Her zaman olduğu gibi yine bir akşam elde kumanda televizyon kanalları arasında geziniyordum ki, birden kanalın birinde duruverdim. Bir masanın çevresinde biri bayan olmak üzere üç konuşmacı yer almıştı. Konuşmacılardan ikisi tanıdıktı, tam karşımda iki seçkin Bayburtlu duruyordu. Büyük bir merak ve dikkatle bu paneli dinlemeye başladım. Bu iki Bayburtludan biri...
...Sayın Erol Tuncer, diğeri ise Sayın Namık Kemal Zeybek’ti. O an büyük bir mutluluk duyduğumu ifade etmek istiyorum.
Ülkemizin genel sorunlarını sohbet havası içerisinde tartışıyorlardı. Amaç bir sonuca varmaktan çok, ele aldıkları konuyu çeşitli yönleriyle irdeleyip eğilimlerini ortaya koyabilmekti. Bu iki Bayburtlunun konuşmalarından ve yaptıkları açıklamalardan doğrusu büyük bir keyif aldığımı söylemeliyim.
Kendisiyle birkaç kez görüştüğüm ve varlığıyla gururlandığım Sayın Erol Tuncer, ülkemizin ekonomik sorunlarının çözümüne ilişkin değerli görüşlerini dile getirirken özellikle yetişmiş elemanların devletin çeşitli kademelerinde görevlendirilmelerinin yararını somut örneklerle ortaya koyuyordu. O anda; yıllar önce eğitim aldığım TODAİE’de “Türkiye’nin Ekonomik Yapısı” dersimize giren değerli hocam Tevfik Çavdar’ın, şu sözünü hatırladım: “Arkadaşlar, ülkemizdeki yetişmiş insan gücü petrolden daha önemli ve değerli bir kaynaktır; yeter ki bu güçten yararlanabilelim.” Sayın Namık Kemal Zeybek’le görüşebilmek nasip olmadı ama bu değerli hemşerimi yıllarca izledim. Hem siyasi yaşamı sırasındaki duruşunu hem de bir bilim adamı olarak topluma sunduğu değerli görüş ve hizmetlerini hep takdir ettim. Şimdi ise ilgili kanalda yayınlanan “Derin Tarihimiz” adlı programını kaçırmamak için çaba harcıyorum.
Bu değerli iki insanın, izlediğim bu programa hem zenginlik hem nitelik kazandırdıklarına inanmaktayım. Ayrıca bu programı izlerken duygulandığımı da itiraf etmeliyim; çünkü çok ama çok güzel konuşuyorlardı. Sözcükleri kullanımdaki ustalıkları, ses tonları, kelime ve cümle vurgusuna gösterdikleri özen ve bütünlük ilkesine uyumları insanda hayranlık uyandıracak ölçüdeydi!Değerli konuşmacıların bu panelde dile getirip irdeledikleri konulardan bir bölümüne ilişkin düşüncelerimi ifade etmek istiyorum.
Konunun çok boyutlu olması nedeniyle düşüncelerimi ifade ederken olabildiğince konunun çerçevesini sınırlı tutacağım.
Yetişmiş insan gücünden yararlanabilmeyi ilke edinen her siyasi otorite mutlaka başarılı olur; çünkü nitelikli eleman, işte verimliliği artıracağı gibi zaman kavramına da gereken önemi verir. Böylece boş şeylerle vakit geçirilmeden iş için ayrılan süre, amaca uygun kullanılmış olur. Alanlarında uzmanlaşmış ve donanımlı olanlar görev yaparken zamanı çok önemserler; çünkü zaman, eşittir hayattır. Hayatı verimli kılmak aslında her bireyin görevi olmalıdır.
Shakespeare diyor ki: “Zaman her adama göre bir başka hızla gider. Ben size söyleyeyim, zaman kiminle rahvan, kiminle tırıs, kiminle dörtnala gider, kiminle olduğu yerde durur.” Zamanı, verimli kullanabilme becerisine sahip olanlar uzmanlık alanları ölçü alınarak devletin ilgili birimlerinde görevlendirilmelidir.
Nitelikli insan gücünden yararlanabilmek, pek çok kazanım sağlayabileceği gibi hız kavramını da istenilen seviyeye çıkaracaktır. Bu nedenle devletin bütün kademelerinde hiyerarşik düzen içerisinde, yetişmiş insan gücünden yararlanabilmek için yeniden yapılanmaya gidilmelidir. Halk arasında sıkça söylendiği gibi “adama göre iş değil de işe göre adam” ilkesi benimsenmelidir. Kişiler görevlendirilirken bilimsel ölçüler esas alınmalıdır. Yetişmişlik ölçüsü dikkate alınmazsa, ünlü düşünür Platon’un dediği gibi : “Ölçü bir yana bırakılıp, küçük gemiye büyük yelken, ufak tefek bedene fazla giyecek ve kaldıramayacak adama büyük yetki verilirse, hepsi alt üst olur.”
