Bayburt Postası - Gazi Üniversitesi Öğretim Üyesi Yard. Doç. Dr. Fatma Ahsen Turan ve Araştırma Görevlisi Reyhan Gökben Saluk’un editörlüğünü yaptığı “Sazın ve Sözün Sultanları” adlı serinin altıncı kitabı çıktı. Gazi Üniversitesi Fen-Edebiyat Fakültesi öğrencilerinin kendi memleketlerindeki halk şairleri ile yaptıkları söyleşilerden oluşan kitap, yine halk şairlerinin âşık edebiyatı ile ilgili düşüncelerini içeriyor.
Halk şairlerini; çok geniş bir coğrafyada, yüzyıllardır devlet olma özelliğini taşıyan Türk milletinin geçmişten günümüze birer “söz elçileri” olarak niteleyen Yard. Doç. Dr. Fatma Ahsen Turan, kitabın önsözünde, “Bu büyük ustalar, saz ve söz arenasında nöbeti birbirlerine emanet ederek günümüze kadar sazın ve sözün şanlı, hür, emsalsiz bayrağını taşımışlardır” diyor.
Bayburt’ta sazın ve sözün bayrağını taşıyan âşığımız Ali Sırrı Çoban’ın da (Aşık Süphani) yer aldığı kitap, âşık edebiyatının meselelerine ışık tutacak nitelikte… Yaklaşık 25 yıldır aşıklar kervanı içinde bulunan ve Aşık Süphani mahlasıyla tanınan Ali Sırrı Çoban’ı anlatan makaleyi ise Elif Akduman yazdı…
Elif Akduman’ın kaleminden…
Ali Sırrı Çoban, Bayburt’un Halfi Kale mahallesinde 1960 yılında doğdu. Ali Sırrı, on altı yaşına kadar çobanlık yaptı. 1978 yılında, liseyi bitirdikten sonra kardeşleriyle birlikte gurbete çıktı. Gurbette taş yontma işçiliğini öğrendi. Yurdun hemen her yöresinde bu iş üzerine çalıştı. 1989 yılında sağlık teşkilatına girdi. Hâlen halk sağlığı üzerine çalışan Çoban, evli ve beş çocuk babasıdır.
Ali Sırrı Çoban’da âşıklık sevdası; badeli âşıkların şiir kitaplarını okuyarak, Celalî, İrşadî, Hicranî Babaların, Burhanîlerin, Hilmilerin kasetlerini, plaklarını dinleyerek başlamıştır. On beş yaşındayken kendi kendine saz çalmayı öğrenen Çoban, Bayburtlu Şaşkunî Baba’dan çok şey öğrenmiştir. Gümüşhane Kelkitli Kul Nuri’yi ustası olarak kabul eden Âşık Süphanî, yirmi beş yıldır âşıklık kervanının içinde bulunmaktadır.
Ali Sırrı, ilkokul dörde kadar asıl adını Süphan olarak bildiğinden dolayı şiir söylemeye başladıktan sonra da Süphanî mahlasını kullanmıştır. Ona göre halk şairi olmanın temel dayanağı, aşk ve çiledir; Süphanî mahlası da bu iki dayanak üzerine kuruludur.
Âşık Süphanî; Sümmanî, Yıldızeli gibi makamları bilmektedir. Erzurumlu Âşık Reyhanî, Sümmanî Baba, Karslı Çobanoğlu, Çıldırlı Şenlik gibi âşıkların şiirlerini beğenmektedir. Karslı Çobanoğlu ve Erzurumlu Âşık Reyhanî ile yurt içinde ve dışında programlara katılmıştır.
Süphanî, Ramazan’da kahvehanelerde âşıklarla birlikte hikâyeler anlatmış, saz çalıp söylemiştir. Âşık meclislerine her zaman iştirak edemediğini fakat çeşitli vesilelerle davet edildiği ortamlarda bulunduğunu belirtmektedir. Şair âşıklığın muhabbetle başlayacağını, “Muhabbetsiz muhabbet olmaz.” sözleriyle ifade etmektedir.
Âşık Süphanî, âşıklık geleneğinin yaşatılabilmesi için âşıkların da sorumlukları olduğunu düşünmektedir. Süphanî, âşıkların örnek, doğru insanlar olmaları gerektiğini düşünmektedir. Aksi durumunda ise bu geleneğin layıkıyla gelecek nesillere taşınabileceği konusunda endişeli olduğunu sözlerine eklemektedir.
Âşık Süphanî, Kültür Bakanlığı’na kayıtlıdır. Bununla birlikte MESAM, İLESAM, TÜRKSAV, Bayburt Şair ve Yazarlar Derneği gibi birçok derneğe ve kuruluşa üyedir. Hakkında iki tez çalışması yapılmıştır. Dört kaseti ve “Beni Benden Sorma” adlı bir şiir kitabı bulunmaktadır. 2005’te Kars Âşıklar Yarışması’na katılmış ve yarışmalarda derece kazanmıştır.
Âşık Süphanî, Bayburt Dede Korkut Şölenleri, İpek Yolu Fuarı Festivali, Fındık Festivali, Kars Peynir Festivali, Gümüşhane Pestil Şölenleri gibi pek çok festival ve şölenlerde bulunmuştur. Çeşitli TV programlarına çıkmış, 10 sene kadar Bayburt’un yerel radyolarından birinde Cuma akşamları program yapmıştır. Âşık Süphanî’nin birçok ödülü ve katılım belgesi bulunmaktadır.
