Türk Musikîsinin korunduğu tek yayın kurumu TRT, son zamanlarda Radyo 4’ü tamamen millî sanatımıza tahsis etti… Bu postada, yarım saat klâsik Türk Musikîsi, yarım saat da Halk musikîsi yayınlanıyor. Haberler çok kısa ve reklâm hiç yok. Tabiî olarak dinleyicisi ve seveni tahminlerden daha çok. Ayrıca yayık ağızlı, bozuk Türkçe konuşan, argo neşeli spikerler de bu istasyonda bulunmuyor. Hepsi hanımefendi ve beyefendi temiz konuşan, fedakâr yayıncılar.
Yayıncıların bütün iyi niyetlerine karşılık, çalgıcı ve şarkıcılardan şikâyetlerimiz var. Dikkat ederseniz sanatçı veya sanatkâr demiyorum. Bu kavramlar hakkında bir başka yazı hazırlıyorum.
Türk Musikisine viyolonseli sokan ilk kişilerdenim. En uzun süre kullanan da benim. Tam 41 yıl! Ama her zaman, kendimi refakatçi olarak gördüm. Soliste ve koroya refakat eden sanatkârın görevi budur. Yayınlara katılan viyolonselciler ve klârnetçiler, tonmaysterlerin anlaşılmaz işgüzarlığı ile bir uğultu ve rahatsız edici duruma düşüyorlar. Herkes kurtarıcı postuna bürünmüş galiba. Üstelik son model cihazlar bu kusurları büyütüyor. Siz kendinizi dinlemiyor musunuz yoksa? Eğer dinliyor ve hatanızı düzeltmiyorsanız sanat suçu işliyorsunuz. Radyo sanatçısı milyonların karşısında olduğunu hatırından bir an bile çıkarmamalıdır. Eğer Arap radyolarına imreniyorsanız, bilesiniz ki, bu şamatalı yayınlar Arap klâsik müziğini bitirmiştir. Aynı şekilde komşu ülkeler de sıfırı tüketmişlerdir.
Şu cümleleri defterinize yazın ve ezberleyin:
Türk Musikîsi tek seslidir. Tabiîdir.
Bestekârlığa en uygun müziktir.
Her türlü duygu, düşünce ve olayı ifade edebilme gücüne sahiptir.
Armoniye ihtiyacı yoktur.
Resim, dekor, ışık ve kostüm ihtiyacı da yoktur. Her şeye hâkimdir.
Türk musikîsi yayınlarının hepsi, dümbelek sultası altına girmiş. Solistlerin yerine benim yüreğim sıkışıyor. Eserlerin giderini bu münasebetsiz icracılar tayin ediyor. Bütün güfteler ve saz sanatçıları, bu dümbelek taka-tukasının esiri görünümünde. Dümbelekçilere bazen defçiler de katılıyor. Ortalık cambazhane çadırına dönüyor.
Son zamanlarda bir de basçılar türedi. Bazen kontra baslarla, bazen de bas gitarlarla yayınlara giriyorlar. Kayıtlar steerefonik yapıldığı için, bu basçılar bütün sazları örtüyor. Kanun, ud, tanbur dinlemek imkânsız hale geliyor. Solistler bile bunlara eşlik ediyor sanki? Bu uygulama hemen kaldırılmalıdır. Basçılar, evvelâ akorları bilmiyorlar. İkincisi usulleri tanımıyorlar. Makamlardan zaten haberleri yok. Hepsi “Ben yaptım oldu” havası içinde. En çirkini icrayı da melodi çalmaya kalkışanlar yapıyor! Beyler, kendinize gelin! Bizim, kanunlarımız, udlarımız usullerin âlâsını bilir. Koroları bile örten bu çirkinliğe hemen son verilmelidir.
Halk Musikîsi yayınlarındaki davulcular, dümbelekçiler ve yine basçılar, canımız ciğerimiz bağlamamızı silip süpürmüş durumda. Halk musikîsi demek, bağlama demektir. Öteki sazlar, renk katar ve bağlamayı destekler ama kapatmaz. Kayıt masasındakilerin ve montaj masasındakilerin, hatta ana vericideki uzmanın bu işlerde çok hassas davranması icap eder.
Bazı el kol sallayanlar, anormal hızlarla eserleri seslendiriyorlar. Bu tıknefes koşmaca oyununu müzik mi sanıyorsunuz? Yaptığınızın adına melodik şamata derler. Her eserin kendine mahsus sürati ve usulü vardır. Bilmiyorsanız, buyurun öğretelim.
Dilimizde davul tozu, minare gölgesi sözü vardır. Sakın ola ki, bizi uyutmaya kalkıp, dümbelek tozu, bas gitar gölgesi ile kandırmaya çalışmayasınız. Kulağımız siz de. Güzel işler başarabilecek kadrolar elinizde. Sadece dikkat ve incelikle kalıcı sanat yapmaya çalışmalısınız. Siz siz olun, bindiğiniz dalı incitmeyin. Bizim sanatımız, kıymetliyi baş tâcı etmesini çok iyi bilir. Aynı şekilde değersizi silip süpürmesini de…
Yorumlar (0)

Yorum yazın.
Bu kategorideki daha yeni haberler:
- Arabesk hiç bir şey değildir
- Bayburt Şikesteleri -2-
- Hicrani Baba’nın bilinmeyen iki şiiri
- Bayburt Şikesteleri -1-
- Çanakkale Şikesteleri
Bu kategorideki daha eski haberler:








