21 Şubat gecelerinde kuşatılan sahneler

Bazı oyunlar dekoru, bazı oyunlar üstün oyuncu gücüyle günlerce yankı bulurdu. Seyirci izdihamı profesyonel tiyatro perdelerini aratmıyordu.

21 Şubat gecelerinde kuşatılan sahneler

Seyrettiğim oyunlarla birlikte beraber sahne aldığımız arkadaşlarımızın inanılmaz oyunculuklarıyla kuşandığı o yıllar, Meşhed-i Kamber, Paydos, Buzlar Çözülmeden, Müfettiş, Alparslan, Kamp 17, Harput’ta Bir Amerikalı, Cimri, Kafa Tamircisi, Akıl Taciri, Ermiş Mehmet, Yaşadığımız Şehir, Küçük Şehir, Duvarların Ötesi, Hababam Sınıfı, On Küçük Zenci, Molla Çinari, Prof. Dr. Abuziddin ve Diyet gibi tiyatro eserlerinin Bayburt sahnelerinde estiği yıllardı.


Oyunların sahnelendiği ve oyunlardaki repliklerin uçuştuğu Bayburt sahneleri, İstanbul sahneleri kadar çağdaştı. Hepsi güncel oyun ve güncel sözcüklerdi... Bazı oyunlar dekoru, bazı oyunlar üstün oyuncu gücüyle günlerce yankı bulurdu. Seyirci izdihamı profesyonel tiyatro perdelerini aratmıyordu.

*

Benim ve arkadaşlarımın bu birikimini bilen Bayburt Postası yöneticilerinin isteği üzerine o yıllardan biraz söz etmek, Bayburt’un kültür ve sanat hayatından bazı izleri aktarmak istiyorum.

Babam rahmetli Hacı İbrahim Ardahan, terzi olmasına rağmen 50’li yıllarda İstanbul’da meddahların yaptığını Bayburt’ta uzun kış gecelerine taşırdı. Özellikle Ramazan gecelerinde 'Karabey'in Kahvesi'nde ve 'Yahya'nın Kahvesi'nde seküye çıkıp zaman zaman omzundaki mendille alnındaki teri silerek, o güzel sesiyle siyret okurdu. Hikâyenin kahramanlarını cengaverler edasıyla yaşar, hisseder ve oynardı. 

Onu coşkuyla dinleyen halkın arasında ben de bulunur, babama özenirdim. Belki bir öykünme ya da irsiyetten olacak, çocukken kendimi sahnede buldum.

İlk seyrettiğim oyun; büyük usta Fikret Özeler’in Ar Sineması'nda oynadığı 'Meşhed-i Kamber' oyunu idi. İlk oynadığım oyun da Meşhed-i Kamber oldu. 

21 Şubat 1954 - Meşhed-i Kamber

İzlediğim, oynadığım ve yönettiğim tüm bu oyunların neredeyse tamamı 21 Şubat Bayburt gecelerine denk gelirdi. Yine soğuk bir gecede, Ar Sineması diye bilinen salonda Kurtuluş Gecesi düzenleniyor. Şair Zihni İlkokulu öğrencileri olarak, benimle birlikte Muharrem Yarımer, Nimet Oltulu ve Zeynep Koman’dan kurulu dört kişilik bar ekibiyle gösteri sunmak için biz de hazırız.

Kuliste sıramızı beklerken bir eşek(!) ile beraber dekor aralıklarından oynanan oyunu seyrediyoruz. Arkadaşlarla aramızda “Bu eşek bu sahnede ne arıyor” diye bakınıp konuşurken, salondan yükselen kahkahalar arasında o büyük usta Fikret Özeler, eşek üstünde Meşhed-i Kamber rolünde sahneye girer.

Kendisini coşkuyla izleyen Bayburt halkına unutulmaz bir gece yaşatan rahmetli Fikret Özeler, Bayburt’ta dönemin meşhur komedileri arasındaydı.

