Hızla değişen bir dünyada, ekonomik ve sosyal manadaki değişimler, milletleri derinden etkilemektedir. Dünyada artık global manada bir süreç içerisinde milletler arası büyük bir mücadele yaşanmaktadır. Ülkemiz de bu değişim içerisinde kendi dinamiklerini harekete geçirerek süreçteki yerini almak zorundadır.
Türkiye herkesin bildiği gibi tarım ve hayvancılığın ön planda olduğu, ürettiği ile kendi kendine geçinebilen bir ülke iken maalesef son yıllarda köyden kente büyük bir göçün yaşandığı ülkemizde dengeler tamamen sarsılmış durumdadır.
Dünyada kendi kendine yeten yedi ülkeden birisiyiz diye övünen Türkiye, 1980 den sonra özellikle siyasetçilerimizin tarıma bakış açısı, sanayileşeceğiz düşüncesiyle tarım ve hayvancılığı geri planda değerlendirmesi sonunda ülkeyi tarım ürünleri ve hayvan ithal eden bir konuma getirmiştir. 1980’den önce Türkiye’den İran, Irak ve Suriye’ye yönelik hayvan kaçakçılığı ile mücadele eden güvenlik güçleri 1985’den sonra buralardan Türkiye ye doğru yapılan küçükbaş hayvan kaçakçılığı ile mücadele eder bir konuma gelmiştir. Bu şartlar içerisinde hala köyden kente, kentten büyük şehirlere metropollere maalesef azda olsa göç devam etmektedir.
Bu değerlendirmelerin ışığı altında olayı Bayburt’a indirgediğimizde ortaya çıkan tablonun hiçte iç açıcı bir konumda olmadığı, özellikle son yıllarda tarım ve hayvancılığa devletin verdiği desteklere rağmen konuyu tam manası ile çözecek bir konumda olmadığı görülmektedir.
Cumhuriyet döneminin ilk nüfus sayımı 1927 yılında yapılmıştır. İlimizin nüfusu 48.842’dir. Daha sonraki nüfus sayımlarında 1985 yılında 109.260, 1990 yılında 107.330 ve en son yapılan 2007 nüfus sayımına göre de 76.609 kişi olmuştur.
Şimdi bunları niye yazma gereği duyuyorsunuz diye bazı kafalarda müphem sorular oluşabilir…
Bir şehir düşünün ki içinde yaşadığı insanlar gibi gülen, ağlayan bir şehir… O şehir her gün kaybettiği, gurbete gönderdiği insanları, boşalan köyleri, mahalleleri, sokaklarıyla kimsesizliğin ve sessizliğin ızdırabını yaşamaktadır. Üzerinde yaşayan insanlar üzülmesinler diye yıllar boyunca gözyaşlarını içine akıtmış, hep birilerinden yarasına merhem olsun diye dua ve niyazda bulunmuştur. Eğer bu ülkenin ve şehrin idarecileri akan gözyaşlarını görmemezlikten gelir ve çare olma adına yeterince gayret sarf etmezlerse; içeriye akan gözyaşları bir gün açığa çıkabilir ve artık çok geç olabilir.
Umudumuz ve düşüncemiz herkes kadar sevdiğimiz bu güzel memlekette, biz ve bizden sonra gelecek kuşakların baba ocaklarını terk etmeden doğdukları ve doyabildikleri bu topraklarda mutlu olmalarıdır. Bizim yaptığımız, yapmak istediğimiz moral bozmak, karamsar tablolar çizmek yerine gerçekleri görerek yarınlara daha mutlu, daha kalabalık, daha zengin bir İl için yüreklerin içten ve samimi arzusunu ortaya koymaktır.
Bakınız; son yıllarda ilimizdeki özellikle hayvancılığın sayısal değerlerle hangi konumda olduğunu bir göz attığımız zaman, mera ve arazi yapısı, iklim özellikleri nedeniyle hayvancılığın çok iyi bir yerde olması gerekirken maalesef ülkemizin genel hastalığı ilimizde de ortaya çıkmış ağır göç aşağıdaki tabloyu ortaya koymuştur. Yıllara göre hayvan potansiyeline baktığımızda;
1985/86 Yılında: Küçükbaş 300.000 / Büyükbaş 100.000 / Arı kovanı 11.000 adet
1989 Yılında: Küçükbaş 204.000 / Büyükbaş 763.386 / Arı kovan ---
1998 Yılında: Küçükbaş 154.470 / Büyükbaş 69.846 / Arı kovanı 24.310 adet
2006 Yılında: Küçükbaş 85.305 / Büyükbaş 66.272 / Arı kovanı 24.500 adet
2007 Yılında: Küçükbaş 60.548 / Büyükbaş 66.522 / Arı kovanı 24.000 adet
2008 Yılında: Küçükbaş 46.984 / Büyükbaş 61.854 / Arı kovanı 24.000 adet
Yukarıdaki rakamlar incelendiğinde sürekli bir düşüş görülmektedir. Son yıllarda ürettiğini satamayan, sattığında giderlerini karşılamayan bir ortamda insanımız tembelliğe ve hazırcılığa itilmiştir. Ürünlerin yeterince değerlendirilmemesinin temelinde bir yandan ithal edilen ürünlerin iç piyasayı etkilemesi, ithal ürünlerin o ülkedeki devlet desteğinin yüksek oluşu ile maliyetlerin düşük olması ve çiftçimizin rekabet edememesi ayrıca az da olsa kaçak ürün girişinin etkisi ister istemez üretimi olumsuz yönde etkilemektedir.
