"Rumi 1293 yılı Nisan'ının 11'inci Pazartesi günü bir Moskof, Babıâli'ye bir mektup getiriyor; Moskof, Rus maslahatgüzarıdır. Mektup ültimatom. İki gün sonra Osmanlı-Rus harbi başlıyor. Bundan dokuz gün sonra da Sultan Hamit, Şeyhülislam kapısının fetvasıyla gâzi oluyor. Moskof'tan kutu kadar küçük Sohum Kalesi alındığı için saray imamı Ayasofya Camiinde 'Elgâzi İbnülgâzi Abdülhamit' diye haykırıyor. O, İstanbul'da gâzi olurken Moskof Çarı, cebinden yere düşmüş bir ipekli mendil gibi Ardahan'ı alıyor, Moskof Ordusu Tuna'yı, haritadaki çizgiden atlar gibi telafatsız geçiyor.

Nihayet 1294 Şubat'ının 19. günü Ayastefanos'ta bir Ermeni köşkünde Grandük Nikola ile Hariciye Nazırı Saffet Paşa, Osmanlı İmparatorluğunun battığını alaturka saat on birde tasdik ediyorlar: Ayastefanos Muahedesi imzalanıyor. Aynı yılda 14 Mart Salı günü saat ikide Yıldız'dan bir araba kalkıyor, Ayastefanos'tan da iki vapur hareket ediyor. Arabada Abdülhamit var; galip Moskof Başkumandanı Grandük Nikola'yı selamlamak için Dolmabahçe Sarayı'na iniyor. Ayastefanos'tan kalkan iki vapurdan biri de Dolmabahçe Sarayı'na geliyor. İnsanın sırtında taşıyabileceği kadar sakal ve sırma yığını göğsünde, Grandük Nikola vapurdan çıkıyor. Abdülhamit Dolmabahçe Sarayı merdiveninin taşlarında duruyor ve Osmanlı İmparatorluğu'nun ayağa kalkan cenazesi Moskof başkumandanını selamlıyor."

"Dağıstanlı Hoca kısık, mahrem sesle çıkıştı: 'Senin Fatih'in torunu Buharî'yi geçende Çemberlitaş hamamının külhanına attırdı, hadisleri odunlar gibi yaktırdı, duymuşsundur tabii... Frenk gömleği hikâyesini bir düşün, bir de hadis yaktırmayı.

'Bu frenk gömleği hikâyesini, Nazır ve Hoca, bir hafta evvel bir mabeyinciden bu odada dinlemişlerdi.

Abdülhamit'in çamaşırlarını satın alan bu mabeyinci bir gün 'Frenk gömleği de alayım mı?' diye sormuş, Abdülhamit kızmış 'Halife Frenk gömleği giymez, halifeye kolalı gömlek satın alınır' demiş."

"Ermeni ihtilalinde yirmi beş Ermeni'yi Osmanlı Bankası'ndan çıkarmaya Sultan Hamit kimi gönderiyor? Zaptiye Nazırı'nı mı? Hayır, Moskof Baştercümanı Maksimof'u. Siz ne diyorsunuz Nail Beyefendi? Hangi devlet; hangi imparatorluk? Diyarbekir'de bir Türk, Ermeni'nin nasırına bassa devletler Galata'ya bir düzine karakol gemisi gönderiyor. Avrupa hariciye nazırları vilayetlerimize, dahiliye nazırımız kadar karışıyor. Sonra da 'Avrupa bizi taksim etmez, çünkü Sultan Hamit padişahtır' diyorsunuz. Demek ki Abdülhamit'ten korkuyorlar."

"Sarıklı milletini bana sen mi anlatacaksın? Menfaat göster: Vapur bacası gibi bağırarak sana Allah'ı da inkâr etsinler; peygamberleri de!.. Sultan Hamit 33 sene sarığa sırma takarak; taassuba maaş vererek tahtında oturdu."

Kim yazmış bunları biliyor musunuz? "Bayrakları bayrak yapan üstündeki kandır/Toprak eğer uğrunda ölen varsa vatandır" dizelerini pek iyi bildiğiniz Mithat Cemal Kuntay. "Üç İstanbul" adlı romanından aldım bu bölümleri. Yoo öyle hemen "Efendim, romandır, sanki tarihsel gerçekler midir ki?" demeyiniz. Yazar, romanına tarihi gerçekleri almış, kurmaca yok, kaldı ki zaten o dönemi yaşamış bir insandır kendisi.

Bu kitapta Abdülhamit ve dönemine ilişkin daha uzun ve derin analizler de var, buraya sığmaz, kitabı alır okursanız, onlara da vakıf olursunuz.

Haa bu arada, Kuntay’ın şu Bayrakları bayrak yapan üstündeki kandır/Toprak eğer uğrunda ölen varsa vatandır" dizeleri, dillendirilir durmadan herkesin ağzında, dillendirilir ya, çoğu şairinin Mithat Cemal Kuntay olduğunu bilmez, kimisi Arif Nihat Asya’nın sanır. Ve pek çok kimse, bu dizelerin bir şiirinin yalnızca iki dizesi olduğunu sanır. Biz şimdi bu şiirin tamamını verelim, herkes iyi okusun. Cumhuriyetimizin 15. Yılına yazılmıştır ve Atatürk sevgisi ve saygısı ile Atatürk devrimleri pek güzel ifade edilir.

ON BEŞ YILI KARŞILARKEN...

Kim derdi yarılsın da nihayet yerin altı, 
Bir anda dirilsin de şu milyonla karaltı. 

Topraklaşan ellerde birer meşale yansın. 
Kim der ki şu milyonla adam birden uyansın. 

Kim derdi seher yıldızı doğsun da bir evden, 
Kaçsın da cehennemler o bir dalma alevden, 

Canlansın ışık selleri olsun da o damla 
Beş devletin öldürdüğü devlet bir adamla. 

Kim der ki en son rakamlar da delirsin. 
On beş asır on beş yılın eb'adına girsin. 

Dünyaları bir fert evet oynattı yerinden, 
Sarsıldı demirler evet azmin demirinden. 

Mazi yıkılıp gitti evet fesli, kafesli: 
Lâkin bugünün ey granit bünyeli nesli, 

Bir şey ele geçmez şerefin sade adından. 
Sen arşı bırak, varsa haber ver kanadından. 

Gökten ne çıkar? Gök ha büyükmüş ha değilmiş, 
Sen alnını göster ne kadar yükselebilmiş. 

Gökler çıkabildin, uçabildinse derindir, 
Tarihi kendin yazıyorsan, eserindir. 

Bahsetme bugün sade dünün mucizesinden, 
İnsan utanır sonra yarın kendi sesinden. 

Asrın yaşamak hakkını vermez sana kimse; 
Sen asrını üstünde izin varsa benimse; 

Bayrakları bayrak yapan üstündeki kandır 
Toprak, eğer uğrunda ölen varsa vatandır.
Misafir Avatar
İsim
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
Misafir Avatar
Bahir Oltulu 3 gün önce

Şiirdeki sözler sade söz değil; ruhumuza üflenen ve ölene dek aklımızdan çıkarmamamız gereken atalarımızın öğütleridir aynı zamanda.
Bize bu yolu yeniden gösteren ve ata öğütlerimizi yeniden hatırlatan Cazim ağabeyimize aşkolsun doğrusu.

Şimdi üstadın "Üç İstanbul" adlı eserini okumanın vaktidir.

banner268