Bayburt Postası

Sık Kullanılanlara Ekle Giriş Sayfam Yap E-mail

Content on this page requires a newer version of Adobe Flash Player.

Get Adobe Flash player

Ana Sayfa Muhlis AYDIN Yüz Verme!

Yüz Verme!

e-Posta Yazdır PDF

Muhlis AydınYirmi beş senedir PKK’nın kökünü kazıyamadıysak yazık bizim bizliğimize. AKP’den çok önce Kürtçülerin partilerine kapatma davası açan ve bugüne kadar kapatamayan Anayasa Mahkemesinin yazık anasına yazık yasasına. Binlerce defa katliam emri veren çocuk katili için İmralı Adasını beş yıldızlı otel haline sokan zihniyete, onun sağa sola talimatlar vermesine göz yuman vurdumduymazlığa, türbe gibi isteyenin istediği zaman, çocuk katilini, ziyaret etmesine ve yanına can şenliği gönderme hazırlığı yapan sorumluların sorumsuzluğuna yazık.

Yirmi beş seneden beri şehit veren ve vermeye devam eden Anadolu Türklerinin yirmi beş senedir başları öne eğiktir; çünkü bunca zamandır elle tutulur bir başarı gösterilememiştir. Buna karşılık PKK eşkıyası her istediğini elde etmiştir!

Bunlardan bazıları:

Güneydoğunun yolları, hele Bayburt şöyle dursun, Balıkesir’in yollarından çok daha ulaşıma elverişli olarak yaptırılmıştır..
Bizim Üniversite bitiren gençlerimiz iş diye kırılırken, dağa çıkmanın yolunu kesiyoruz, kılıfı altında Kürtçü gençlere iş kapıları açtırılmıştır.
PKK siyasi kanadını parti adı altında Meclise sokmuştur, öyle ki kocası dağda karısı mecliste…

Kürtçe yayın yapan Televizyon kanalı açtırmıştır.
Kürtçe kurslar icat ettirilmiştir.
Ve daha neler…

Şimdi de yeni talepleri var, diyorlar ki:
Okullarda Kürtçeyi seçmeli ders olsun.
Kürdoloji Enstitüleri açın.
Genel af çıkarın.
Kürtçe resmi makamlarda kabul görsün.
DTP Amerika’da temsilcilik açsın.
Yerel yönetimlere özerkliğe yakın yetkiler verilsin.
Çocuk katilini serbest bırakın.
Ve daha neler…

Bu dayatmalar perçinlemek için Diyarbakır sokakları, “Bu isteklerimizi yerine getirmezseniz, karakolları basarız, köylerde çocuk bırakmaz öldürürüz ve şehirleri kan gölüne çeviririz” anlamı taşıyan “YOLA GELİN YOLA!” sloganlarıyla çınlamaktadır.

Bu amansız dayatmalar ve bu tehditler karşısında ülkemizin söz sahipleri de bir iyi niyet göstergesi olarak Kuzey Irak’taki Mahmur kampının boşaltılması ve kamp sakinlerinin Türkiye’ye gönderilmesi için hazırlıklar yapmaktadırlar. Türkiye’ye getirildiklerinde de kendilerine iş, aş verileceği gibi sermaye de verilerek kendi işlerini kurmaları sağlanacaktır.

PKK’ya yardım ve yataklık yapan şu mahmur kampının sakinleri, Türkiye’yi terk edip Kuzey Irak’a geçerek eşkıyaya kucak açan T.C vatandaşlarıdır. Ülkemizin söz sahipleri yine bir iyi niyet göstergesi olarak şehit anneleriyle ölen PKK’lıların annelerini buluşturdular. Bu annelerden bir gurubu suçsuz yere katledilenin annesi durumundayken diğer gurup ise bu cinayeti işlediği için idam edilen caninin annesi durumundadır.

Öte yandan çatışmada ölen bir PKK’lının mezar taşına babası ŞEHİT diye yazdırıyor ve baba mahkemeye veriliyor; mahkeme de baba hakkında berat kararı veriyor.Mahkeme berat kararı verse de, baba mezar taşına ŞEHİT diye yazdırsa da dinimiz PKK’lıyı şehit kabul etmiyor; çünkü o dinimize göre “Bâğî” olmuştur, katli vaciptir!

