Bayburt Postası

Sık Kullanılanlara Ekle Giriş Sayfam Yap E-mail

Content on this page requires a newer version of Adobe Flash Player.

Get Adobe Flash player

Ana Sayfa Dr. Eser Cemil ALPTEKİN Bu halkı gıda dilenciliğine alıştırdık, sıra sağlıkta!

Bu halkı gıda dilenciliğine alıştırdık, sıra sağlıkta!

e-Posta Yazdır PDF

Dr. Eser Cemil AlptekinBu topraklarda yaşayan insanların erdemleri, hoşgörüleri, tokgözlülükleri vardı. Çok iyi bilirim Anadolu kasabalarında tok olduğu anlaşılsın diye ağzında kürdanla dolaşan insanları. Köyüne misafir gittiğin zaman evinde neyi var neyi yok önüne koyan, ikram edilenleri yediğin zaman seni keyifle seyreden insanları.

Komşusu açken kendisi tok yatmayan, Anadolu’nun fakir fakat gözü tok insanlarını. Evlerinin kapıları açık, birbirine güvenen rahat uyuyan insanlarını. Bir dilim ekmeğini bölüşenlerini...

İşte bu toprakları yüce yapan, değerli kılan; üstünde yaşayanları da tüm insanlıktan farklı kılan bu özellikleriydi. Paylaşma duygusuyla insan evrimini, en önemli değerlerini sergileyen bu insanlara ne oldu? Yoksa onlar Yaşar Kemal’in dediği gibi “O güzel insanlar, o güzel atlara binip gittiler” mi? Bir daha geri dönmeyecekler mi? Acımasız dünya ve ülke ekonomisi içinde birer birer yok mu oldular?

Fakiriyle, zenginiyle barış içinde kimsenin ötekinin malında gözü olmadığı bu coğrafya üzerinde yaşayan insanların huyları mı değişti? Erdemlerini ve insana ait değerlerini nerelerde bıraktılar? Binlerce yıllık bu kültür bu acımasızlıklar içinde giderek yok mu oluyor?

İnsanları gıda kuyruklarında, ekmek kuyruklarında yardım almak için birbirlerini çiğneyen bir ülke haline nasıl geldik? Sorumluları kim? Kim bu insanlara acımadı? Tamam ortalama eğitim yaşları 3,5 yıl, fert başına düşen gelirleri de anlatıldığı gibi yüksek değil. Ama tüm insanlığı imrendiren binlerce yıllık değerleri vardı.

İlaç yazan robotlar

Şimdi de bu insanlara aynen gıda yardımı, ekmek yardımı gibi ilaç yardımı yapılıyor. Dikkat edin sağlık yardımı değil. Çünkü doktorun önüne her gün yüzlerce hasta dizip, o doktordan gerçek sağlık desteği alamazsınız. O doktordan tebessüm etmesini isteyemezsiniz. Onun da insan olarak geçim kaygıları var, sorunları var.

Ne yaparsınız? O doktorları ilaç yazan robotlar haline getirirsiniz. Gereksiz yere ilaç tüketimini artırır, belki de sorumsuzca insanların sağlıklarıyla oynarsınız.

Bir çocuğun yaşaması için 1 dolar

Prof Dr. Orhan Güvenen’den aldığım Birleşmiş Milletler’in Afrika’da yaptığı bir araştırma var. Doğan bir çocuğu ölümcül hastalıklardan koruyan aşıların değeri 1 dolar. Bir canlının, bir insanın yaşaması için 1 dolar; ne kadar da büyük para değil mi?

İlaçlar ücretsiz dendiğinde belki kulağa hoş geliyor. Hastanelerin eczanelerinin önünde aynen gıda ve ekmek kuyruklarındaki gibi kuyruklar oluşuyor. İnsanlar orada da birbirlerini çiğniyor, daha çok ilaç alacağım diye. Bilmiyorlar ki sorumsuzca aldıkları ve kullandıkları torbalarca ilaç hem ülke ekonomisine hem de kendilerine zarar veriyor. Bu arada gerçek hastalıklardan dolayı alınan ilaçları kastetmiyorum. Gereksiz yere aldıkları ve kullandıkları ilaçlar ise belki de gelecekte yaşayacakları sağlık sorunlarının tetikleyicileri.