O yıllarda, özellikle 21 Şubat gecelerinde kendine has mizacıyla kuşattığı sahneler ve o sahnelerde ağzından dökülen unutulmaz replikler, tiyatro perdesinin kapandığı ertesi gün Bayburt sokaklarında yankılanırdı… Nitekim seyrettiğimiz oyunu birkaç ay sonra mahallenin öncü delikanlısı Muhsin Kayalı’ların merekte (samanlık) petrol lambası ışığı altında ve eski kerestelerden kurulu sahnede; Baha Erbay, Çetin Develi, Mecit Laz, Bahadır Kayalı ve ben Şingâh Mahallesi halkına ilk oyunumuzu oynamıştık. Hani “İki gönül bir olunca samanlık seyran olur” derler ya. İki gönül değil ama 55 yıl önce tüm Bayburtlular'ın gönlü bir olduğu için, samanlığı seyran yerine çevirmiştik…

21 Şubat 1956 -Paydos


Cevat Fehmi Başkut’un üç perdelik oyunudur. Yıl 1956... Ar Sineması’nda yine bir 21 Şubat gecesi Bayburt Orta Okulu, ‘Paydos’ piyesini sahneye koymuş, ben ise öğrenci olmama ve yasak koyulmasına rağmen oyunu seyrediyorum.

Bütün oyuncuları hatırlayamıyorum isim olarak. Ama hafızama kazınmış, Hacı Hüsamettin rolünde oyunculuğun zirvesinde bir yetenek; başındaki sarığı, giydiği şalvar ve cübbesiyle bir cambazdı Fikret Çelik… Ve oyun içerisinde öne çıkan, bir daha Bayburt sahnelerinden inmeyecek olan gazete satıcısı rolünde ise Cemil Kamber vardı…

O gece bu iki ustanın etkisinde kaldım. Özellikle Cemil Kamber, tiyatro ve sinema sahnelerinde meşhur olan Feridun Karakaya (Cilali İbo), Suphi Kaner gibi Türkiye komiklerinin yerini almış, daha da ileri gitmiş ve salonu gülmekten yormuştu.

21 Şubat 1962 - Küçük Şehir

Ülkede 27 Mayıs İhtilali olmuş... Genel ve yerel yönetimler tam bir askeri vesayet altındadır. 1962 yılının 21 Şubat’ında Bayburt’ta perdeler, Cevat Fehmi Başkut’un yazdığı ‘Küçük Şehir’ adlı oyunuyla açıldı. Oyun, gittikleri istikamette toprak kayması sonucu yolda kalan trenin yolcularının kurtarılarak ‘Küçük Şehir’e nakledilmesini anlatıyor...

21 Şubat Kurtuluş törenlerinin gündüz faslı bitmiş, gece kutlamaları başlamıştır. Ar Sineması yine kalabalık bir seyirci ile hınca-hınç doludur. Ben ise ilk kez Bayburt Bar Ekibinde yer almış olmanın heyecanı içinde, kuliste olup biteni seyrediyorum.

Oyunculardan; Hikmet Çağlar (Tüccar ve Belediye Meclis Üyesi), Hanefi Ağın (Öğretmen), Şinasi Çakır (öğrenci), Nihat Köklü (Tüccar sonradan Belediye Başkanı), Mithat Müftüoğlu (Ziraat Fen Memuru), M. Salih Irgav (Öğretmen), Salim Haşlak (Öğretmen) ve hatırlayamadığım diğer kişiler, olağanüstü bir gayret ve inançla oyunu yaşıyor gibiydiler.

Sanki gerçekten Bayburt’a bir tren gelirken toprak kayması sonucu yolda kalmış ve yolcular kurtarılarak ‘Küçük Şehir’e getirilmiştir. Çünkü oyunu oynayanlar gibi seyirci de kendini bu olayın içinde görmektedir. Zira Bayburtlu yıllarca gerçek tren özlemi ile yaşamış ve hâlâ o treni beklemektedir. Bir oyun bile olsa kendini bu oyunun bir aktörü yerine koymuş, sadece kurtarılan yolcuların, her şeye rağmen rahat etmelerini istemektedir.

Belediye Başkanı rolünde Nihat Köklü, ileriki yıllarda Bayburt’un gerçek Belediye Başkanı olacaktır. Sevecen Belediye Meclis Üyesi rolünde Şinasi Çakır, şehri alt üst eden kazazedelerin isteklerine mesafeli durmuş, onların vitamin ihtiyaçlarını karşılayarak, beslenme taleplerine takmış ve oyun boyunca adı vitamine çıkmıştır. Kaymakam rolündeki Hanefi Ağın, devleti temsil eden otoriter bir kişilikti.

Bayburt seyircisi ise (Tren Bayburt’a gelirken bu kaza olmuş gibi) salondan sahneye “Kaymakam Bey… Kaymakam Bey, çoroş goşak, bu treni gurtarak, ya haydiyin kazma-kürek yolu açak…” gibi sözlü sataşmalarla kendilerini oyuna vermişlerdi… Sanki o gece sahiden Bayburt’a tren gelmişti.