Bütün bunlar olurken muhalefet partileri ne yapıyor, hiç. Sadece hükümetin başlattığı Kürt açılımı konusunda kapılarını kapıyor iktidarın görüşme taleplerini reddediyor. O halde siz de bir şeyler yapın. Hiç olmazsa tarihçilerle dil uzmanlarını yanınıza alın, televizyon kanallarını dolaşın; Kürtlerin kökeni ile Kürtçe hakkında konuşmalar yaptırın, tartışmalar başlatın. Kürtler de Türkler de Kürtçenin ne olduğunu ve Kürt’ün kim olduğunu öğrensin.  Böylece meydanı cahillere bırakmamış olacağınız gibi gerçeği de su yüzüne çıkarmış olursunuz.

 Bilmeden konuşanlarla bilerek konuşanlar hususunda iki Bayburtludan iki örnek verelim:

Yanılmıyorsam 2005 yılının Nisan ayında bir televizyonda bir tartışma programı izlemiştim. Bir Kürtçü şöyle diyordu: “Biz bu ülkeyi Türklerle beraber aldık. Malazgirt Savaşında imdada gelen bin Kürt atlısı olmasaydı savaş kayıp edilecekti.” Bu sözlerin sahibine, hemen yanı başında oturan Namık Kemal Zeybek, elini onun dizine koyarak: “Bin değil, on bin Kürt! On bin” diye cevap verdi!

Sayın Zeybek, Allah aşkına söyler misiniz, siz hangi on bin Kürt’ten bahsediyorsunuz.

Evet, Alpaslan’ın ordusunda ‘MERVÂNÎLER’den oluşan on bin kişilik bir grubun olduğu ve bunların içinde bir miktar da Kürt’ün bulunduğu bilinmektedir. (Mervânîler Güneydoğu Anadolu’da 990-1096 yılları arasında 106 sene hüküm sürmüş bir Arap devletiydi. Dilleri Arap’çaydı, başşehirleri Diyarbakır’dı. Önceleri Abbâsîler’e tâbîdiler. Malazgirt Savaşından sonra da Selçukluların hizmetine girmişlerdir. Aralarında Humeydîye oymağına mensup bir kısım Kürtler de yaşamaktaydı. Düzenli orduları olmadığı gibi, muharip bir topluluk da değildiler.)

Fakat, Mervânîler’den oluşan bu on bin kişi, asla cengaver sınıfa dâhil değildiler. Bunların bazıları levazımcı, bazıları da at uşağıydı. Türklere yardıma gelenler ise Kürtler değil, Bizans ordusunda bulunan Hıristiyan Türklerdi, Uz’lardı Peçenek’lerdi, Koman’lardı ve Kıpçak’lardı!

12 Ağustos 2009 günü ise Ülke TV’de saat gece 02.00 de biten bir program izledik. Konuşmacılardan biri AKP’nin Diyarbakır Milletvekili, biri Şerafettin Elçi, diğeri de bir Kürtçü ve bunların karşısında da Sayın Naci Memiş yer almaktaydı.

AKP Milletvekili:
- Said-i Nursi diyor ki: “Bin kızılelmayı bir baş soğana değişmem”

Naci Memiş:
- Herhalde aynı zâtın Şeyh Sait isyanı nedeniyle, “630 sene İslâmiyet’in Bayraktarlığını yapmış olan bir millete isyan etmek Allah’a isyan etmektir” dediğini biliyorsunuz değil mi?

Kürtçü konuşuyor:
- Evet, vatandaşlıkta eşitiz, kanun karşısında eşitiz, oy kullanmada, askere gitmekte, vergi vermekte, seçmekte ve seçilmekte eşitiz; ancak Anadilimizle eğitim yapamıyoruz, Dilimizi öğretecek okullarımız yok. Bunlar ve daha birçok konuda eşit değiliz, bu haklarımız mutlaka verilmeli.

Naci Memiş:
- Şimdiye kadar sizin bu haklarınız vardı da biz mi elinizden aldık?

Şerafettin Elçi ise Kürtlerin tarihinden uzun uzun bahsetti. Sayın Naci Memiş onun iddialarını kaynak göstere göstere yalanlamaya başlayınca, programın sunucusu ikide birde sözünü kesiyor, ona konuşma fırsatı vermiyordu; âdeta o da Sayın Naci Memiş’in karşısında yer almıştı.