Âşık Süphanî, teknolojinin âşıklık geleneği üzerindeki etkisinin olumlu olduğunu düşünmektedir. Teknoloji âşıkları diye tabiri ettiği günümüz âşıklarının her yönden tekniğin içinde olduklarını ve bu durumun aşıklık geleneğinin devamı açısından faydalı olduğunu söylemektedir. Günümüz âşıklarının yaşadığı zorluklardan da bahseden Âşık Süphanî, eserlerin yayınlanmasında karşısına çıkan engellerden dert yanmaktadır. Şairlerin bu millet için önemli olduğunu, şairlere değer verilmesi gerektiğini düşünmektedir.
Âşık Süphanî, devletin ve üniversitelerin âşıklara sahip çıkmasını istemektedir. Süphanî, edebiyat bölümlerinin halk edebiyatı derslerine âşıkların da sazlı sözlü katılmaları gerektiğini böylece âşıklık geleneğinin kalıcı olarak yeni nesillerce öğrenilebileceği düşüncesindedir.

KÜRŞAT ÇOBAN
diyor ki:
| şunu söylemek istiyorum degerli hemşerilerim varmı. Baybutr ta bir tane daha süpanimiz candan sahip çıkmalıyız ben böyle düşünüyorum.erzurumun kars veya bu yörenin aşıklarına kendi illeri o kadar güzel sahip çıkıyorlar ki bizlerde AŞİGIMIZA sahip çıkmalıyız.ama bizler bazı şeyleri kayb ettigimizde anlıyoruz. bu aşigimizin kiymetini hayat ta iken sag iken bilelim.Bayburt postasınada canı gönülden teşekkür ediyorum.bu aşigımızada yer verdigi içinBAYBURTUN CEHVERLERİNE sahip çıkalım. NOT AŞİK Supani benim amcamdır amcam diye bu sitem dolu sözleri yazmadım.bazı şeylerde memleket olarak pasif kalıyoruz birazda bunu vurgulamak istetim |
Alaattin
diyor ki:
|
degerli asıgımızın BENİ BENDEN SORMA şiir kitabından yazmış olduğu şiirinin bir dörtlüğüyle bende bu asık amcamı bu kültürü sazıyla sözüyle yurt içi ve yurt dısında kendi degımıyle önce can sonra canan diyerek Bayburt a has dörtlüğünü sizlere sunarak aşık amcamın ellerinden öperek saygılarımı sunarım: Süphani bellidir Bayburt un hali Genç kıza çeyizdir baybrağın alı Bir çıkak yaylaya yiyelim balı Lezzetli peyniri yağı Bayburt un |
Faruk Nafiz Kılıçalan
diyor ki:
| emanet by ağabeyimiz hislerimize tercüman olmuş, evet bizim kuşatan bir temiz yürektir aşık süphani bey.. deli-dolu, vefalı ve dürüst bir hemşehridir.. takdirle izliyorum kendisini, 1986 yılında sahneye koyduğumuz "nefret köprüsü" adlı oyunumuzda da rol almıştı, yani beraberce de iş kotarmıştık, hafızai beşer de ondan da bahsedeceğiz, saygı sunuyorum son ozan süphaniye... |
Emanet.By
diyor ki:
|
ÂŞIK SÜPHANÎ Yıl 1994 Sonbahar. Erzurum Atatürk Üniversitesi Araştrma Hastahanesi... Derviş ruhlu babam, yüksek tansiyon ve beyin kanamasından nöroloji servisinde hasta yatıyor. Doktorlar ümit vermiyor...Acı, çaresizlik, ıztırâp, hüzün; karşık duygular içerisindeyiz... Nöroloji en rizkli servis!... Akşamın 19.oo ilâ sabahın 07.oo 'si arasında hastalar - tabiri caizse - patır patır dökülüyorlar... Her odadan bir feryâd, ağlama sesleri koridoru inletiyor... Bir sabah ezanlar okunurken babamı da kaybettik...Rahmetî Rahmâna kavuştu... * Âşık Süphani'yi gıyabında tanırdım... İlk defa Ararştırma Hastahane'sinde yüzyüze geldik... Meğer Âşık Süphani'nin değerli validesi de birçok hastalıktan muzdarip, burada yatıyormuş... Babamın vefatını duyunca koşup gelmiş... Bir sağlıkcı olarak evraklarımızın ikmâli için hastahanede koşturup durdu... Acımızı paylaştı, bizi teselli etti...Sanki annesinin hastalığını unutmuş gibiydi... O gün, bu gündür bu harika insanı unutamam!... * Âşık Süphani hiç şüphesiz bu toprakların yetiştirdiği has evlâtlardan birisidir. Kişiliğiyle, sanatıyla, Allah(c.c) vergisi âşıklık-ozanlık yeteneğiyle, liyakatla bu toprakları temsil etmektedir... Bizim kültürel zenginliğimizi, hasletlerimizi, güzel dilimizi, moral değerlerimizi yaşatan; yeni kuşaklara eserleriyle aktaran Âşık Süphani'lere devletce, milletce sahip çıkmak, layık oldukları değeri vermek boynumuzun borcudur... * "Bu ne Bayburt, bu ne dünya, bu ne çağdır? Her âşık gönlümüzde yanan çerağdır... Gurumaz bir nehir, aşılmaz bir dağdır; Bilin ki, bu Âşık Süphanî babadır!..." Emanet.by |








