok...
14 Kasım 2009

Laz Arifoğlu diyor ki:

Bir Türlü korlanmayan bir yarayı deştin yine Ahmedim. Yitirilen o cefalar ne kadar da kıymetliymiş: yitirilince anladik. Bayburt'tan ve Bayburt'ta yok olan değerlerden bahsediyorsunuz. Büyük şehirlere yığılmış; ne köylü, ne şehirli, ucube bir hayat sürdüren Bayburtluların, toplumun genelindeki değer çürümüşlüğü çerçevesinde yitirdikleri değerler; dudak uçurtacak cinsten. En iyisi eskide kalmış ama asla eskimeyen değerlerimizi anlatmaya ; aktarmaya devam edelim. Belki yaramızı korlamaya faydası olur. Kalemine sağlık...
14 Kasım 2009

Yorum yazın.
Yazı alanını daraltın | Yazı alanını genişletin

busy
 

Sponsor

Haber Arama

AddThis Social Bookmark Button

Bülten Üyeliği

İstatistikler

İçerik Tıklama Görünümü : 3075191

H. Ahmet Aker (Özgeçmiş)

Uygun Ahmet Aker, 1959 Bayburt’ta doğdu. İlkokulu Erzincan, Bayburt, Hakkari Çukurca ve Gümüşhane Kelkit ilçelerinde okudu. Liseyi Erzurum ve Bayburt’ta (1977) tamamladı. 1982’de Gazi Üniversitesi Eczacılık Fakültesinden mezun oldu. 1988’de Atatürk Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Tarih Bölümüne girdi ve bir dönem devam edebildi.

1983’ten bu yana Bayburt’ta eczane işletmektedir. Bu sürede üç dönem Belediye Meclis üyeliği, Erzurum Eczacı Odası’nda Denetleme ve Disiplin Kurulu Üyeliği yaptı.

Güldalı isimli Edebiyat ağırlıklı dergiyi bir grup arkadaşı ile dört sayı çıkardı. Bayburt Şair ve Yazarlar Derneğini kurdu. Bayburt’ta mahalli basında zaman zaman yazıları yayınlandı.

Bayburt’ta iki küçük şiir, bir biyografi kitabı yayınlandı. Edebiyat dünyasına kazandırdığı “Seferberlik Hikayeleri” adlı son eser Ötüken Neşriyat tarafından yayınlandı.  

Online Kişi Sayısı

Şuanda 162 konuk çevrimiçi

Bizi Yazanlar

Bizi Yazanlar