1917 yılındaki Rus İşgali sırasında Ruslar’ın himayesindeki Ermeni çetelerinin Erzincan, Bayburt ve İspir havalisinde yaptıkları katliamlar çeşitli vesilelerle dile getirilmiştir. Bu katliamları yaşamış canlı şahitlerin hatıratları birçok yerde yayınlanmış ve kayıt altına alınmıştır.
Bu minvalden olmak üzere bendeniz de önceki yıllardak Bayburt’ta Ermeni çetecilerinin gerçekleştirdiği Taşhan Mağazaları katliamının canlı şahitlerinden anadan dedem olan Çayırözü (Ağunsos) köyünden Kurban Kalender’in bana çocukken anlattığı hatırasını yayınlamıştım.
Yayınladığım bu hatıranın Rus İşgali sırasında Rus Kızılhaç’ı adına Bayburt’ta Yetimhane’de görev yapan ve Moskova Tıp Fakültesi mensubu olan Tatyana Karemel adlı bir Rus hemşiresinin şahit olduğu bu katliamları anlatan ve Osmanlı arşivinde kayıt altında bulunan hatıratında ise anlatılanlarla birebir örtüştüğünü yaptığım alıntılarla dile getirmiştim.
Adı geçen hatırat Osmanlı Arşivi çalışanları tarafından hazırlanan ve Ermeniler’in yaptıkları katliamları dile getiren belge koleksiyonları içerisinde yeni yazıya çevrilmiş halde bulunmaktadır. Bu hatıratın Latin harflerine çevrilmesi sırasında birçok yanlış okumaların olduğu tarafımdan tespit edilmiştir. İşte bu yanlış okumalar sebebiyle anlaşılmayan bir bölümünü düzelterek şu an kasaba olan Konursu ve civarındaki köylerde Ermeni çetecilerinin sivil Müslüman Türk halkına yaptıkları zulmü, kurtuluş günlerini yad ettiğimiz bu günlerde bir kez daha dile getirmek istiyorum.
Osmanlıca metni mümkün olduğunca günümüz diliyle ve parantez içi açıklamalarla daha anlaşılır hale getirerek ifade etmeye çalıştım.
Bayburt’ta Yetimhane görevlisi olarak bulunan Rus hemşire Tatyana Karemeli, hatıratında Rus komutan, Yüzbaşı Popof ile Ermeni çetecilerinden oluşan bir ekiple Çoruh kenarındaki köylere yaptıkları geziyi anlatarak bu gezide şahit olduğu tüyler ürpertici olayları şöyle dile getiriyor:
***
“20 Kânûn-ı Sânî'de (20 Ocak) Popof, benimle gezmeğe gitmek istediğini söyledi. Bende memnuniyetle kabul ettim. Popof, bu gezintinin bir kaç gün devam edeceğini söyledi. Ben de vazîfemi hemşîre Maryana'ya verdim. Kar münasebetiyle kızakla Konisi (Konursu) köyüne gittik.
(Tatyana Karameli’nin bahsettiği köy, bu günkü adıyla Konursu kasabasıdır. Osmanlıca'ya Rusça'dan çevrilmiş olan bu hatıratta “Konisi” şeklinde yazılmış bu köyün ismi yeni yazıya çevrilirken “Kotis” şeklinde yanlış okunmuştur. Zira tarif edilen yerde “Kotis” adıyla bir köy yoktur. Tarif edilen yerde ve bir Rus hemşirenin telaffuzuyla “Konisi” diye söylediği bu köy bu günkü Konursu kasabasından başkası değildir. Bu hatıratın yeni yazıya yanlış okunuşlarıyla çevrilmiş halini “kopyala yapıştır” usulüyle belgeleri görmeden yayınlayan araştırmacı-yazarların da burada dikkatini çekmek istiyorum.)
Sekiz-on kadar Ermeni süvarisi vardı. Konisi köyünde muhtar, imamın evini bize hâzırladı. Yemeğimizi de muhtar temin etti. Güzel güzel yemekleri getirdiler.
Mu’ahharan (daha sonra) ben kendi odama çekildim. Popof'da kendi odasında idi. Nısfu'l-leyl (gece yarısı) sularında bir takım feryâd, vâh, efgân sesleri ile uyandım. Hemen odamın kapısını açtım. Orada bir Türk genci vardı. "Ne var!" diye sordum. O, benim Popof'un dostu olduğumu zannederek "bir şey yok" dedi. Popof'un odasında olup olmadığını sordum. Onun uyumakta olduğunu söyledi. Biçare benden korktu. Orada bir Ermeni askeri gördüm. Sordum: "Niçin böyle yapıyorsunuz" dedim. O güldü ve benimle alay etti. Hâlbuki ben iyice biliyordum ki bunları Ermenilerle müşterek olarak Popof yaptırıyordu. Ermeni askerlerine “ben Popof'a söyleyeceğim” dedim. Onlar "Ah!, istersen söyle!" dediler. Hemen Popof'un oda kapısını çaldım. Gecelik elbisesiyle idi. Af diledim ve meseleyi anlattım. O, gûyâ haberi yokmuş gibi Ermeni askerlerine göz kırparak darıldı ve "Yapmayınız!" dedi. Hâlbuki ben odama çekildikten sonra Popof”un Ermenilere ne kadar lira aldıklarını sorduğunu işittim.