Programın sonunda Sayın Memiş rakiplerini, Kürt Tarihi ve dili konularında tartışmaya davet etti. Bu davete icabet edip etmeyeceklerini bekleyip göreceğiz.

Var ol Sayın Naci Memiş, var ol hemşerim. Şunu bil ki Bayburtlular seninle iftihar etti ve ediyor!

 

Yorumlar (6)add comment

alaettin ertugrul diyor ki:

Sayin Naci MEMIS'e tesekkür ederiz çünkü ölçüsüz ve bilgisiz insanlar karsisinda Türkiye'nin gerçeklerini dile getirdigi gibi müslüman Türk milletinin degerlerini gerektigi gibi savunuyor,nasibi olan mutlaka anlayacaktir.
Sayin basbakan sehit cenazelerinden nemalananlarin oldugunu söylüyor bu çok çirkin bir iddiadir. Tayyip Erdogan'in bunu söylemekteki amaci böyle aci günlerde isini, okulunu birakarak sehidine karsi son gorevini yapan duyarli ve samimi insanlari bu kutsal görevi yerine getirmelerine mani olup sonrada kendisi gibi düsünen kötü adamlari karsisina alip bakin sehit cenazeleri sahipsiz kaldi onun icin biz bu acilimi yapmak zorunda kaldik diye ihanet planini mesrulastirmak çabasi içerisindedir, bu sebebten dolayi bu acilim denilen ihanet planina karsi çikanlara böyle bir ithamda bulunuyor bu ithamlara serefli Türk mileti pabuç birakmayacak, birakamazda. Yillardan beri sarf ettikleri bu çirkin iftiralarda eger bir mesafe kat etmis olsalardi dönüp bu açilim deyipde bir türlü açiklayamadiklari seye karsi cikan marangoza tabut satmak istiyolar bayrakçilara bayrak satma çabasi içindeler diye çamur atacaklari kesindir. Tayyip Erdogan herkesin kendisi gibi makama paraya karsi zaafiyeti oldugunu düsünüyorsa ben Tayyip Erdogan'dan baska kimseden duymadimki soylebir sey desin "para geliyorsa nerden gelirse gelsin basimin ustunde yeri var" bu söze NE MUTLU TÜRKÜM DIYENE diyen hic kimse hamallik etmez. Bu yüce millet siyasi partisiyle dernegi ile sanati ile sanatçisi ile sehidine ve ugruna ölecegimiz vatanimiza her halukarda sahip çikacagimiz gibi yikim projelerinede karsi duracagiz. Sahtekarliga gerek yok, yureginiz yetiyorsa kârinizi cikarinizi birakin önce siz alani doldurursaniz sonra gelenlere yer kalmaz
15 Kasım 2009

erdal cengiz / almanya diyor ki:

bunlar karsisinda cocuk var zannediyorlar sayin basbakan bunda bir kac ay önce ya sev yada terk et diyordu ,simdi ne oldu kimler BIRYERLERDEN EMIR VERDI BIR ANDA BU DEGISME NI YE BU ÜLKEDE SADECE KÜRTLERMI FAKIRLIK YOKSULLUK CEKIYOR VEYA YOKSUL OLAN EDIRNEDEN KARSA KADAR TÜM FAKIR OLANLAR DAGAMI CIKSIN ;ekonomikse devletin hükümetin isi ,birde bunlarin tek amaci var bölücülük baska birsey degil bunada bu millet izin vermez ve vermeyecektir ,bu VATAN ÖYLE ÜC BES CAPULCUYA YEM OLMAZ .
29 Ekim 2009

EMANET diyor ki:

Sayın Hemşehrilerimiz iyi bilirler.
Kürt ve Ermeni Açılımı konusunda Başbakan R.Tayyip Erdoğan;
Ana muhalefet partisi genel başkanı Deniz Baykal ile özel bir görüşme talep etti.
Baykal, görüşmenin içeriğini halka açıklamak;en azından kayıt altına almak istedi.
Bunun üzerine, her nedense R.Tayyip Erdoğan bu isteği kabul etmedi.
Yazar Engin Aktel, köşe yazısında bu konuyu işlemiş....
*
MADEM ÖYLE İŞTE BÖYLE!...