Bu gün ilimizde, son zamanlarda devletin verdiği koyun desteğine ve özel projelere rağmen köylerimizin büyük bölümünde koyunculuk bitme noktasına gelmiş olup, gelecekte çocuklarımızın büyük şehirlerde yaşayan çocuklar gibi bu hayvanları ancak resimlerden tanıyacak olmalarından endişe duymaktayız. Bir kaç yıl öncesine kadar koyunun çiftinin 300 - 350 TL olduğu ilimizde, bugün köylerde dahi koyun bulmak zorlaşmış, çifti 800-850 TL gibi yüksek fiyatlarda görülmektedir.
İlimiz devletin bir takım yatırımlarından elbette desteğini almaktadır. Az önce ifade ettiğim gibi özellikle hayvancılıkta koyunculuk projeleriyle organik tarımın desteklenmesi ve son olarak yeni açılan Bayburt Üniversitesi’nin sosyal kültürel ve ekonomik manada desteği olacağından acilen ziraat fakültesinin de kurulmasının uygun olacağı düşüncesindeyim.
Bütün bunlara rağmen yeterli olmadığı gerçeğinden hareketle iş istihdamı oluşturacak yatırımlara, özellikle tarım ve hayvancılığa tam anlamda destek olacak büyük projelere Bayburt’un ihtiyacı olduğunu unutmamamız gerektiğini ve bir an önce uygulamaya konulmasının zorunlu olduğunu bir kez daha yenilemek zorundayız.
Ekim / 2009

cemal
diyor ki:
|
Saygıdeğer Hocam, bu düşüncelerinize katılmamak mümkün değil, haklısınız. ancak 1-Devletimiz herkesinde bildiği gibi tarım ve hayvancılığı teşvik için ödeme yapmadımı? Gerek canlı mal vererek (küçük ve büyük baş hayvan ile arı) gerekse toprağını ekmesi için para (teşvik) vererek. Halkımız ne yaptı? Toprak ekimi için aldığı paralarla toprağı ekmedi. Ekse idi bugün bu halde olmazdı. İlimizin bir un fabrikası var.dışarı illerden un için buğda ithal etmekte. Köylümüz kentlimizin Destek için aldığı küçük ve büyük baş hayvanlara ne oldu. Yazık hiç üretim diye bişey olmadı. Çünkü çoğu kasaplara gitti. Bunlar neden oldu acaba? Benim bildiğim ve anladığım kadarıyla devletimiz üzerine düşeni yaptı ama tam değildi. Eksik olan bir şey vardı o da denetimdi. Denetim olsa idi tarım ve hayvancılıkta üretim devam ederdi. 2-Bir konuda İlimizde ne oldukları belli olmayan sözde hayvan taciri diye geçinen bir takım insanların türemiş olmaları. Bunlar köy köy dolaşarak büyük baş ve özellikle küçük baş (Koyun süt kuzusu) hayvanları yok pahasına toplayıp başka illere kesim için satışını yaparak üretime engel olmaktadırlar. Bu iş ciddi manada yapılmaktadır. Kontrolü ve denetimi olmadığı için fakir köylününde işine geldiği için, üretim yapılmadan daha yaşı dolmamış hayvanları bu insanlara satmaktalar. Bende buna kıyım diyorum. Yazık diyorum. |
zeki yavuz bayrak
diyor ki:
|
Türkiyemizin hayvancılkla ve tarımda kalkıncağı bir model yerine başka arayışlar bizi başkalarına muhtaç konuma getirir. bayburtta gerçekten tarım ve hayvancılık ön planda olmalı,düşüncelerinize aynen katılıyorum.Bayburtun kurtuluşu ancak bu yolla olur,sizi saygıyla selamlıyorum. |
Fatih Uzun
diyor ki:
| Görüşlerinize katılıyorum. Kelkitte aydın doğan tarafından gerçekleştirilen proje tuttu. Bayburtta da aynı şekilde ziraat fakültesi açılarak tarım ve hayvancılığa destek olarak makus talihimizi yenebiliriz. |
ibrahim
diyor ki:
| Şu Bayburt keşke değerinizi bilseydi keşke başkanım. yaptığınız eserler Bayburt'ta parmakla gösterilir nitelikte. Düşüncelerinize katılmamak mümkün değil. |
Faruk Nafiz KILIÇALAN
diyor ki:
|
BAYBURT SİYASİ TERCİHLERİ İTİBARİYLE 1980 DEN BERİ BU HAZİN DURUMU BİR NEV'İ KENDİSİ HAZIRLAMIŞTIR. BU KESİN. SİYASET BARONLARINA 25 YILDAN BERİ HEP VERMİŞ OLUP, HİÇ ALMADIĞI ZATEN ORTADA. BUNDAN SONRA İNŞALLAH, BU MAKÛS TALİHİ DEĞİŞTİRECEK SİYASİ TERCİHLER YAPILIR. TÜRKİYENİN EN FAKİR İKİNCİ ŞEHRİ OLMAK GERÇEKTEN ÜZÜNTÜ VERİCİDİR. |
Hasan Güney
diyor ki:
| Sizin gibi değerli bir abimizin Bayburt hakkındaki düşüncelerinize katılıyoruz.İnşallah biz gurbetteki Baybuttlular olarak Baybutta güzel şeyler olacağına inanıyor.Size teşekkür ediyoruz. |