Fakir insanımın hangi kolesterolü var da, onun için ilaç kullanıyor?
Karnı doyuyor mu ki, kolesterolü olsun?
Hangi kemik erimesini bu ilaçlarla dengeye getirebiliyor?

Bu arada hangi gereksiz hormonları ve kimyasalları bu ilaç talanında vücuduna alıyor?
Hastanelerimizde ve kliniklerimizde muayene etmeniz şart değil. Fakat ilaç vermeden hastayı eve gönderemezsiniz. Bu da insanımızın bilinçsizliğinden dolayı oluşan yanlışları...

Hastalıklardan korunmayı öğrenmek

Bu insanlara sosyal bilinci, sağlık bilincini, insan olabilmenin bilincini bazı şeylerden korkmadan verebilmeniz lazım. Koruyucu hekimlik için tüm fedakârlıkları yapmanız lazım.

Hasta olmadan, hastalıklardan korunmayı öğretmeniz lazım. Bu da bu ülkede yaşayıp eğitimli ve kendine aydın diyen insanların doğruları halkıyla paylaşmasından geçer. Halkıyla doğruları paylaşamayan insanlara da aydın denemez.

Sizinle geçmişte bir ekmeğini, bir yumurtasını paylaşan bu insanlar için değmez mi? Siyaset yapanlara da sesleniyorum. Siyaset halka hizmet için bir araç ise bu hizmeti bir ibadet gibi yapmayı deneyin. Biliyoruz ki halka hizmet, hakka hizmet demektir. Aldığınız her bir oyun bir kul hakkı olduğunu unutmayın. Kulun ekmeğini de, sağlığını da koruyun. Ülkenizin öncelikleri sizin kişisel çıkarlarınızın önünde olsun.

Düşünün ki; 50 sene, 60 sene sonra hiçbiriniz, ne makamlarınız, ne makam arabalarınız, ne koltuklarınız, ne de sadece size hizmet eden adamlarınız olacak. 100 sene sonra da bu dünyada yaşayan 6,5 milyar insanın hiç biri olmayacak. Sevgileri de, öfkeleri de, kırgınlıkları da, iyilikleri de, kötülükleri de...

Size bağışlanan hiç de uzun olmayan bu ömrü; insanca yaşayıp, insanca değerlendirip bir parçamız olan doğayı da yok etmeden, yaşamınızı anlamlı kılın.

Ben varım, siz de var mısınız?

Günün Sözü
“Kulağı duymayanlara sağır denir, asıl sağırlar kendi vicdanının sesini duymayanlardır.”

Eylül / 2010

 

Yorumlar (4)add comment

Faruk Nafiz KILIÇALAN diyor ki:

Tebrikler hocam, ezcümle şunu anladık: "komşusu aç'ken tok yatan bizden değildir" diye ümmetine uyarılar yapan, esasen de insanlığa huzur ve saadetin kapılarını açan, 15 asır evvel "insan hakları beyannamesini" insanlığa sunan "veda hutbesi"ndeki dünyevi ve uhrevi hayatımızı tanzim etmemizin anahtarının bu olduğunu ve sadece kiliti açmak için az gayret ve ihlaslı omanın gerekliğini...

Dün zengin ve fakir bir arada , tarih boyunca sınıfsız, katmansız bir toplum iken; bu gün ise "vahşi kapitalizm"in tezahürü sur ve kale duvarlarıyla mücezhez konaklarında mukim ile halktan kopan bir takım "sınıf atlayan", kabuklarını kıran sözde neo sınıf müslüman kardeşlerimizin 8 yıllık iktidarlarında maateessüf İslam Peygamberinin emanet ettiği saadet anahtarını kaybettiklerini ve tuhaf bir şekilde bu yitiklerini aramadıklarını ibretle seyrediyoruz..