Ermeniler, Türk evlerini abluka ederek para, eşya, erzâk, meyve her ne varise alıyorlardı ve fena hâlde zavâllı kadınları, ihtiyâr ve gençleri dövüyorlardı. Fakat benim yanımda kimseyi öldürmediler. Güzel kız ve kadınların namuslarına da taarruz ettiler.
Ertesi sabah diğer bir köye hareket ettik.
Ermeniler eşya ve erzâk götüremediler. Yalnız lira ve paraları aldılar. Fakat Popof, Ermeni askerleri için köylerden inek, öküz, koyun, keçi, kuzu, beygir, katır, eşek alıyordu. Görünürde para ile satın alıyorlarmış gibi yapıyorlardı. Hâlbuki asla parası verilmiyordu. Her köyde Popof, imâm ve muhtârı çağırarak böyle tembihat veriyordu. (Yani aldıklarını para karşılığı satın aldıklarını söylemelerini tembihliyordu.)
Üç köyden böylece geçtikten sonra dördüncü köyde geceyi geçirdik. Popof tekâlîf-i harbiyye tarh ediyordu. (harp vergisi tahsil ediyordu). Bu köylerin hepsi Çoruh vadisinin tarafeynindedir. (Çoruh nehrinin iki tarafında)
Konisi köyü, Ulu caddesi (Ana yolu) üzerinde, Bayburt’un sekiz versta (Rus uzunluk birimi, yaklaşık 1,06 kilometreye tekamül eder) uzaktadır. (Yaklaşık 8.5 kilometre) İçinde büyücek bir Ermeni kilisesi vardır ki bu şimdi haraptır. Muhârebede topçu ateşi ile harap olmuştur.
(Burada hatıratın yazarı Tatyana Karemeli’nin bahsettiği bu dört köyün isimleriyle özellik ve mesafelerini karıştırdığını düşünüyorum. Zira adını zikrettiği Konursu köyünün Bayburt’a uzaklığı yaklaşık 15 kilometredir. Arşiv kayıtlarına göre içerisinde kilise de bulunmamaktadır. Bayburt’a 8 Versta – yaklaşık 8,5 kilometre uzaklıkta ve içerisinde kilise bulunan köy ise aynı yol üzerindeki Hayık-ı Süfla bu günkü adıyla Dikmetaş köyüdür. Arşiv kayıtlarından da anlaşılacağı gibi bu Hayık-ı Süfla köyünde kilise mevcut idi.)
Bu dördüncü köyde de geceleyin yine aynı mezâlim ve fecâyi‘i yaptılar.
(Bahsedilen köyler Çoruh nehrine aşağı iki taraftaki dört köy sırasıyla Değirmencik Eski adıyla Mam, Dikmetaş eski adıyla Aşağıhayık, Konursu ve Adabaşı Eski adıyla İşbonos köyleridir. Yani bahsedilen dördüncü köy büyük ihtimalle Adabaşı/işbonos köyüdür. Metin Osmanlıdan çevrilirken “Çoruh vadisinin tarafeyni” cümlesi yanlış okunarak “Çoruh ve Ersinek tarafı” şeklinde manasız ve anlaşılmaz bir şekilde çevrilmiştir.)
Sabahleyin kalktık. Oda bulunmadığı için o gece ben, bir de Serkis isminde bir Ermeni neferi bir odada yatmıştık. Çay içerken 19 yaşlarında gâyet beyâz ve güzel fakat üstü başı yırtık kirli bir kadın geldi. Zavallı ağlıyordu. Ben "Ne var!" dedim. Popof, "Bunun kocası asker iken esîr olmuş. Palu'da bulunuyordu. Oradan firâr etmiş, burada imiş. Kocasını teslîm ederse gitsin. Aksi takdîrde kendisini kollarını bağlayarak Bayburt’a götüreceğim ve kendisini askerlerime orospu olarak vereceğim." demiş.