'Olmaz!..'
Neden?
'Kamera ile olmaz.'
Allah Allah, neden olmasın?
'Orada bir üçüncü kişi olacak da ondan.'
Peki bir kişi de sen getir dört olsun.
İstersen robot kamera getirelim kimse olmasın.
'Olmaz, kamera olmaz... Baş başa görüşelim.'
-
Olmaz!..
'Kamerasız görüşmem.'
Neden?
'Sisli, dumanlı, kapalı kapılar ardında bu görüşme olmaz.'
Peki dışarıya çıkınca ne konuştuğunuzu medyaya anlatın.
Yalnız bir şartla:
Kimse bu görüşmeyi kendine yontmasın.
'Öyle olmaz, kasete alınacak gün olur devran döner...'
Birbirinize güvenmiyor musunuz?
'Olmaz, olmaz... Kamerasız olmaz...'
-
Anlaşıldı.
Niyet başka...
Karşı karşıya gelip, başbaşa görüşmek niyetinde değiller.
Oturup üç aşağı beş yukarı anlaşmaya elleri varmıyor.
Gaye birbirlerine çelme takmak.
Birbirlerinin boşluklarından yararlanmak.
Neden kamera ısrarı:
İşte bundan:
Güvensizlik.
-
Baykal, satır aralarında:
'Ben tongaya gelmem, bu yüzden kamera gelsin' diyor.
Elektronik şahit istiyor.
Başbakan da kabul etmiyor.
Neden?
İşte Aşık Veysel'den bu nedenin cevabı.
'Koyun kurt ile gezerdi
fikir başka başka olmasa...'
Engin Aktel
*
Gerçekten fikirleri, fiileri başka başka olan insanlara bu millet;
nasıl yüz verir de baş tacı eder, hâlâ anlamış değilim!?...
EMANET
19 Ekim 2009

Serdengeçti diyor ki:

Buradaki yorumları okuduktan sonra bugünkü (17.10.2009) gazetelerden birinde;
Türkiye Partisi Genel Başkanı Abdullatif Şener'in bir konuşma metnine rastladım.
A.Şener, Başbakan ve Hükumeti Türkiye'nin stratejik değeri olan tüm kurumları ve toprakları
yabancılaştırmakla suçlayarak şunları söylemiş:

" TBMM'de yüzlerce yolsuzluk dosyası var
Ve bu dosyalar Başbakan, bakanlar ve milletvekillerine ait...
Ancak hiçbiri yargıya gitmiyor.
Bu ülkeyi yönetenler bu ülkenin bütün dinamiklerini mahvettiler...
Türkiye üretmeyen, dünyayla rekabet edemeyen ve işsizlikle kıvranan bir ülke haline gelmiştir.
Yabancı ekonomi canlansın diye domuz gribi aşısı alınıyor.
10 milyar dolarlık füze alınıyor.
Türkiye'yi değil, yabancı ekonomileri canlandırmak için var olan bir Hükümet... "

Demek ki, A.Şener'in gündemini daha hayati konular işgal ediyor!...
Ama ne yazık ki atı alan Üsküdar'ı çoktan geçti....

Umarız ki gündemi işgal eden "açılım" ihaneti, Türk'ün inkirâzına sebeb olmaz!...


17 Ekim 2009

EMANET diyor ki:

GÜNDEM ÜSTÜNE GÜNDEM....