Dediğiniz gibi: “Kulağı duymayanlara sağır denir, asıl sağırlar kendi vicdanının sesini duymayanlardır.”
17 Ekim 2010

nurten yüksel diyor ki:

hocam selamlar,ben mugla ortaca ilçesi sağlık ocağında ebe hemşireyim. size bel fıtığımla ilgili yazmak istedim. ben bir yıl önce ege ünüversitesinde bel fıtığından, prof.dktr.izzet ÖVÜL bey tarafından amaliyat edildim, fakat bundan 15 gün önce başlayan ağrılarım nedeniyle bulunduğum ilçede yücel hastanesine başvurdum, çekilen emarlarım sonucu bel fıtığımın tekrar ettiğini acil amaliyat olmam söylendi bunu üzerine tekrar ege ünüversitesine gittim hocam izzet bey emarlarımı inceledi amaliyatlık bir şey olmadığını söyledi, 2 gün önce gece ağrılarım artaması üzerine ambulansla hastaneye kaldırdılar fakat, tam amaliyata gireceğim esnada verilen bir ialcın alerji etkisi göstermesi üzerine hoca amaliyat etmeye cesaret edemedi ve şuan ağrılarım biraz azaldı ama kime iananacağımı veya amaliyat olup olmayacağım konusunda bir karar veremedim ağrılarım hala devam ediyor, sizden acil tavsiye ve yardım bekliyorum, isterseniz emar sidisini E.mail atabilirim bir inceleyip bana cevap verme imkanınız varmı, tek çarem çözüm sizi buldum saygılarımı sunarım
11 Ekim 2010

köksal okumuş diyor ki:

hocam yazınızdan dolayı çok teşekkür ederim . inanın toplum olarak sıkıntılarımızın enbüyüklerinden birini kaleme almışsınız . toplum olarak üreticiliğimizi kaybetmiş ve tüketici duruma getirilmişiz. buda bazı paragöz ve rantcıların işine geliyor. inanmassınız belki ama amerika bugün antibiyotik ilaçları kendi kullanmıyor dünyaya satıyor . bizde zararlı olduğunu bildiğimiz halde kullanıyoruz.. saygılarımla
17 Eylül 2010

HATİCE BOZVELİOĞLU diyor ki:

Dr. Eser Cemil Alptekin Hocam, Harika bir yazı kaleme almışsınız , teşekkür ederim.Yazınız oldukça düşündürücü,bir o kadar da bize bizleri anlatıyor..Keşke bu çağrınıza herkes kulak verse..Türk milleti olarak kültürümüze sarılmalıyız.Geç olmadan çocuklarımıza ve geleceğimize sahip çıkalım..
13 Eylül 2010

Yorum yazın.
Yazı alanını daraltın | Yazı alanını genişletin

busy
 

Haber Arama

Online Kişi Sayısı

Şuanda 158 konuk çevrimiçi
AddThis Social Bookmark Button

Eser Cemil Alptekin (Özgeçmiş)

1945 yılında doğdu. İlk ve ortaokulu Bayburt’ta, liseyi Trabzon Lisesi’nde başlayıp, İstanbul Pertevniyal Lisesi’nde bitirdi. 1971-72 yılında İstanbul Üniversitesi Tıp Fakültesini bitirdi. 1973-74 yılında askerlik görevini Samsun’da Garnizon Baştabib Vekili ve Revir Baştabibi olarak tamamladı.

1997-84 yılları arasında İstanbul Çapa Tıp Fakültesi Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Kliniğinde ihtisasını yaptı. İstanbul Belediyesi Çevre ve Sağlık Komisyonu Başkanlığı yaptı. Türkiye Sağlık Vakfı Kurucusu ve Yönetim Kurulu Üyeliği yaptı.

18 yıldan beri bel ve boyun fıtığıyla ilgili çalışmalar yürüten Eser Cemil Alptekin, kurucusu olduğu Alptekin Kliniği'nin başhekimi olarak hizmet veriyor.

 

İstatistikler

İçerik Tıklama Görünümü : 3691898

Bizi Yazanlar

Bizi Yazanlar