Kişilerin görevlendirilmelerinde genel yaklaşım ‘işi ehline vermek olmalıdır’; aksi takdirde sonuç hüsran olur. İşin ehli dendiğinde; gerekli eğitimi almış, belirli ölçüde deneyim sahibi olan, donanımlı, yüreği insan sevgisiyle dolu ve hukukun üstünlüğü ilkesine yürekten inanıp bu doğrultuda davranış biçimi oluşturabilen yetişmiş insan anlaşılmalıdır. Bu özellikleri ve insani değerleri uhdesinde toplayan bireylerden yararlanabilmek öncelikle şu olumlu sonuçları doğuracaktır: Birincisi, verim artacak ve kalkınma hız kazanacaktır, ikincisi ise toplum mutlu olup geleceğe umutla bakabilecektir.
Televizyon programında izlediğim bu iki seçkin Bayburtlunun konuşmalarından esinlenerek bu konudaki düşüncelerimi çok kısa da olsa dile getirmiş olmaktan büyük bir mutluluk duydum; onlara teşekkür ederim.
2009 / Mayıs
e-Posta:
Bu e-Posta adresi istek dışı postalardan korunmaktadır, görüntülüyebilmek için JavaScript etkinleştirilmelidir

Ahmet Kapulu
diyor ki:
| Behram Hoca'yı yitirdik... Bir kalp krizi sonucu aramızdan ayrılan Behram Bey'in ailesini ve sevenlerine baş sağlığı, merhuma rahmet diliyorum. |
Altay İkinci
diyor ki:
| Sayın arkadaşım Behram bey, yazınızın başlığını okuyunca az çok kimlerden bahsedeceğinizi tahmin ettim.çünkü iki değerli aydınımız bende dinliyorum.ikisinede saygı duyarım.siyaset yapmışlaqr fakat şu an partilerde değilller.iş te bu iki değerli insanın doğru ,dürüst ilkeli olduklarının göstergesi bence.siyasi partiler deki demokrasınin omayışıın kanıtı işte. buradan sizinde yazdığınız gibi türkiyemizin geri kalmışlığının en önemli nedenlerinden bitide bu işte.elinize sağlık çok güzel yazmışsın.yazmaya devam abiciğim.başarılar dileklerimle. Hoşca kalın... Altay İkinci |
Erol Barutçugil
diyor ki:
|
Muhterem Behram Bey, Yetişmiş insangücüyle ilgili düşüncelerinize katılmamak mümkün değil.Bizde, terazinin bir kefesine konulması gereken bilim,akıl,dirayet,basiret vb. kavramlar, çoğunlukla, yerini kadrolaşma ve yozlaşmayı esas alan çarpık siyasi zihniyete terkeder; insan tüketen mekanizmalar her daim galebe çalar. Sonuçta ise, terazinin diğer kefesindeki kalkınma, gelişme, ilerleme vb. unsurlar hep aşağıda kalmaya mahkûmdur. "İş ehline verilmezse sonuç hüsran olur" diye özetleyeceğim görüşünüzü okurken, bir an düşündüm: Bu ehliyetsiz kişilere Ziya Paşa ne derdi acaba? Mutlaka, "Bed-asla necâbet mi verir hiç üniforma/ Zer-dûz palan vursan...." diye başlardı! En derin muhabbetlerimle. |
Rüknettin Kullep
diyor ki:
|
Çok sevgili Dost! Okuduğum yazılarınla; W. Churcgil'in "Uçurtmalar rüzgar kuvvetiyle değil, o kuvvete karşı uçtukları için yükselirler" sözüne uygun bir biçimde çizdiğin yol haritasına göre ilerlediğini, hem ortaokul arkadaşlığından başlayan bir zamanla, hem de akrabalık bağıyla takip edip, böylece yazarlığa adım attığına ve üretime başladığına kani oldum. 'İki Bayburtlu' başlıklı yazın da yazdıklarımı doğrulamaktadır. Böylece takdirlerimi iletiyor, can sağlığı ve gönül hoşluğu içinde devamını diliyor, yanaklarından öpüyorum |
G.Semavi ARDAHAN
diyor ki:
| Kanaat sahipleri der ki; Yetişmiş insan gücünden yararlanabilmek için, beyin göçüne mahal verecek sebepleri ortadan kaldırmak gerekir. Çünkü yetişmiş bir insan kendini her zaman daha iyi imkanlara sahip yerlerde görmek ister. O yüzden şu anki karar mekanizmasına sahip kişilerce evvela yapması gereken şey imkanları geliştirip genişletmektir. Ki yetişmiş insan gücünün; imkansızlıktan dolayı göçüp gitmesine engel olunabilsin. Her zaman için dertlendiğimiz yereldeki (Bayburt) bu durum, genelde de tıpkı aynısıdır. Saygılarımla... |