21 Şubat 1964 - Büyük Köprü (1)

Büyük Köprü ya da Alparslan… Büyük Köprü, 1978 yılında oynadığım ve yönetmenliğini üstlendiğim oyunun adı… Alparslan ise 1964 yılında seyrettiğim aynı oyunun diğer adı… 21 Şubat Gecesi, Ar Sineması’nda sahnelenen oyunun ilkini; eski belediye başkanım rahmetli Nihat Köklü oynamıştı…

1973 – 1977 arası belediye başkanlığının son dönemlerinde; Fen İşleri Müdürü olarak kadrosuna dahil olmaktan onur duyduğum bir isim olan Nihat Köklü’yü, daha önce 1964 yılında 21 Şubat Gecesi ‘Alparslan’ rolünde izlemiştim… Karşısında Romanos Diogenes rolünde Avukat Fuat Akkoyunlu vardı… Diğer rolleri kimler paylaşmıştı, tek tek hatırlayamadım ama muhteşem bir geceydi. Öyle ki, sergilenen oyunda seyircinin de dahil olduğu bir sahne vardı...

Alparslan rolündeki Nihat Köklü, oğlu Melikşah’a Cuma Hutbesi’nde devleti emanet ederken, salondan bir ses yükselmişti:
- Kalo! Senin oğlun bile yok… Bırak palavrayı...

Bu takılma Köklü’nün şovuna önayak olmuştu. Köklü, oyunu bir kenara bırakmış, dönerek hemen cevabı yapıştırmıştı:
- Otur yerehen, inersem ağzahan …“

İşte o cevabı alkışlayan seyirciler arasında ben de vardım.

21 Şubat 1967 - Hababam Sınıfı

Rıfat Ilgaz’ın yazdığı ve onun gözüyle sınıfa indirgenmiş bir Türkiye panoramasıdır, Hababam Sınıfı... 1966 yılında tiyatroya uyarlanmış, ardından Beyoğlu Küçük Sahne’de, ilk kez profesyonel yönetmen-oyuncu kadrosuyla sahneye konmuştur. Bayburt'ta ise 1967 yılında sahnelendi... 

O yıl, askerlik dönüşü benim de içinde bulunduğum Bayburt Folklor Derneği, 21 Şubat Kurtuluş törenlerinde gece düzenlemekle görevlendirilmişti.

Arkadaşlarla bir araya gelerek hangi oyunu sahneleyeceğimizi düşündük.  Kütahya Jandarma Tiyatrosu'nda tiyatrocu Salih Kalyon’la oynadığım bir oyun olan Hababam Sınıfı’nı teklif etmiştim.

O yıllarda Bayburt’ta yedek subaylığını yapan ve daha sonra Tokyo, Bükreş gibi başkentlerin büyükelçiliğini yapan rahmetli Yaman Başkut da kadroya katıldı. Yaman Başkut, tiyatro yazarı Cevat Fehmi Başkut’un oğlu ve aynı zamanda Devlet Tiyatroları Baş Dekoratörü Acar Başkut’un kardeşiydi.

Şimdiki zamanda değişik birçok versiyonuyla sinema filmi yapılan oyunun, Rıfat Ilgaz tarafından yazılmış gerçek metniyle provalara başladık. Yaman Başkut’un yönettiği oyuncu kadrosu sırasıyla; edebiyat öğretmeni Piyale İhsan rolünde Orhan Ardahan, okul müdürü Kel Mahmut rolünde Mithat Müftüoğlu, sınıf mümessili Tulum Hayri rolünde Ali Kondolot, okulun sahibi Muharrem bey rolünde Ahmet Gürbüz, öğrencilerden Kalem Şakir rolünde Necdet Alp, Refüze Ekrem rolünde Kenan Niyazi Abdullahoğlu, Sidikli Turan rolünde Nail Mangan ve İnek Şaban rolünde Hikmet Cilara olmak üzere düzenli bir şekilde; önce okuma, sonra mizansen derken oyun olgunlaşmaya başladı.