Aylardır ülkemizin gündemini işgal eden iki olgu var:
1-Ergenekon,
2-Kürt Açılımı ve devamı Ermenistan Açılımı.
Sayın Cumhurbaşkanı Gül, Sayın Başbakan R.Tayyip Erdoğan ve Akepe hükumeti,
bu konuda inanılmaz bir gayretin içinde bulunuyorlar...
Akşam Ergenekonla yatıyor, sabah kürt ve Ermenistan açılımıyla kalkıyoruz...
Bu gündeme bir yenisini daha ilâve edebiliriz:
Aydın Doğan Operasyonu!...
Sayın Aydın Doğan şirketlerine verilmek istenen cezaların, AB ülkelerinde bile emsâli yok!...
Bu konuda Vergiciler bile ikiye ayrılmışlar.
Verilmek istenen ezaların haksız,hukuksuz olduğunu iddia edenler olduğu gibi, kraldan daha çok kralcı olanlar da var....
Buna karşın Deniz Feneri Davasında iki buçuk yıl geçmiş olmasına rağmen elle tutulur, gözle görülür bir ilerleme yok!
Ve ilâve bir gündem daha: Domuz Gribi!...
Netice olarak ülkemizin ekonomik sorunları, eğitim, istihdam, yatırım, kalkınma projeleri ...v.s. gündemin sonuna itilmiştir
*
Eğitim sorunları çığ gibi büyüyormuş!
Okular öğretmensiz, çocuklar okulsuzmuş!
200 bin genç-dinamik, çoğu yüksek lisanslı , yabancı bir dil bilen öğretmenlerimiz işsiz,atama bekliyormuş!
Çoğu Üniversite mezunu olmak kaydıyla Her dört kişiden birisi işsizmiş!
İntiharlar,gasp,hırsızlık,kaçakçılık,cinayetler ,yolsuzluk,arsızlık,fuhuş, kürt faşizmi ...v.s. doruk noktasına ulaşmış...
İstihdam sorunları, iş ücü planlaması üzerinde kafa yoran yokmuş!
Emekliler perişanmış, küçük esnaf siftah edemiyormuş; dükkânlar ardı ardına kapanıyormuş!
...v.s.
Kimin umurunda?!...

Aymaz siyasetcilere ister yüz verelim veya vermeyelim;
-fark etmez,yakamızı kaptırmışız bir kere-
Ülke gündemi onların elinde!...
Beyler ne derse o olur!...
Tabii yerseniz!?...

EMANET

17 Ekim 2009

bahadır diyor ki:

Ben açılımı ıslahat fermanına benzetiyorum.
Hükümet Bu şartlarda hakları pkk ya vermektedir. Kürtlere değil...
Kürtler içinde azınlık olan hain pkk bu şekilde kahraman ilanedilmektedir...

Islahat Fermanı, 18 Şubat 1856'da yayınlanan ferman. Temel olarak Tanzîmât Fermanı hükümlerini tekrarlayan, onları açıklayan ve genişleten bir fermandır.
Islahat fermanı yabancı devletlerin hazırladığı ve Bâb-ı âlî'nin kabul etmek zorunda kaldığı bir ıslahat programıdır. İngiltere, Fransa ve Avusturya Kırım Savaşı sonlarına doğru Hristiyanlarla Müslümanlar arasındaki farklılıkların her alanda ortadan kaldırılmasını öngören bir fermanı sultanın yayınlamasını, barış için ön şart koşmuşlardı.
Paris Antlaşması görüşmeleri sürerken, müttefiklerin bu istekleri I. Abdülmecit tarafından yerine getirildi ve Islahat Fermanı ilân edildi.

Fermanın içeriği:

Hristiyanlara Bedel-i Nakdi (Bedelli askerlik) hakkı tanındı
Vergiler herkesin gelirine göre toplanacaktı.
Mahkemeler herkese açık olacak, herkes kendi inancına göre yemin edecekti.
Gayri müslimler devlet memuru olabilecekti
Gayri müslimlere kendi okul, kilise ve hastanelerini açma hakkı verilecekti.
Herkes din ve inancında özgür olacak
Hristiyanlar da il genel meclislerine seçilebilecek.
Sonuçları:

Islahat Fermanı ile azınlıklara geniş haklar vererek onları Müslüman halk ile kaynaştırmak
isteyen Osmanlı Devleti yönetimi amacına ulaşamamıştır.
(Ayrıca ayrılıkçı azınlıklar bu imtiyazları kullanarak daha güçlü istan ve bölücülük yapmışlardır)
11 Ekim 2009

Yorum yazın.
Yazı alanını daraltın | Yazı alanını genişletin

busy
 

Sponsor

Haber Arama

AddThis Social Bookmark Button

Bülten Üyeliği

İstatistikler

İçerik Tıklama Görünümü : 3069448

Online Kişi Sayısı

Şuanda 129 konuk çevrimiçi

Bizi Yazanlar

Bizi Yazanlar