Kadın zevcinden (kocasından) haberi olmadığını söyledi. Kendi nâmûsundan pek korkuyordu. Bana yalvardı. Nihâyet hareket ettik. Popof, kadını kızağa aldı. Yolda Ermeniler, "Bu kadın benim!" öteki "Yok benim!" diyorlardı. Yüzü kapalı, yalnız gözleri açıktı. Bir Ermeni, güzel olup olmadığını bana sordu. Kadının yüzüne gizlice baktım. Cidden pek güzel idi. Askere dedim ki "Gözleri güzel, ama yüzü pek çirkin, çiçek bozuğu, murdar ve hastalıklı bir kadın" dedim. Ötekiler tükürdüler.
(İnsaf ehli olan Rus hemşire bu kadını çirkin göstererek Ermeni çetecilerin tasallutundan koruduğunu anlatıyor.)
Ayın (Şubat ayının) 23'ünde, Bayburt’a gittiğimiz vakit bu kadına dikkat etmesi için Anna’ya tembih ettim. Sonra Bayburt mahallelerinden birisinin muhtarı (bu kadının) akrabası çıktı. Kocasını tuttular ve bu ihtiyâr bu kadını evine aldı. Eminim ki bu kadının namusuna dokunamadılar. Çünkü ben ve Anna muhafaza ettik. (kadını koruduk) Kocası olan o Türk esîrini tekrar Erzurum tarîkıyla (yoluyla) Tiflis'e sevk ettiler. Bu zavallı askeri Maden hanlarında yolda öldürmüşlerdir. Çünkü en âdî bir bahane bularak Ermeniler Türkleri yollarda öldürüyorlardı. Bed-baht kadın, Ermeniler zorla ırzına geçse kocasının kendisini keseceğini söyleyip ağlıyordu.”
***
Manevi değerlerinden aldığı ahlak gereği Harp hukukuna son derece bağlı ve hassas olan ecdadımız hiçbir zaman fethettiği yerlerde masum, sivil halka dokunmamış ve kadın, çocuk, kadın ve yaşlıları himayesi altına almıştır. Buna karşı Rus ve Ermeniler'in Anadolu’yu işgalleri sırasında sivil ahaliye yaptıkları zulümler burada görüldüğü gibi kendi ırk ve dindaşları tarafından kayıtlarla tescil edilmiştir. Bayburt ve köylerinde Rus komutanların himayesindeki Ermeni çetecileri tarafından icra edilen bu mezalimin insaf sahibi bir Rus hemşire tarafından dile getirilmiş olması da son derece anlamlıdır.
Akıllarınca uydurdukları “soykırım “ tasarılarıyla ecdadımıza iftira atmaya çalışan Ermeni işbirlikçisi batılı devletler ve özellikle Fransa bu belgelere Fransız kalsa da biz bunları haykırmaya devam etmeliyiz.
Ocak 2012

M. Fatih
diyor ki:
|
Sayın Süleyman Atmaca'ya bu anıları arşiv kayıtlarından çıkararak bizlere tekrar hatırlattığı için teşekkür ediyoruz. Biz yeni nesil Bayburtlular olarak bu zalimleri ve katilleri unutmayaccağız. Bazıları bundan rahatsız olsa da... Bu arada Süleyman Atmaca tarafından M.A.Birandın Bayburt'un Kurtuluş gününde yayınlanan gösterilerden rahatsızlığı üzerine facebukta yazdığı şu yorumunu buraya da almak istiyorum: "BAYBURT'TA ERMENİLERİN YAPTIKLARI KATLİAMLARIN DİLE GETİRİLMESİ M.A.BİRANDI RAHATSIZ ETMİŞ! M.Ali Brand hümanist duygularla mı hareket ediyor aceba? Yoksa bir avuç Ermeni Diasporasına şirin görünmek için mi? O Ermeni Diasporası ki atalarının yaptıkları katliam ve zulumleri unutturup kendilerini mazlum göstermek için elinden gelen her şeyi uluslararası boyutta yapıyor. Yıllarca nimetini yedikleri Osmanlı Devletine yaptıkları ihanetin sonucu devletin aldığı zorunlu göç (Tehcir) sırasında tabii olarak meydana gelen hastalık ve ölümleri "soykırım" yalanıyla Ermeniler çocuklarına unutturmuyor sa biz de arşiv kayıtlarıyla sabit olan Ermeni çetelerinin ecdadımızı diri diri yakarak, masum sivilleri katlederek yaptıkları mezalimi her platform da dile getirmeye ve gelecek neslimize bu zulum ve katliamları aktarmaya, zalim ve katilleri unutturmamaya devam ettireceğiz. Bunun kin ve nefret tarafı zalim ve katillere yöneliktir. Arşiv