Kadromuzda ben ve Ali Kondolot haricinde başka sahne tecrübesi olan yok… Çoğu üniversite öğrencisi… Nihayet provalar tamamlandı.  21 Şubat 1967 akşamı Çoruh Sineması’nda perdemizi açtık. Herkes kendini, kendi hayatını oynuyor… Zaten bütün öğrenciler hababam sınıflarından geçmiş ve hayata öyle atılmışlardır. Seyircinin de hababam sınıfı olmuştur… Bu yüzden oyunu onlarla birlikte oynuyoruz adeta…

Oyunun bir bölümünde sınıfa, ezberlemeleri için Ahmet Haşim’in 'O Belde' adlı şiirini ödev olarak vermişim. İmtihan günü sınıftayız… Gözlerim iyi seçmediği için oyun içindeki oyunu anlamıyorum. Tulum Hayri’nin (Ali Kondolot) kocaman harflerle yazılı 'O Belde' şiirini astığı kürsünün önüne oturmuş, numara sırasına göre herkesi okutuyorum. Hiç takılan yok! İnek Şaban dahi 10 alıyor, seyirci katıla-katıla gülüyor. Ben iri camlı gözlüklerimle olup biteni göremiyor, çok başarılı bir edebiyat öğretmeni edasıyla öğrencilerimi övüyorum…

Öğrencilerimden duyduğum gururu ifade ederken gözyaşlarımı tutamıyorum… Biraz önce katıla-katıla gülen seyirciden çıt çıkmıyor… Bu sahne 4. perdenin sonudur…  Mithat, Ali, Orhan, Nail, Kenan, Necdet, Hikmet, Ahmet, el ele tutuşmuş yeniden açılan perdenin ardından seyirciyi selamlıyoruz. Selamlama yaparken ağlayanlar gözüme çarpıyor. Ve seyirciye karşı eğildiğimizde önümüzden perde geçerken salonun ayakta alkışladığını hissetmiştik...

21 Şubat 1978 - Büyük Köprü (2)


1967 yılında Hababam Sınıfı'nı oynadıktan sonra Ankara’ya, oradan Balıkesir’e düşünce yolum; Bayburt’ta başlayan tiyatro serüvenime ara vermek zorunda kalmıştım.

Bayburt’a dönüşümün ilk yılı 1978’de 21 Şubat Kurtuluş Gecesi’ne hazırlanıyoruz… Daha önce Ar Sineması’nda 1. versiyonunu seyrettiğim Nihat Köklü'nün oynadığı “Alparslan” adlı oyun; yıllar sonra "Büyük Köprü" adıyla 2. versiyonunu oynadığım oyun olacaktı… Kendime de rol verdiğim günün manasına uygun oyunu sahneye koymak için çalışmalara başladım…

Önceki yıllarda, Bayburt’un tiyatro sahnelerinde seyrettiğim ya da aynı sahneyi paylaştığım birçok arkadaşım yerlerini yeni yeteneklere bırakmıştı. 1977 yılı ve sonrasında Bayburt sahnelerinde Cemalettin Kumbasar, Turgut Başağa, Köksal Ciyaval,  gibi yetenekli isimler de vardı…

Oynayacağımız oyun, Türk tarihi ağırlıklı romanlarıyla tanınan Milliyetçi yazar Mustafa Necati Sepetçioğlu’nun eserinden oluşan Büyük Köprü; değişik zamanlarda, farklı adlarla birçok yerde sahnelenen, o dönemin güncel oyunlarından biridir halen... Oyunda Selahattin Ağın, Rauf Kalekâhyası; Alparslan’ın komutanları oldular… O yıllarda adından söz ettirmiş ve sonraki yıllarda gerçekten iyi bir oyuncu olacak olan Turgut Başağa (Alaman) ile birlikte Faruk Kılıçalan, Süleyman Burç ve daha isimlerini hatırlayamadığım birçok kişi rolleri paylaştılar…

Ezberler yapılıp, provalara başladık… Selçuklu Hükümdarı Alparslan’ın Anadolu’ya gelişini, savaş esnasındaki komutanların diyaloglarını ve savaşın nihayetini içeren oyun; beklediğimden daha çabuk bir zamanda sahneye konulur hale geldi. Bayburt tiyatro tarihinde görsel zenginlik olarak en öne çıkacak olan oyunun tüm dekor ve kostümleri ise; Bayburt'un zanaatkâr ustalarına yaptırılmış ve hepsi gerçeğe çok yakın bir biçimde tasarlanmıştı...

Her şey 21 Şubat akşamı için hazırdı... Ar Sineması yine dolu, yine coşkulu günlerinden birini daha yaşıyordu...

Oyun sürerken heyecan doruğa çıkıyor ve ilginç şeyler yaşanıyordu… Tutsak düşen Romanos Diogenes'in, (Turgut Başağa) Türk Hükümdarı Alparslan'ın önüne çıkarılmak üzere sahne arkasında beklerken kulisteki arkadaşlara, "Şimdi beni esir aldınız, ne yapacaksınız?" dediğini hatırlıyorum.

Ar Sineması'nda, -savaşın sonucu bilindiği halde- "Bizans'a haddini bildirmek gerek" şeklinde sözlü bir telaşa girilmesi ise; seyircinin kendini oyuna kaptırmasının kanıtıydı... Turgut Başağa gibi seyirci de kendini oyuna kaptırmıştı...

Yıllar önceki oyunda yaşanan Alparslan-seyirci diyaloğunda rahmetli Nihat Köklü'ye söylenen bu sefer bana da söylenmişti. Rol gereği oğlum Melikşah'a vasiyetimi yaparken seyircilerden,"Ne gonişirsan... Senin oğlun bile yok!" sesleri yükselmişti…

Sahne önünde ve sahne gerisinde olduğu gibi seyirci ve oyuncu arasında da tatlı diyalogların yaşandığı bu oyunun ardından, Ar Sineması'nda bir 21 Şubat akşamı daha canhıraş alkışlarla sona ermişti...

Orhan Ardahan / Bayburt Postası Arşivinden...
Misafir Avatar
İsim
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
Misafir Avatar
ERTUĞRUL HAŞLAK 6 ay önce

BİR KISMINA YETİŞTİĞİMİ BAYBURT GECELERİNDEKİ TİYATRO GÖSTERİLERİNİN LEZZETİNİ HİÇBİR ZAMAN UNUTMADIM. O ZAMANLARDA BAYBURT'A BU GÜZELLİKLERİ YAŞATANLARA TEŞEKKÜR EDER ŞÜKRANLARIMI SUNAR EBEDİYETE İNTİKAL EDEN BÜYÜKLERİMİZE DE ALLAHTAN RAHMET DİLİYORUM

Misafir Avatar
Kenan Niyazi Abdullahoğlu 1 yıl önce

Sevgili Orhan'ın anlattığı tiyatro tarihinin büyük bölümüne öğrenciliğimize rasladığı için ne yazık ki şahit olamadım.Ama başta Fikret Özeler, Cemil Kamber, Mehmet Salih Hacısalihoğlu ve Orhan Ardahan olmak üzere birinci ağızlardan defalarca dinledim.
Kendileriyle birlikte bazı küçük roller oynamaktan hep gurur duyduğum büyük sanat adamları Cemil Kamber, Orhan Ardahan, Ali Kondolot ve Turgut Başağa unutulmaz tiyatro ustalarıydı...
Cemil Abi öldü, Allah rahmet eylesin. Diğer kardeşlerime sağlık ve uzun ömür dilerim.
Sevgilerim onlarındır...

Misafir Avatar
Erkan Şengün 1 yıl önce

Bunları okuduktan sonra bu şehrin nasıl kültürel erozyona uğradını şimdi daha iyi anlıyorum. Hayatta olanlara hayırlı ömürler , vefat edenlere Allahtan rahmet dilerim. Herşey kalite ve kalibre meselesi vesselam

Misafir Avatar
Beşiroğlu (Faruk Nafiz kılıçalan) 1 yıl önce

Galfa Fikret, Nihat Köklü, Şinasi Çakır; Osman Okutmuş... bu çınarların yeri bir şekilde dolduruldu da, sevgili Orhan ağabey, sizlerin yeri dolduruldu mu..? Ahhh, ki ne ah... Ne güzel anlatmışsın. Son altmışbeş yılı adeta pandomim üslubuyla yeniden zihinlerimize nakş ettin. Her 21 Şubatlarda tazelenen, şimdiki deyimiyle; "fabrika ayarlarına" döndüren, milli heyecanlara elveda dedik... Neyse fazla kurcalamayayım... sağlık, sıhhat ve huzur dilerim sevgili ağabeyim, selamlar.

Misafir Avatar
nazım 1 yıl önce

eskide caddede ne güzel kutlardık.şimdi ermenilere ayıp olmasın diye görsel yayınlarla kutluyoruz.yazıklar olsun bizim gibi türklere.

banner286

banner268

banner277

banner235

banner283

banner285

banner241