kayıtlarına itibar etmeyip gerçekleri tersyüz ederek, yalanlar üzerine kurulu"soykırım" iddialarıyla asıl kin ve nefret tohumlarını eken Ermenilerdir. Taşhan mağazalarında yanmaktan kurtulan ve kurtulayamayarak yanıp kömürleşmiş cesetleri gören benim dedemdi. O zaman bu "hümanis" geçinenlerin dedeleri ne yapıyordu merak ediyorum. Bu mezalimi gözüyle görüp vicdanı sızlamış olan Tatyana Karameli adlı bir rus hemşirenin vicdanını bile sızlarken M.A.Birand'ın bu "hümanist hassasiyeti" neyin ifadesidir? Sayın Başkan da taşhan mağazalarında Ermeniler tarafından diri diri yakılan mazlumların torunudur. Ecdadıına yapılan zulüm ve katliamları ve yapanları gelecek nesillere aktarmakta köprü olmuştur. Bundan da belli kesimlerin dışında kimse rahatsız olmamıştır. Zira 94 yıldır bunlar anlatılmaktadır. Anlatılmaya da devam edilecektir. Ermeni de olsa masum, suçsuz, günahsız ve ehl-i vicdan olanlara kin, nefret ve düşman gözüyle bakılmayacağını en az Brand gibiler kadar Sayın Başkan da bizler de müdrikiz..." |
A.MEHDİ ÖZ
diyor ki:
|
ESSELAMÜALEYKÜM,CÜMLENİZE SELAM VE SEVGİLER SUNARAK, TARİHİMİZİ ÖĞRENMEK NOKTASINDA, İYİ OKUMA- LIYIZ,BAŞKA NE UYGULANABİLİR, YATIRLAR (TÜRBELER)İNCELENMELİ.?,NETİCEDE"IŞIK VE YOL GÖSTERECEKTİR. NOT:Sevgili Süleyman Atmaca beye teşekkür ederiz, yüreğine ve kalemine sağlık.selamlar. |
Berkant KÖKLÜCE
diyor ki:
|
Bayburt'ta Ermenilerin yaptığı katliamı bizzat yaşamış olan dedelerimizin bizlere anlattıklarını yeni nesillere ve dünyaya taşımak zorundayız. Bölge insanımızın canlı şahitlerden dinlediklerini sesi daha gür bir şekilde anlatması, o günlerde neler yaşandığının gün yüzüne çıkması için şart. Uzun kış akşamlarında, konaklarda dedelerimizden, tandır başlarında ninelerimizden dinlediklerimiz Ermeni mezaliminin boyutlarını bütün dehşetiyle bizlere göstermiştir. Ermenilerin insani vasıfları bir tarafa bırakarak, gözlerinin dönüp birlikte yaşadıkları, aynı tandırda ekmek pişirdikleri, aynı çeşmeden su içtikleri, acı ve sevinçlerini paylaştıkları insanları bir gün katledecekleri kimin aklına gelirdi. Belki de, Osmanlı'nın engin hoşgörü kültürü içinde yoğrulmuş olan kendilerinin bile aklına gelmezdi. Ama birileri onların aklına bu hinliği getirmeyi başarmıştı. Bugün de meclislerinde yasalar çıkararak ülkemizi ve insanımızı tarih önünde yargılamak istiyorlar. Akim kalmış emellerine karşın Ermenileri bu şekilde tatmin etmek istiyorlar. Acaba Cumhuriyet döneminde sırf Doğu Anadolu da ecdadımıza ait kaç tane toplu mezar bulunmuştur, haberleri var mıdır. Güney de yaşananlar da işin cabası. Kendimizi doğru anlatmadıkça her yıl bize gıpta eden, büyümemizi istemeyen farklı farklı ülkelerin meclislerinde kararlar alınmaya devam edecektir. Konunun bilimsel açıdan incelenmesine yanaşmamaları, arşivlerini açmakta ayak diretmeleri her şeyi aslında niyetleri çok güzel ortaya çıkarıyor... Hiç unutmam, ortaokulda Türkçe dersinde yıllık ödev olarak bizden röportaj yapmamız istenmişti. Ben de aile yakınımız olan ve köyümüzün yaşayan en yaşlılarından Aslanbey Dede ile görüşmüştüm. Konu seçimini kendisine danıştım. Eskilerden en anlatmaya değer Ermeni Mezalimini buldu. Pencerenin kenarında bir ikindi vakti o anlattı ben yazdım. Yer yer hüzünlendi, gözleri doldu, yer yer hiddetlendi, yumruğunu sıktı. Ama küçüklüğünde yaşadığı o günleri çok güzel özetledi. Onlar yaşayan tanıklardı. Şimdi yoklar ama bu yaşanan gerçeği değiştirmez. Birçoğu da kayıtlara geçmiştir muhtemelen... |







